ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin resmini çekti

ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin resmini çekti

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2020 yılı insan hakları raporu açıklandı. Raporda Türk hükumetinin, 2018’de kabul edilen geniş kapsamlı terörle mücadele kanunu çerçevesinde temel özgürlükleri kısıtlamaya devam ettiği ve hukukun üstünlüğünü tehlikeye attığı ifade edildi.

İnsan Hakları Uygulamaları Üzerine Ülke Raporlarını açıklayan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, insan haklarını ABD dış politikasının merkezine koyma konusundaki kararlılıklarını yineledi.

Raporun Türkiye bölümünde siyasete katılım, ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, toplantı ve gösteri özgürlüğü, uzun tutukluluk süreleri, akademik haklar, kadın ve LGBT hakları başta olmak üzere birçok başlıkta geçen yıl yaşanan çok sayıda ihlal ve iddia yer aldı.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı raporda yer almadı ancak bakanlığın 2021 yılı ortasında raporun kadınlara ilişkin bölümü için ek bir rapor yayımlayacağı vurgulandı.

15 TEMMUZ VE CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNE GEÇİŞ

2018’de Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonra Türkiye’de ‘temel hakların kısıtlandığı ve hukukun üstünlüğünden ödün verildiği’ belirtilen rapor, 2016’daki 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu iddiasıyla 60 binden fazla polis, asker ile 125 binden fazla memurun ve yargı çalışanlarının üçte birinden fazlasının görevden alındığı; 90 binden fazla vatandaşın tutuklandığı; 1.500 sivil toplum kuruluşunun kapatıldığı bilgisine yer veriyor.

2020’de 15 Temmuz darbe girişiminin 4. yıldönümü dolayısıyla AKP hükumetinin yayınladığı rapora göre, Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu iddiasıyla 597 bin 783 kişi hakkında yasal süreç başlatıldığını, 282 bin 790’ının gözaltına alındığını, 94 bin 975’inin tutuklandığı kaydedildi.

Yine aynı dönemde AKP hükumetinin Gülen hareketi ile bağlantılı 7.85 milyar dolar değerindeki (61.2 milyar Türk lirası) 796 şirkete el koyduğu; ayrıca bir sivil toplum kuruluşunun tespitlerine göre 32.2 milyar dolar değerinde medya kuruluşu, okul, üniversite, hastane, bankanın aralarında bulunduğu şirket ve şirket varlığına el konulduğu ifade edildi.

Raporda Türkiye’nin tek kamaralı ve başkanlık sistemine sahip anayasal bir cumhuriyet olduğu hatırlatıldı. 2018 yılındaki başkanlık ve parlamento seçimlerinde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) gözlemcilerinin, haber ve yayın konusunda kısıtlamaların yanı sıra, başkan adaylarından birinin cezaevine alınması dahil olmak üzere seçim kampanyası ortamına ilişkin endişelerini ifade ettikleri hatırlatıldı.

Bu durumun muhalefet adaylarının eşit bir şekilde yarışmaları ve özgür bir şekilde kampanya yapma imkanlarını sınırlandırdığı belirtildi.

YARGI MENSUPLARININ YÜZDE 45’İ 3 YILDAN AZ DENEYİME SAHİP

15 Temmuz 2016 sonrası çok sayıda yargı mensubu görevden alındığı için “Ülkedeki savcı ve hakimlerin yüzde 45’inin en fazla üç yıllık deneyimi olduğu” ifadelerine yer veren rapor, bunun olumsuz sonuçlarının uygulamaya yansıdığını savunuyor. Rapora göre, 15 Temmuz sonrası ‘darbe girişimine destek ve terör suçlamasıyla’ tutuklanan 282 bin 790 kişiden 25 bin 912’si hâlâ yargılama için bekliyor.

KOLLUK GÜÇLERİ ÜZERİNDE SİYASİ BASKI

Polis, jandarma ve askerin görev alanlarını açıkladıktan sonra “Sivil otoritelerin kolluk kuvvetleri üzerinde soruşturma yapma ve ihlâllerle yolsuzlukları cezalandırma mekanizmaları yetersiz” ifadeleri, raporda yer aldı ve güvenlik güçlerinin bazı insan hakları ihlâllerinde bulunduğu ifade edildi.

CEZAEVLERİNDE ÖLÜMLER VE KÖTÜ MUAMELE

Cezaevlerindeki duruma da değinilen raporda, 2020 içinde 49 tutuklu ve hükümlünün hastalık, şiddet ya da intihar sebebiyle (15 kişi) hayatını kaybettiği; hastalıklar arasında Kovid-19 olduğu bilgisine yer veriliyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları Komisyonu’nun 2020 yılı Haziran ayı itibariyle 2 yıllık süreçte 3 bin 363 ihlal ihbarı aldığını ancak hiçbir başvuru konusunda ihlal kararı almadığı ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından raporlaştırıldı.

