17/25 Aralık’ın 7. yıldönümü: Yolsuzluk sıfırlanamadı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tartışmasız en büyük yolsuzluk soruşturmasının üzerinden 7 yıl geçti. İktidarın 4 bakanı ve Tayyip Erdoğan’ın ‘1 numara’ olarak adının karıştığı yolsuzluk soruşturmasının üzeri, hukuk katledilerek yapılan ‘darbe’ çığırtkanlığı ile kapatıldı. Ancak ne sıfırlama tapesi unutuldu, ne ayakkabı kutusundaki paralar ne, rüşvet karşılığında İranlı Reza Zarrab’ın önüne yatan bakanlar ne de 240 bin Euroluk sözde hediye saatler. Hepsi daha ilk günkü gibi hafızalardaki tazeliğini koruyor ve öyle görünüyor ki, daha yıllar boyu unutulmayacak. AKP rejimi ‘ak’lanma şansını kaçırdı. Bugün bütün dünyada AKP denilince akla 17 Aralık, 17 Aralık denildiğinde ise büyük yolsuzluk soruşturması geliyor. 

MUHALEFET, HUKUKSUZLUĞA ÇANAK TUTTU

Asrın yolsuzluk soruşturması, Türkiye’de muhalefetin ‘ikiyüzlülüğünü’ göstermesi açısından önemli. Yeri geldiğinde 17/25 Aralık soruşturmalarını AKP’lilerin yüzüne vuran muhalefet, o operasyona imza attığı için tutuklanan polisler söz konusu olduğunda lal kesiliyor. İranlı Zarrab’ın önüne yatanlara karşılık devletin namusunu kurtaran polisler 6,5 yıldır tutuklu. Bazıları yıllardır tek kişilik hücrede tutuluyor. Muhalefet, ancak AKP İş Bankası’nı gündeme getirdiğinde 17/25 Aralık’ı hatırlıyor!

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının 7. yıl dönümü. Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, AKP iktidarının 4 bakanının da adının karıştığı operasyonda, mahkeme kararlarıyla rüşvet adım adım görüntülenmiş ve kayda alınmıştı. Soruşturmayı büyük bir titizlikle yürüten polisler, rüşveti tespit için adım adım takip etmeyi yeterli görmemiş ve çapraz kontrol için harita baz analizi bile yapmıştı.

SORUŞTURMA NE ZAMAN VE NASIL BAŞLADI?

Soruşturma MASAK raporuyla 13 Eylül 2012’de başlamıştı. 17 Aralık soruşturmasında adı geçen bakanlar, ambargo nedeniyle zor günler geçiren İran’ın parasının Türkiye’den çıkarılması için rüşvet almakla suçlanıyordu. Bunun için yolsuzluğa ‘yol’ olmuşlardı. Örneğin buğday yetişmeyen Dubai’den sahte evraklarla binlerce ton buğday ithal ediliyordu. Erdoğan’ın talimatıyla kurulan kara para tezgahıyla aklanan paranın miktarı 87 milyar Euro’ydu. 

TÜRKİYE MİLYON DOLARLAR KAYBETTİ

Sorun şu ki, İran’ın parasını kaçırmak için kurulan sistem, Türkiye’ye milyon dolarlar kaybettiriyordu. Normal şartlarda gerçek belgelerle ve banka üzerinden yapılması halinde alınması gereken komisyon, 3-5 siyasinin cebine giriyordu. Zarrab’ın dönemin bakanları Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve dönemin Halk Bankası Müdürü Süleyman Aslan’la irtibatı tespit edildi.

AYAKKABI KUTUSUNDA MİLYON DOLARLAR!

17 Aralık sabahı aralarında bakan çocukları ve Zarrab ile adamlarının da bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı. Halk Bankası Müdürü’nün evinde yapılan aramalarda ayakkabı kutularının içinde, banyodaki liflerde yaklaşık 2,5 milyon dolar bulundu. Muammer Güler’in oğlunun evinde çıkan paranın miktarı ise 1,2 milyon dolardı. Zafer Çağlayan’ın oğlunun kaldığı ev babasının üzerine olduğu için arama yapılamadı.

