Esaretin 6. yıldönümü: Hukuk 2 bin 193 gündür askıda

Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın tutuklanmasının üzerinden 6 yıl geçti. 14 Aralık 2014 medyaya darbe operasyonunda Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’yla birlikte gözaltına alınmış, 19 Aralık’ta ise tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Yönettiği Samanyolu Televizyonu’nda yayınlanan bir dizinin senaryosu gerekçe gösterilerek tutuklandı. Senaryodan ‘terör örgütü’ çıkaran Türk mahkemeleri, dünya hukuk tarihine geçti! Varlığı 6 yıldır ispat edilemeyen bir terör örgütünün kurucusu olmakla, o örgütü yönetmekle suçlanıyor.

25 Nisan 2015’te Hidayet Karaca ile birlikte 62 polis hakkında ‘delil’ yetersizliği gerekçesiyle ‘tahliye’ kararı verildi. Ancak karar ‘yok hükmünde’ sayıldı. O kararı veren hakimler Metin Özçelik ile Mustafa Başer önce ihraç edildi, sonra tutuklandı. Yetmedi, Mustafa Başer’in hakim eşi Rabia Başer de cezaevine gönderildi. İstanbul 14. Ağır Ceza, Mayıs 2016’da MİT TIR’larına ilişkin davada, ‘FETÖ’ diye bir örgütün varlığının ispat edilemediğine hükmetti. Ancak buna rağmen ne Karaca tahliye edildi ne de polisler… 

Bugün 14 Aralık 2020. Türkiye’nin hukuk ve demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen ‘medyaya darbe’ operasyonunun 6. yıl dönümü. Ülkenin en çok satan gazetesi Zaman’ın kapısına polislerin TOMA’larla dayanmasının, ‘demokrasi ve hukuk’ diyen insanlara gaz bombaları ve plastik mermilerle karşılık verilmesinin üzerinden 6 yıl geçti. Zaman da tıpkı Bugün, Özgür Düşünce, Meydan gazeteleri gibi susturuldu. Peki Türkiye’de ne düzeldi? Türkiye, 6 yıl öncesine göre daha mı demokratik bir ülke? Artık yargı daha mı bağımsız? İnsan hakları ve özgürlükler konusunda bir arpa boyu yol alınabildi mi? Yoksa tam tersi mi oldu? 

TAYYİP ERDOĞAN: BİR PROJE GELİŞTİRİYORUZ 

Recep Tayyip Erdoğan’ın medyayla arası hiçbir zaman iyi olmamıştı. 17/25 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunun ardından suç üstü yakalanmanın telaşıyla bu kez Hizmet Hareketi’ni hedef aldı. Ona göre operasyonu yapan polisler ve savcılar Cemaat mensubuydu. Zaten oldum olası sevmemişti Gülen Cemaat’ini; zira kendisine tamamen biat etmeyen hiç kimseden hazzetmezdi. İktidara gelir gelmez ilk amaçlarından biri ‘Gülen Hareketi’ni bitirmek oldu. 2004’teki MGK’da Gülen Hareketi’nin bitirilmesi kararı boşuna alınmamıştı! 17/25 Aralık, Cemaat’e yönelik operasyonun ‘öne alınmasına’ neden oldu sadece.

PROJE HAKİMLİKLER KURULDU 

Bir konuşmasında, “Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak.” dedi. 6 Mart 2014’te bir canlı yayında “Önce her şeyin altyapısını oluşturacaksınız.” diyen de Erdoğan’dı, 11 Mayıs 2014’te “Cadı avıysa, biz bu cadı avını yapacağız, bunu da bilin.” diyerek hukuku ayaklar altına alan da… 16 Haziran 2014’te Sulh Ceza Mahkemeleri’nin yerine süper yetkilerle donatılmış sulh ceza hakimlikleri kuruldu. ‘Doğal Hakimlik’ ilkesi ayaklar altında alındı.

BAŞSAVCI RESMEN YALAN SÖYLEDİ 

Twitter fenomeni @fuatavni_f, 11 Aralık 2014’te aralarında Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ismin gözaltına alınacağını duyurdu. Ancak dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, iddiayı  net bir dille yalanladı. Ancak 14 Aralık Pazar sabahı gözaltılar başladı. Hidayet Karaca, Emniyet’e giderek teslim oldu. Karaca ve Dumanlı’nın yanı sıra aralarında eski Hakkari Emniyet Müdürü Tufan Ergüder’in de bulunduğu bazı emniyet mensupları da gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar adliyenin -7. katında, buz gibi hücrelerde tutuldu. Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca’nın sorguları gözaltına alındıktan tam 80 saat sonra yapıldı.

KUMPAS TİYATROSU!

Soruşturma Savcısı Hasan Yılmaz’dı. Tahşiyeciler örgütüne kumpas kurulduğunu savunuyordu. Savcıya göre Fethullah Gülen, 6 Nisan 2009’da herkul.org’da yayınlanan sohbetinde örgütü hedef göstermiş, daha sonra STV’de yayınlanan dizide örgütten bahsedilmiş, ardından Zaman gazetesinde iki yazar, makalelerinin bir yerinde bu örgütü anlatmış, bütün bunlardan sonra da polisler operasyon yapmış ve şahıslar gözaltına alınmıştı! 