ZORLA KAYBETMELER

Kayıplarla ilgili bilgilere de yer veren rapor, Şubat ayında Ankara Barosu’nun, gözaltına alındığı belirtilen yedi kişinin kaybolmasıyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatıyor. Gülen hareketi ile bağlantılı bu kişiler 2019 yılında bir anda polis merkezinde ortaya çıkmıştı. Bu kişilerden birisinin Gökhan Türkmen olduğunu hatırlatan ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkmen’in cezaevinde iken istihbarat görevlileri tarafından ziyaret edildiğini ve ziyaret sırasında istihbarat görevlilerinin Türkmen’i ve ailesini kaçırıldığı ve işkence gördüğü yolundaki ifadelerini çekmesi için tehdit ettiklerini kayıtlara geçirdi.

Raporda devamla, “Altı kişinin cezaevinde terör suçlamasıyla tutulduğu, birinin işkence gördüğüne dair şikayette bulunduğu ancak savcılığın bu şikayeti incelemeyi reddettiği” yazılan rapor yedinci kişinin nerede olduğunun ise hâlâ bilinmediğini belirtiliyor.

Raporda, HDP’nin gündeme getirdiği Süryani çift Hürmüz ve Simoni Diril’in kaybolması ve Simoni Diril’in cansız bedenine ulaşıldığına da yer veriliyor.

GÖZALTINDA KÖTÜ MUAMELE VE İŞKENCE

PKK ve Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kişilerin ‘kötü muamele görmesinin daha büyük olasılık olduğuna’ da, insan hakları örgütlerinin ifadeleri üzerinden raporda yer veriliyor. Polis ve bekçilerin, gözaltı sırasında en az 14 kişiye kötü muamelede bulunduğunun İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından raporlandığı hatırlatılıyor. Ocak – Kasım ayları arasında işkence ve kötü muamele şikayetinde bulunan tutuklanan veya gözaltına alınanların sayısı da 573 olarak veriliyor.

DIŞİŞLERİ MENSUPLARINA YÖNELİK İŞKENCELER

Raporda, 2019 yılında Dışişleri Bakanlığı mensuplarına yönelik işkence iddiaları da kayıtlara geçirildi. Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 100 Dışişleri mensubundan, Ankara Barosu’nun görüştüğü 5’inin polisin yaptığı işkenceleri anlattığı, ancak savcılığın işkence iddiaları konusunda soruşturma açmadığı ifade edildi.

YURTDIŞINDA HEDEF ALINAN MUHALİFLER

AKP hükumetinin özellikle yurtdışındaki Gülen hareketi mensuplarına yönelik baskı kampanyaları yürüttüğüne yer veren ABD Dışişleri Bakanlığı, bu kişileri getirmek için Ankara’nın yasal süreçleri işletmeden diğer ülke hükumetleri üzerinde baskı kurduğunu; BM özel raportörünün 2020 yılı Mayıs ayındaki raporuna göre Ankara’nın diğer bazı ülke hükumetleri ile koordinasyon içinde 100 Gülen hareketi mensubunu ‘zorla’ Türkiye getirdiğinin tespit edildiğini ve bunlardan 40’ının ‘zorla ortadan kaybedildiğini’ belirtti.

Freedom House (Özgürlük Evi) raporlarına göre, 2016 yılındaki darbe girişiminden bu yana on binlerce Gülen hareketi ile bağlantılı kişinin pasaportlarının Türkiye’nin verdiği bilgiler sonucu pasaportlarının iptal edildiği bilgisi de ABD Dışişleri Bakanlığı raporunda yerini aldı.

ORDUDAKİ ŞÜPHELİ ÖLÜMLER

Ordu içindeki şüpheli ölümlere de yer verilen raporda, 18 ordu mensubunun 2020’de hayatını kaybettiği, hükümetin veya yetkililerin bu ölümlerle ilgili detaylı ve kapsamlı bir inceleme yapmadığı belirtiliyor.

AF SONRASI CEZAEVLERİNDE KOVİD-19 VERİLERİ PAYLAŞILMADI

Nisan 2020’de çıkarılan afla ilgili de “Kararda yargılama öncesi cezaevinde bulunanlarla ilgili bir madde yer almadı. Aralarında gazetecilerin, avukatların, insan hakları aktivistlerinin de yer aldığı terörle mücadele suçlamasıyla cezaevine yatırılan kişiler de apaçık şekilde kapsam dışı bırakıldı.” denildi ve Nisan ayından sonra Adalet Bakanlığı’nın Kovid-19 kaynaklı ölümlerle ilgili bilgi paylaşmadığına dikkat çekildi.

