Meşru Olmayan Zevklere Aldanmayın

Meşru Olmayan Zevklere Aldanmayın

İnsanın meşru dairenin dışına çıkarak başka zevk yollarına kendini kaptırması toplumu ve aileyi derinden etkileyen bir yaradır. Fuhuş bataklığı insanı yer bitirir.

Nesli muhâfaza etmek, bütün içtimâî sistemlerin en başta gelen meseleleri arasındadır. Ancak İslâm’dan başka hiçbir sistem, istenilen ölçüde nesilleri muhâfazaya muvaffak olamamıştır. Bu da şüphesiz, İslâm dini ile diğer sistemler arasındaki yaklaşım farkından kaynaklanmaktadır.

Nesil, bir milletin varlığını sürdürme garantisidir. Onu koruyamayan bir millet, er–geç yıkılmaya mahkûmdur. Nesle en büyük darbe fuhuş ve ahlaksızlıktan gelmektedir. Onun içindir ki Kur’an, fuhşa giden yolları keser ve “Allah, fuhşiyatı (hayasızlığın her çeşidini) yasaklar.” (Nahl, 16/90) emrini gayet açık bir şekilde tebliğ eder.

Fuhuş, bir insanın kendisini gayr–i meşrû zevk ve lezzetlere kaptırması demektir. Yoksa insanın meşrû dâirede dünyevî zevklerden istifâdesi bu kapsama girmez. Meşrû dâireyi ise nikah belirler ki, bu kişinin temel ihtiyaçlarını gidermesi açısından kâfîdir, harama girmeye gerek ve ihtiyaç bırakmaz.

Günümüzde fuhuş, maalesef bir hayli revaç bulmuş durumdadır. Halbuki o, her yönü, her şekli ve her müessesesiyle insanı uçurumlara sürükleyen bir virüstür.

Gerek yazılı, gerekse görsel medya ve özellikle de internet vasıtasıyla gençlerimiz, şehveti tahrik edici fotoğraf ve yazılarla adeta fuhuş bombardımanı altında kalıp akılları ve zihinleri ifsat edilmektedir.

Fuhşa karşı İslâm’ın ortaya koyduğu bir kısım düstûrlar ve esaslar vardır. İnanan insanlar bu düstûrlara başvurdukları sürece, inşaallah, fuhuş girdabına kapılmayacak ve fuhuş cereyanları önünde sürüklenip helâk olmayacaklardır. İslâm esaslarına ve Kur’an düstûrlarına riâyet edilmediği zaman insanların, kütükler gibi bu fuhuş sellerine kapılıp sürüklenmeleri mukadderdir. Böyle bir netice ise, Müslüman olarak bizim en çok endişe etmemiz gereken bir meseledir.

Geçmiş milletlerin pek çoğu bu fitne yüzünden perişan edilmişlerdir. Roma, Bizans ve güzelim Endülüs şehvet ve şehevânî duygular altında kalarak ezilmişlerdir. El–Hamrâ sarayının hamamlarındaki utanç verici resimler, bu hakikati belgeler mahiyettedir.

Sanat adına sağa–sola çizilen ve şehevânî duyguları ifâde eden resimler, ahlâkın o dönemde ne derece ayaklar altına alındığını açıkça göstermektedir. Allah, zâlim Ferdinand’ı başlarına belâ ettiği zaman onlar zâten şehevî duyguların altında kalıp ezilmişlerdi.

Bir kısım yanlış iddia sâhiplerine göre, fuhşun önünü almak için erkek ve kadının bir arada bulunması lazımdır. Böylece, her iki taraf birbirine alışacak ve ortada bir tehlike kalmayacaktır.

Bu aslında korkunç bir iddiadır. İnsanların şehvetini tahrik ederek bu duyguyu söndürmeye çalışmak, deniz suyuyla insanların susuzluğunu giderme teşebbüsü gibi çok ters bir müdâhaledir. Üstelik sâdece kadın değil, İslâmî ölçülere uymayan her türlü çarpıklık, genç nesillerde bu kabil arzuları uyaracaktır. Müstehcen sözleri duya duya, hayâlinden silinmeyen açık–saçık vücutları düşüne düşüne erkeklik hormonu üreten ve her gün şehevânî duyguların bakışları altına giren bir sürü genç, maalesef kanunlarla da yasak edilmediği için, cinsî sapıklığa doğru sürüklenip gitmekte ve toplumumuzun yüz karası haline gelmektedir.

Netice olarak diyebiliriz ki, fuhşun önünü alıp nesli korumak adına iki çâre ve vazîfe vardır:

Birincisi; ferdin kendisine düşmektedir ki, evlenmek, oruç tutmak veya başka dinamikleri kullanmak sûreti ile fuhşa düşmekten korunmaktır.
İkincisi; bütün bir millet ve devlete âittir ki, o da cemiyeti fuhşa teşvik eden her türlü faaliyeti durdurmak ve kurutmaktır. Cenâb–ı Hak, “Mü’minler arasında fuhşun yayılmasını arzu eden için dünya ve âhirette can yakıcı bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.” (Nur, 24/19) mealindeki âyet ile böylesi karanlık güçlere dikkat çekmektedir.

Please publish modules in offcanvas position.