e-gazete

Bu kabalık niye!

Bu kabalık niye!

Camilerde vaaz veren Hocalar neden bağırır çağırır ve yüksek sesle konuşurlar.

Çünkü bizde anlama ve anlatmada uslup sorunu var. Hatip konuşurken bağırmasa daha sade bir anlatım kullansa olmaz mı?

Kürsüyü yumruklamasa mesela. Sessiz bir sözle anlatmayı denese. Olur lâkin, bütün yük anlama kalır o zaman. Konuşmanın anlamına kalır…

Aslında konuşmada bir mana, derin bir anlam varsa bağırıp çağırmaya gerek de kalmaz. Fakat akıl ve tefekkürden ve düşünceden yoksun konuşmaları değerli ve kıymetli hissettirmenin yoludur bağırmak. Bu aldanıştan kurtulmak lazım. Yükü kalıbın elinden alıp mananın eline vermek lazım.

Fakat bunu yapabilmek için bilgi lazım, bilgili olmak lazım. Dahası yürek lazım.. Yüreğin sesi de bilgi gibi akıl gibi sessiz ve sedasız ilerler. Onu şiddete boğdurmamak lazım.

Gürültü ile hikmet veya ilim yan yana olmaz çünkü. Aslında biri diğerini kovar kapı dışarı eder. Bu siyasetçi aleminin pek çoğunda akıl ve hikmet neden yoktur düşündünüz mü?

Kabalıkla cehaletini gizlemek ister siyasetçi. Bağırarak biliyormuş da konuşuyormuş algısı meydana getirir. Fakat onların bildiği bir şey yoktur. Ve toplum, ah toplum. Yüzde sekseni okumaz. Okusa da düşünmez. Bilgiyi şiddette, ilmi bağırmakta sanır. Sesi en çok çıkan siyasetçi külhan beylerin ardına toplanır, yanılır.

Cahil cesur olunca, alim de pısırık olunca olacağı budur. Bu bakımdan hikmet ehlinin de kabalığa düşmeden cesaretli olması gerekir. Fakat asıl mesele müşterilerin durumudur. Müşteri ne istiyor. Müşteri olan halk da şiddet ve kaba davranış prim yapıyorsa, kürsüyü yumruklayan derin bir Hoca olarak kabul ediliyorsa böyle kurak bir zeminde ilim gelişmez, hikmet boy atıp yücelemez ki. En güçlü manalar en sessiz sözlerde saklıdır. Bu ise yazıda kitap insanda ise hal ve temsildir.

Bir kitap kendi manasını anlatmak için yumruk sallar mı, avazı çıktığı kadar bağırır mı? Ondan kulağınızı tırmalayan bir söze şahit olur musunuz?

Kitaplar görünüşte ölü gibidirler. Fakat öyle ölü gibi sessiz duran öyle kitaplar vardır ki bir milleti ihya eder, canlandırır. Kur’an buna örnektir, risaleler buna güzel birer misaldir. Fakat onlardaki elektriğe kapılıp şarj olabilmek için göz teması, göz ucuyla takip edilmesi şarttır.

Evet bizim vaizlerimiz, bizim siyasilerimiz şekilde kitap gibi sessiz olabilirlerse manada bir volkan gibi tesir ve etki gücüne sahip olabilirler. Kalıp ve manayı test edip anlamak da mümkündür.

Bir saat dinlediğiniz hatipten aklınızda geriye kalan nedir? Bir ses mi, uğultu mu, gürültü mü, kürsüye salladığı yumruklar mı? Yoksa beyninizde derin bir düşünce, kalbinizde bir aydınlanma, aklınızda nurdan bir yol mu?

Öyle şeyler anlattı ki "Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi" deyebiliyorsanız o hatibi dinleyin o kitabı okuyun.

***

Bütün bunları neden anlattım. Bizlere bir haller oldu dostlar! Şiddet bu günlerde nedense çok pirim yapıyor. Okuma düşünme dersen hak getire. Bir sürü ekip cemaat ve cemiyet var. Din diyen kitap ve Kuran diyen insanlar ne de şiddet ve kaba kuvvet taraftarıymış.

Hani din yumuşaklıktı, hani “Yerdekilere merhamet ederseniz göktekilerde size merhamet eder” di.

Hani Efendimiz (sav) rahmet Peygamberiydi. Alemlere rahmet için gönderilmişti. Özellikle şu Ortadoğu müslümanları içinde bu rahmet ve merhametten eser görebiliyor musunuz?

VELHASIL, bağırıp çağırarak siyaset yapanlar da bir hayr bir fazilet yoktur. Hatta onların bağırıp çağırmasını isteyen o siyaset içindeki sessizler daha önemlidir.

Vaizlerin, siyasetçilerin bağırarak söylediklerine bakmayın; yaptıklarına ve davranışlarına bakarak onları anlamaya çalışın. Dahası sessiz hatiplerle yani kitaplarla aranız iyi olsun. Onları dinleyin onları okuyun.

Konuşmasında edepli ve ahlaklı olanlarla beraber olup, onlara destek vererek kaba saba bilgisizce konuşan insanların yaşama alanlarını daraltmak lazım vesselam.

e-max.it: your social media marketing partner

Please publish modules in offcanvas position.