İnsan hakları örgütlerine göre Eylül ayında cezaevlerinde 1.605 hasta vardı, bunların 604’ünün durumu ağırdı.

AVUKATLARA YÖNELİK TEHDİTLER

Birçok avukatın “PKK ve Gülen yapılanması bağlantısı suçlamasıyla cezaevinde olan kişilerin savunmasını almaktan çekindiği” belirtilen rapor, bu tarz bazı vakalarda avukatların da tutuklandığı bilgisine yer veriyor:

“2016’dan bu yana 1.500’den fazla avukat yargılandı, 605’i tutuklandı, 441’i uzun süre cezaevinde kaldı. Tutuklanan avukatlardan 14’ü yerel baro başkanlarıydı.”

ADİL YARGILANMA HAKKI VE OSMAN KAVALA DAVASI

Raporun bu bölümünde gözlemcilerin bazı yargılamaların sonuçlarının önceden kararlaştırıldığına ya da yargıya müdahale edildiğine ilişkin endişeleri gündeme getirdikleri belirtildi.

Şubat ayında mahkemenin 2017 yılından bu yana gözaltında tutulan Osman Kavala ve sekiz kişiyi 2013’teki Gezi Parkı protestolarını hükümeti devirmek için kullanmaya teşebbüs suçlamasından akladığı, serbest bırakılmasına hükmettiği; ancak Ekim ayında Kavala hakkında üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle casusluk, anayasal düzeni devirmeye çalışmak, Gezi Parkı protestolarını düzenlemek ve Gülen hareketine destek vermek suçlamalarını içeren yeni iddianame hazırlandığı belirtildi.

Anayasa Mahkemesi’nin Aralık ayında Osman Kavala’nın yeniden tutuklanmasının hak ihlali olmadığına hükmettiği hatırlatıldı.

SİYASİ SUÇLULAR VE HDP’YE YÖNELİK BASKILAR

Toplam 17 HDP üyesi ve belediye başkanına yönelik tutuklamalara ve 16 HDP’li belediye başkanının 2020’de görevden alındığına da değinen rapor, bunların önemli bir kısmının 2014’teki Kobani olayları gerekçesiyle gerçekleştirildiğini hatırlatıyor. Suçlamaları gizli dosya kapsamına alan savcılıkların, avukatların dosyalara erişimini de engellediği belirtiliyor. HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden çıkarılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı bulunduğu da hatırlatılıyor:

“AİHM kararı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan mahkemeyi ‘bir teröristi savunmakla ve siyasi amaçlı bir karar vermekle’ suçladı. Ardından Türkiye’deki mahkemeler, Demirtaş ve 108 kişi hakkında Kobani olayları gerekçesiyle yeni bir soruşturma başlattı.”

Türkiye’de siyasi suçluların sayısının tartışma konusu olmaya devam ettiği, savcıların terörizm ve ulusal güvenliğe yönelik tehdit tanımını geniş tuttuğu ve savunma avukatları ve muhalif gruplara göre bazı durumlarda gazeteciler, başta HDP olmak üzere muhalif siyasetçiler, aktivistler ve hükümeti eleştiren bireylere yönelik suçlama getirilmesi ve yargılanmasında hukuki olarak sorgulanabilir delil kullandığı ifade edildi.

HDP Eski Eş Başkanı ve eski başkan adayı Selahattin Demirtaş’ın 2018 ve 2020 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin serbest bırakılması yönünde aldığı kararlara rağmen, cezaevinde kalmaya devam ettiği; Haziran ayında Anayasa Mahkemesi’nin Demirtaş’ın yargılama öncesinde uzun süre gözaltında kalmasının hak ihlali olduğuna hükmettiği ancak buna rağmen hükümetin Kobani protestolarına ilişkin ayrı bir soruşturmadan kaynaklanan ikinci bir gözaltı emri sebebiyle Demirtaş’ı serbest bırakmadığı anımsatıldı.

Öğrencilerin, sanatçıların ve dernek üyelerinin sosyal medya paylaşımları sebebiyle terör bağlantılı faaliyetler iddiasıyla cezai soruşturmalarla karşı karşıya kaldıkları belirtildi.

