Kızıl Ordu’nun 15 Temmuz’u

Haziran 1937’de Kızıl Ordu’daki üst rütbeli subayların %45’i atıldı, bazıları idam edildi. 15 Temmuz’un kopyası gibi olayların bedeli ağır oldu.

15 Temmuz 2016 sonrasında Erdoğan rejimi tarafından TSK’da yapılan tasfiyelerinin bir benzeri, Stalin tarafından 1937-1938 yılları arasında Kızıl Ordu’da yapıldı. Tarihçiler yapılan bu faaliyeti “büyük tasfiye-great purge” olarak adlandırılıyor.

Tasfiyenin boyutu tam olarak bilinmemekle beraber, çeşitli rütbelerde yaklaşık 35.000 askerin ihraç edildiği, binlerce askerin tutuklandığı ve birçok üst rütbeli personelin de idam edildiği tahmin ediliyor.

DİKTATÖRLER EN ÇOK ORDUDAN KORKARLAR

Birçok askeri uzmana göre; Hitler’in Haziran 1941 yılında Rusya’ya karşı başlattığı askerî harekât esnasında, Kızıl Ordu’nun başlangıçta başarısız ve yetersiz kalmasının altında yatan neden Kızıl Ordu’da yapılan büyük tasfiyeler. Stalin’in II. Dünya Savaşı öncesinin gergin ortamında neden bu denli geniş çaplı bir tasfiye faaliyeti içerisine girdiği ise, tarihçiler arasında bugün bile tartışılıyor.

Yaygın kanı; Stalin, savaş çanlarının çaldığı 1937 tarihinde, dış güçler tarafından kendisine yönelik Kızıl Ordu içerisinde beşinci kol faaliyetlerinin yürütüldüğe inandığı. Kızıl Ordu’da bazı generallerin darbe yapacağı yönündeki dedikodular ve söylentiler, Stalin’i bir paranoya içerisine sürüklemişti.

Genel Kurmay Başkanı olarak görev yapan ve daha sonra 1935 yılında Mareşal rütbesine ulaşan Mihail Tuhaçevski, Kızıl Ordu’da büyük bir dönüşüm hareketi başlattı. O zamana kadar çoğunluğu köylülerden oluşan Kızıl Ordu, Mihail Tuhaçevski tarafından ortaya konan “derin harekât” doktrini çerçevesinde modernize edildi, ordunun siyasallaşmasına neden olabilecek faaliyetler engellenmeye çalışıldı. Ancak Mihail Tuhaçevski’nin bu çabaları Stalin’de tedirginliğe ve rahatsızlığa neden oldu.

KIZIL ORDU’NUN 15 TEMMUZ’U

11 Haziran 1937 sabahında Stalin’in Savunma Bakanı olan ve aynı zamanda Mareşal Tuhaçevski ile kişisel düşmanlığı bulunan Kliment Voroshilov, aralarında Tuhaçevski’nin de bulunduğu üst düzey generalleri Almanya ile birlikte hareket ederek Stalin’i devirmeye çalışmak suçlamasıyla tutuklattı. 1980’den sonra açılan Sovyet arşivleri, Tuhaçevski’nin Almanya lehine darbeye yelteneceği yönündeki iddiaların asılsız olduğunu ve darbe iddiasının Stalin’e sadakat ile bağlı olmayan askeri personelin tasfiyesi için uydurulduğunu ortaya çıkardı.

Tuhaçevski’ye ağır işkenceler yapıldı ve zorla diğer arkadaşlarının isimleri söylettirildi. Aile üyeleri Gulag esir kamplarında hayatlarını kaybetti, kendisi de vurularak idam edildi. Tuhaçevski’nin ölümü Kızıl Ordu’da domino taşı etkisi yaptı. İhanetle suçlanan birçok asker, işkenceden kurtulabilmek için silah arkadaşlarının isimlerini verdi, onların da darbeci olarak yargılanmalarına, tutuklanmalarına ve hatta bazılarının idam edilmelerine neden oldu.

SADECE STALİN’E SADIK OLANLAR CANINI KURTARDI

1937 yılında, Kızıl Ordu’da bulunan toplam 5 Mareşal’den 2’si idam edildi ve 1’i hapiste hayatını kaybetti. Sadece Stalin’e sadık olan Voroshilov ve Budennin görevlerine devam etti. Üst rütbeli subayların %45’i ordudan atıldı, hatta bazıları idam edildi. (Albay-Mareşal rütbesindeki 837 subayın 720’si Kızıl Ordu’dan atıldı.) 1941 yılına gelindiğinde, Askeri Konsey’de bulunan 85 askerden 71’i hayatını kaybetti.