Ekrem Dumanlı, kendisine bile ait olmayan iki makale ve bir haber; Hidayet Karaca ise 4 yıl önce yayınlanan ‘Tek Türkiye’ dizisinin senaryosu sebebiyle suçlanıyordu. ‘Terör örgütü yöneticiliği’nden tutuklanan Karaca, hakime çok zor bir soru sormuştu: “Hakim bey bir delil var mı? Bir tek delil var mı? Silahlar nerede? Örgüt nerede?”

TAHLİYE KARARI, ‘YOK’ SAYILDI 

Hidayet Karaca ve polisler ‘delilsiz’ olarak tutuklanmıştı. Bunu bizzat hakimler, verdikleri kararların gerekçelerinde kurdukları cümlelerle itiraf ediyordu. ‘Delillerin toplanmadığı’ gerekçesiyle insanların özgürlüklerinin ellerinden alınması başlı başına kararların ‘siyasî’ olduğunun kabulü anlamına geliyordu. Nöbetçi İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2015’te 22.30 sularında Hidayet Karaca ve aralarında Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün, Yakub Saygılı, Ömer Köse, Tufan Ergüder, Ramazan Akyürek, Hayati Başdağ gibi isimlerin olduğu 62 polis hakkında ‘tahliye’ kararı verdi. Ve bu kararın ardından skandallar birbirini izledi. UYAP kapatıldı, bir başka mahkeme, ‘tahliye’ kararının ‘yok hükmünde’ olduğuna karar verdi. Tahliye kararını veren hakimler tutuklandı. Hala da tutuklular.

MAHKEME: ÖRGÜT YOK! 

Hidayet Karaca’nın “Örgüt nerede?” sorusuna İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, yaklaşık 17 ay sonra Mayıs 2016’da Can Dündar’ın yargılandığı davadaki kararında cevap verdi. Mahkeme, söz konusu kararında, “FETÖ diye bir örgütün varlığı ispat edilememiştir!” diyordu. Ancak bu karara rağmen ne Hidayet Karaca ne de tutuklu polisler tahliye edildi.

İDDİANAME NEDEN ÇÜRÜK? 

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hasan Yılmaz tarafından hazırlanan iddianame, 2 Ekim 2015’te İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Çelişkilerle dolu iddianame, savcının hayal gücü ve vehimlere dayanıyor. Somut tek bir ‘suç’ delili yok.

Savcı, ‘Hizmet Hareketi’nden ‘silahlı terör örgütü’ olarak bahsediyor. Ancak TCK’ya bir grubun ‘terör örgütü’ olarak kabul edilmesi için ‘cebir ve şiddet’ unsurlarını barındırması lazım. Zaten savcı da Cemaat’in bu unsurları barındırmadığını iddianamesinde itiraf ediyor. “Her ne kadar bu aşamaya kadar aktif cebir, şiddet içeren eylem ve işlemleri tespit edilmiş olmasa da…” diyor. TCK’ya göre ‘cebir ve şiddet’ yoksa, terör örgütü de yoktur! Kaldı ki Karaca ile polisler arasında nasıl bir bağlantı olduğuna dair de tek bir somut delil yoktu. 

SENARYONUN SORUMLUSU KİM?

İddianamede, senaryo ekibinde görevli şüpheliler tarafından ‘karanlık kurul adlı bölümün senaryosunun film şirketi tarafından yazılmadığının belirtildiği’ ileri sürülmüş. Ancak şüphelilerin hiçbirisinin ne emniyet ne de savcılık ifadesinde senaryonun film şirketi tarafından yazılmadığı söylendi. İfadesi alınanların her biri ya senaryoyu kendisinin yazmadığını veya kim tarafından yazıldığını bilmediğini söyledi. Senaryo Ser Film A.Ş. yapımcı kuruluşuna aittir. Dolayısıyla Karaca sorumlu tutulamaz.

‘ETKİLİ OLMAK’ NE ANLAMA GELİYOR? 

Ortada Hidayet Karaca’nın bu dizinin senaryosunu yazdığını iddia eden hiç kimse ve bunu destekleyen hiçbir delil yok. Senaryoları yazanı tespit edemeyen savcı, ‘senaryo yazımında etkili olduğunu’ belirterek ihaleyi Karaca’nın üzerine yıkıyor. Senaryo yazımında etkili olmak ne demek? Bir hukuk devletinde ‘etkisi olma’ gibi muğlak bir  kavramla bir kişiyi belirli bir eylemin faili olarak suçlamak mümkün mü?

Savcı, söz konusu iddianamede insanları mesnetsiz olarak suçlamakla kalmıyor. Gerçeği gizleyerek aynı zamanda suç işliyor. Dizinin yapım koordinatörü Mehmet Aylıdere, ‘Karanlık Kurul’un senaryosunu yazan kişinin İsmet Macit olduğunu söylüyor. Ancak savcı ne söz konusu kişinin ifadesini alıyor ne de hakkında soruşturma başlatıyor. Dolayısıyla savcının, ‘şüphelilerin senaryoyu kimin yazdığını bilmediklerini söylediği’ iddiası da tamamen yalan oluyor.