HEM GÜVENLİK GÜÇLERİ HEM PKK SİVİL ÖLÜMLERE YOL AÇIYOR

Raporda, çoğunlukla Güneydoğu Anadolu bölgesinde ‘PKK ile savaşında güvenlik güçlerinin sivil ölümlere yer açtığı,’ sivillerin korunması için yeterli önlemlerin alınmadığı ve PKK’nın da saldırılarında sivilleri de hedef aldığı belirtiliyor:

“Uluslararası Kriz grubuna göre 1 Ocak – 10 Aralık arasında 35 sivil, 41 güvenlik görevlisi ve 235 PKK militanı bu çatışmalarda hayatını kaybetti.”

Raporda, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde PKK hedeflerine yönelik askeri operasyonlarında sivil can kayıpları olduğu da ifade ediliyor.

PKK’nın ülke genelinde güvenlik güçlerini ve bazı durumlarda da sivilleri hedef aldığı saldırıları sürdürdüğü ifade edildi.

Raporda, 25 Haziran’da Türkiye’nin PKK’nın kolu PJAK’a düzenlediği hava operasyonunda Irak’ta en az altı sivilin hayatını kaybettiğine ilişkin iddialar yer aldı. 19 Haziran’da da İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, Irak’ın aynı bölgesinde PKK’ya yönelik hava saldırılarında üç sivilin hayatını kaybettiği belirtildi.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLANIYOR

Gazetecilikte pek çok kişinin hükümetin 2016 darbe girişiminden bu yana, önde gelen muhalefeti ve bağımsız gazeteleri temsil eden gazetecileri yargılamasının ve gazetecilerin cezaevine konulmasının ifade özgürlüğünü engellediği ifade ediliyor.

Medyada görevli kişilerin hükümetin eleştirilmesi durumunda misilleme ile karşı karşıya kalınabileceği konusundaki endişeler sebebiyle oto sansürün yaygın olduğunu rapor ettiği belirtildi.

Hükumeti veya devleti eleştiren vatandaşların soruşturma ya da dava edilme riski olduğu belirtilen raporda, bazı din, siyasi görüş ve kültürlere yakın olan kişilerin ifade özgürlüğünün kısıtlandığına dikkat çekiliyor:

“Hükümeti eleştiren ve hassas konularda düşüncelerini ifade eden kişilerin para veya hapis cezası alma, işini kaybetme riski var. Tüm özel Kürtçe yayın yapan gazete ve televizyon kanalları kapatıldı. Libya’da hayatını kaybettiği iddia edilen MİT yetkilisinin cenazesiyle ilgili bir haber sebebiyle yedi gazeteci hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. İkisi suçsuz bulundu.”

Raporda, PKK’nın da güçlü olduğu bölgelerde ifade özgürlüğünü kısıtladığını, özellikle ülkenin güneydoğusunda halkın PKK’yı eleştiren ya da güvenlik güçlerini destekleyen açıklamalar yapmaktan korktuğu ifade edildi.

Türkiye’de cezaevinde bulunan gazetecilerin sayısının Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre 37; Uluslararası Basın Enstitüsü’ne göre de 79 olduğu belirtildi. Bunların çoğunun hükümet karşıtı haber ve yayın ya da PKK veya Gülen Hareketi ile bağlantılı suçlamalarla karşı karşıya kaldıkları belirtildi.

MEDYA, HÜKUMET KONTROLÜNDE

Türkiye’de yazılı ana akım medyanın ve televizyonların büyük ölçüde iktidar partisi etkisi altında olan hükümet yanlısı medya şirketleri tarafından kontrol edildiğine dikkat çekildi.

Hükümetin ve siyasi liderlerin ve destekçilerinin gazetecileri dava, tehdit ya da bazı durumlarda fiziksel saldırı ile korkutmak ve baskı uygulamak için çeşitli araçları kullandıkları ifade edildi.

İNTERNET ÖZGÜRLÜĞÜ

Raporda hükümetin internete erişimi sınırlamaya devam ettiği ve bazı online içerikleri engelleme uygulamasını genişlettiği belirtildi. Hükümetin şeffaf olmayan yasal yetkiyi kullanarak özel online iletişimleri izlediğine ilişkin delilin olduğu ifade edildi.

Freedom House’un Pandemi’nin Dijital Gölgesi adlı raporuna atıfta bulunulan ABD Dışişleri Bakanlığı raporunda hükümetin özellikle pandemi sırasında internetteki faaliyetleri sebebiyle gazetecileri, aktivistleri ve bloggerları gözaltına aldığı, tutukladığı veya taciz ettiği kaydedildi.

Raporda geçtiğimiz Temmuz ayında sosyal medya sağlayıcılarına yönelik olarak kabul ettiği yeni internet yasasına değinildi.