Kızıl Ordu’da yapılan kitlesel kıyımdan sonra üst düzey görevlere Stalin’e sadık politikacıların yakınları getirildi. “Büyük tasfiye” sonrasında oluşan atmosfer ve şüphe ortamı orduda emir komuta birliğine ve askeri hiyerarşiye ağır hasar verdi. Silah arkadaşlarının idam edildiği bir ortamda göreve gelen yeni komutanların büyük çoğunluğu, gerekli askeri tecrübeden ve bilgi birikiminden yoksun kişilerdi. Kararlarında ve uzmanlık gerektiren askeri değerlendirmelerde tamamen politikacıların yönlendirmeleri etkili oldu.

TASFİYE HİTLER’İN İLERLEMESİNİ SAĞLADI

Kızıl Ordu’da yapılan tasfiyeler, askeri tecrübenin yok olmasına ve emir komuta birliğinin bozulmasına neden olduğu için, Sovyetler Birliği II. Dünya Savaşı’nın başında Almanya karşısında hezimete uğradı. Hitler’in hızlı ilerleyişi bu zaaf sebebiyle oldu. Diğer bir ifadeyle, Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı’na modern savaşın doğasından habersiz, yeteneksiz ve tecrübeden yoksun askerler ile girdiği için başarısız oldu. Askeri karar alma mekanizmanın bağımsızlığının tamamen ortadan kaldırılması ve parti politikalarına ayrı davranışların şiddetli bir şekilde cezalandırılması (aile fertlerini kapsayacak şekilde), komutanların karar karar alma becerilerini felç etti. Örneğin askerlerin kendi aralarında Tuhaçevski tarafından ortaya atılan “derin harekat” doktrininden bahsetmeleri, hain damgası yemeleri için yeterli bir sebepti.

Bunların yanında Kızıl Ordu’ya personel yetiştiren eğitim kurumlarında yıllar içerisinde oluşturulan tecrübe büyük tasfiye ile yok edildi. 1938 yılında Sovyet Askeri Akademisi’nde bulunan 167 kadrodan sadece 106’sına personel atanabildi. Daha önce görev yapan 94 kişiden 15’i hakkında ihraç kararı verilmiş ve 61’i hakkında ise soruşturma devam etmekteydi. 40 olması gereken profesör kadrosuna sadece iki kişi atandı. Subay eksikliğini tamamlamak için normalde 4 yıl olan eğitim süresi 2 yıla düşürüldü. 1937 ile 1938 yılları arasında orduya katılan subayların birçoğu, sistemli bir eğitim yerine kısa süreli kurslar aldı. Yaşanan hadiselerin doğal sonucu olarak askeri eğitim kurumlarında meydana gelen tahribat, orduya yeni katılacak olan askeri personelin de niteliksiz olarak yetişmesine neden oldu. II. Dünya Savaşı öncesinde oluşturulan yeni askeri birlikler nedeniyle asker sayısını hızlı bir şekilde artırılması da Kızıl Ordu’da ahengin bozulmasında neden oldu. 1941 yılına gelindiğinde ordudaki subayların %75’i bir yıldan daha az bir tecrübeye sahipti.

Bugün Kızıl Ordu’nun yaşadığı sürecin bir benzeri Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) yaşanıyor. TSK tamamen siyasallaşmış durumda. Terfilerde liyakatin yerini Erdoğan rejimine sadakat aldı. Harp okullarına öğrenci temininde selefi eğitimlerini gizlemeyen SADAT adlı kuruluş etkin. TSK’nın kurmay kadrosu tamamen tasfiye edildi, F-16 pilotlarının eğitilmesi için Pakistan Hava Kuvvetlerinden eğitmen subaylar getiriliyor. Bir zamanlar devletin bekasını, ülkenin itibarını uluslararası hukuku her şeyin üzerinde tutan TSK, yaşanan tasfiyeler sonucunda bugün Libya’da Erdoğan rejiminin silah ticaretinin koruyucusu, Suriye’de selefi cihatçı yapıların hamisi haline geldi. Umarız tarih tekerrür etmez ve Rus halkının Kızıl Ordu’da yaşananlara karşı takındığı sessizliğin bedelini II. Dünya savaşında ödediği gibi, Türk halkı da bugün TSK’ya yapılanlar karşısında takındığı derin uykudan savaş çığlıklarıyla uyanmaz.