İSMAİL HAKKI PEKİN: TAHŞİYECİLER RAPORU MİT’TEN GELDİ 

Tahşiye soruşturması Gülen’in sohbetinden çok daha önce başlamıştı. MİT, söz konusu grubu 2004’den beri takip ediyordu. 17.02.2009’da Tahşiyeciler’le ilgili TSK ve Emniyet’e bir rapor sunmuştu. Dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin de imzasının bulunduğu ‘Tahşiyeciler’ raporunun kendilerine de MİT’ten geldiğini bizzat açıkladı. 

TAHŞİYECİLER, EL KAİDE İLE BAĞLANTILI

Tahşiyeciler’e yönelik operasyonun yapıldığı tarihte İstanbul Valisi Muammer Güler’di… AKP’de içişleri bakanlığı yaptı. Operasyonun yapıldığı gün kameraların karşısına geçmiş ve örgütün El Kaide ile bağlantılı olduğunu anlatmıştı. Güler, operasyon kapsamında yapılan aramalarda 3 el bombası, 7 tabanca, hançer, kılıç ve çok sayıda örgütsel doküman ele geçirildiğini belirtmişti.

BİN LADİN’İN ORDUSUNA KATILMAK FARZDIR! 

Tahşiyecilerle ilgili soruşturma kapsamında ele geçirilen görüntüler sabit. Silahlı mücadeleyi savunuyorlar. Videolarda örgütün lideri olduğu ileri sürülen Mehmet Doğan, El Kaide lideri Usame bin Ladin’e övgü dolu sözler söylüyor. Onun ordusuna katılmanın ‘farz’ olduğunu anlatıyor. Doğan, CNN Türk’te katıldığı bir programda ise “Bin Ladin’i Müslüman olduğu için severim” diye konuşmuştu.

TİB ÇALIŞANI: SAHTE DELİL ÜRETİYORUZ!

TR_0708a.jpg

Erdoğan rejimi, Camia’yı bitirmek için sahte delil üretmekten çekinmedi. TİB çalışanı olduğunu belirten bir kişinin çok sayıda gazeteciye gönderdiği ihbar mektubuna göre, ‘paralel yapı tarafından dinlenmiş’ gibi göstermek için, TİB Başkanı Cemalettin Çelik’in talimatıyla yaklaşık 2 bin kişinin ‘IMEI’ numaraları, ‘eskiden dinlenen numaralarmış’ gibi sisteme girildi. Ardından kayıtlar sonradan bulunabilecek şekilde silindi. Bu kayıtlar ‘telekulak skandalı’ olarak bir kısım medyaya servis edilerek kamuoyuna duyurulacaktı ve bu plan harfiyen uygulandı. Yandaş medya ‘paralel yapı’ olarak tanımladığı cemaatin 7 bin kişiyi dinlediğini yazdı. Ancak böyle bir dinleme teknik olarak mümkün bile değildi!

ZAMAN, KAYYIM ELİYLE GASP EDİLDİ
TR_6dee9.jpg

Zaman’a ilk baskın 14 Aralık’ta yapılmış ve Ekrem Dumanlı gözaltına alınmıştı. 19 Aralık’taki duruşmada Dumanlı tahliye edildi. Ancak İktidarın Zaman’ı susturma girişimleri bitmedi. 11 Kasım 2015’de gece yarısı gazete binasına TOMA’lar ve helikopterlerle baskın yapıldı. Zaman, kayyım atanan Bugün Gazetesi’nden ayrılanların kurduğu Özgür Bugün’ü basmakla suçlanıyordu! Bir gazete, matbaasında bir başka gazeteyi basmakla suçlanıyordu! Karar 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne aitti. Kayyım avukatlarının başvurusunda Feza Gazetecilik A.Ş.’nin matbaasında bulunan alet ve edevatın müsaderesi talep edilmişti. Ancak mahkeme, bu müsadere talebinin Anayasa’nın 30. maddesinin hükmüne açıkça aykırı olduğunu belirterek ve Feza Gazetecilik A.Ş. yasal bir kuruluş olduğu gerekçesiyle reddediyordu.

UYDURUK GEREKÇELERLE KAYYIM KARARI 

AKP iktidarı, 4 Mart 2016’da İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin skandal kararıyla amacına ulaştı. Zaman Gazetesi’ni de bünyesinde bulunduran Feza Gazetecilik şirketine kayyım atandı. Gerekçede, Zaman’ın uydurulmuş ‘FETÖ’ örgütünün faaliyetleri kapsamında ve örgüt faaliyetlerine destek olacak şekilde’ yayın yaptığı ileri sürülüyordu. Buna yönelik ‘kuvvetli deliller var’ diyordu sözde mahkeme. Delil dediği şeyler köşe yazıları ve haberlerdi. Ayrıca Zaman, PKK’yla işbirliği yapmakla da suçlanıyordu. Bunun delili ise bir gizli tanığın safsatalarından başka bir şey değildi.