Yasa kapsamında 1 milyondan fazla takipçiye sahip olan sosyal medya şirketlerinin ülke içinde bir temsil ofisi olması gerektiği ve kullanıcı verilerinin de bu ülkede depolanmasını gerektirdiğine dikkat çekildi.

Yasanın aynı zamanda içeriklerin kaldırılmasına ilişkin bir regülasyon getirdiği, sosyal medya şirketlerinin şahıslardan gelen içerik kaldırma taleplerine 48 saat içinde, mahkemelerden gelen taleplere ise 24 saat içinde cevap vermesi gerektiği yoksa şirketlerin ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalabilecekleri ifade edildi.

TWITTER’DA İÇERİK KALDIRMA TAPLERİNİN YÜZDE 19’U TÜRKİYE’DEN

Twitter’ın kendi hazırladığı şeffaflık raporuna göre, 2019 yılının son altı ayı boyunca, şirketin eline içerik kaldırılmasına yönelik olarak 5 bin 195 mahkeme emrinin ve talebin ulaştığı belirtildi. Twitter’a gelen içerik kaldırma taleplerinin yüzde 19’unun Türkiye’den geldiği de anımsatıldı.

İSTANBUL ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ KAPATILDI

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucuları arasında yer aldığı İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kapatıldığını hatırlatan rapor, bunun AKP’den ayrıldıktan sonra Gelecek Partisi’ni kuran Davutoğlu’na karşı bir adım olabileceğini yazdı.

TOPLANMA VE PROTESTO HAKKI

Toplantı ve gösteri özgürlüklerinin de ‘terörle mücadele’ gerekçesiyle yasaklandığı belirtilen raporda, güvenlik güçlerinin çoğunlukla orantısız güç kullandığı ve protestolarda çok sayıda kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Yılın ilk sekiz ayında polisin 637 eyleme müdahale ettiği, 1.364 kişinin bu müdahalelerde şiddete maruz kaldığı ifade edildi.

Bu eylemler arasında 8 Mart’ta Taksim’de düzenlenen Feminist Gece Yürüyüşü’ne özellikle yer verildiği, raporda görülüyor. 32 kadının bu müdahalede gözaltına alındığı belirtiliyor.

KADINLARA VE LGBTI BİREYLERE YÖNELİK ŞİDDET SUÇLARI

Kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddete karşı hapis cezalarının kanunda yer aldığı hatırlatılsa da, raporda mağdurların korunması için bu kanunların etkin olarak uygulanmadığı ifade ediliyor. Raporda, kadın cinayetlerinin arttığına dikkat çekiliyor ve Pınar Gültekin cinayeti hatırlatılıyor. Bunun yanında eşine ve çocuğuna şiddet uyguladığı için tutuklamış olan Müslüm Aslan’ın da Nisan ayındaki afla cezaevinden çıktığı ve aynı suçları yeniden işlediği için yeniden tutuklandığı hatırlatılıyor.

Yıl boyunca LGBTI bireylerin ayrımcılık ve şiddet içerikli suçlara maruz kaldığı; ancak bu suçlara karşı polisin kapsamlı önleme çalışması yapmadığı ve çok az sayıda şüphelinin yakalandığı belirtiliyor. Rapora göre, yakalanan şüpheliler ‘provokasyon yapıldığı’ gerekçesiyle salıverilme ya da cezanın hafifletilmesini talep edebiliyor.

ÇİN UYGURLARA ‘SOYKIRIM’ YAPIYOR

ABD yönetiminin 2020 İnsan Hakları Raporu’nda özellikle Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dikkati çekildi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, raporun tanıtımı dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında Çin’in Sincan’daki Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerini ‘soykırım’ olarak nitelendirdi.

Blinken, tüm dünyada insan hakları konusundaki gidişatın iyi olmadığını ve yapılması gereken çok şey bulunduğunu vurgulayarak, özellikle Çin’i hedef alarak, “2020’de çok fazla insan acımasız koşullar altında acı çekti. Çin’de hükümet yetkilileri çoğunluğu Müslüman olan Uygurlara karşı soykırım işledi; hapis, işkence ve zorunlu kısırlaştırma gibi insanlığa karşı suçlar işledi” ifadesini kullandı.

Raporun Çin bölümünde, Sincan’daki insan hakları ihlalleri ‘soykırım’ olarak tanımlanırken, bölgedeki hak ihlallerine geniş yer ayrıldı.

Pekin yönetiminin Hong Kong ve Tayvan’da da çok sayıda hak ihlali yaptığı yönündeki iddialar da Çin bölümüne girdi.