RÜŞVETİN MİKTARI 63,5 MİLYON DOLAR

Emniyetin hazırladığı fezlekede bakanlar ve oğulları, İran’ın parasının binde 4-5 komisyon karşılığında aklanmasını sağlıyordu. Bunu da yukarıda belirttiğimiz gibi, sahte belgelere yol vererek yapıyorlardı. Fezlekeye göre Çağlayan 28 kez ve toplam 52 milyon dolar, Muammer Güler ise 10 kez ve toplamda 10 milyon dolar, Egemen Bağış ise 3 kez ve toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet almıştı. Bağış’ın ayakkabı kutusunda aldığı rüşvet saniye saniye görüntülenmişti.

KURYE: ANKARA’YA ÇOK PARA TAŞIDIM

Zaten Zarrab’ın kuryesi de Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadesinde rüşveti itiraf etti. Muhammed Sadık isimli kurye, Ankara’ya defalarca milyon dolarlar götürdüğünü söyledi. Kuryeler, İstanbul’dan Ankara’ya sırt çantalarıyla 2 milyon dolar ve 2 milyon Euro götürürken havaalanında görüntülenmiş ve bu görüntüler de fezlekeye girmişti. Yapılan teknik ve fiziki takibe göre söz konusu paralar Çağlayan’ın oğlu Kaan’a teslim edilmişti… Baz istasyonu kayıtları da bunu net olarak ispat ediyordu. Egemen Bağış da aldığı kutuları kabul etmiş ve ‘hediye’ olduğunu söylemişti.

SAVCI KARA: BİR NUMARA ERDOĞAN’DI

17 Aralık dosyası operasyondan 40 gün sonra Savcı Celal Kara’dan alındı. Savcı, 25-29 Ocak 2015 tarihleri arasında Cumhuriyet’ten Can Dündar’a verdiği röportajda, şüphelilerin konuşmalarında geçen ‘bir numara’nın Erdoğan olduğunu söyledi. Kara, “Bu işlerin başbakandan habersiz, bilgisiz ve ilgisiz dönmesine imkan yok. Bu dosya kapanmadı, kapanamaz. Kapanmasının tek yolu zanlıların yargı önüne çıkmasıdır.” diyordu.

KARA PARA TRAFİĞİNİ İLK YENİ ŞAFAK YAZDI

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, başlatılan soruşturmayı hükümeti ve ekonomiyi hedef alan siyasi bir operasyon olarak yorumladı. Halbuki İran’ın kara para trafiğini ilk deşifre eden gazete Yeni Şafak’tı. Adı geçen pravda, 17 Aralık’tan iki ay önce 13 Ekim 2013’te söz konusu kara para trafiğini, ‘Türk Leaks’ manşetiyle sayfalarına taşımıştı. Önce operasyonu yürüten polisler, sonra savcılar ve hakimler görevden alındı. Ardından da ihraç edildiler. Yetmedi bir çoğu tutuklandı, bir kısmı ise can güvenliği endişesiyle vatanını terk etmek zorunda kaldı.

VE BEKLENEN SON: TAKİPSİZLİK!

Soruşturma yeni savcıya, Ekrem Aydıner’e teslim edildi. Ve beklenen oldu; Aydıner, 11 ay süren incelemenin ardından, 17 Ekim 2014’te dosyayla ilgili takipsizlik kararı verdi. Kararda, ‘soruşturma kapsamında usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve herhangi bir örgüte rastlanmadığı’ kaydedildi. Önce polislerin koyduğu iddia edilen milyon dolarlar ise ‘takipsizlik’ kararının ardından sahiplerine teslim edildi!

UNUTULMAYANLAR!

Efsane tape: Paraları sıfırlayın!

TR_cde4e.jpg

17 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili çok sayıda tape internete düştü. Bunlardan biri de Erdoğan’la oğlu Bilal arasında geçtiği ileri sürülen konuşmaydı. Söz konusu görüşme sırasında miting için Konya’da bulunan Erdoğan, operasyonu haber alır almaz İstanbul’daki oğlunu arayarak, ‘evdeki paraları sıfırlaması’ talimatını veriyordu. Bilal Erdoğan meleseyi tam anlayamayınca, “Sümeyye’yi yanına gönderiyorum.” diyordu. Ve Sümeyye Erdoğan, TK2123 sefer sayılı THY uçağı ile yanındaki kadın koruma polisi ile birlikte sabah 09.00’da İstanbul’a uçmuştu. 

TAMAMINI SIFIRLAYAMADIK!

Bilal Erdoğan, aynı gün 23.15’de yaptıkları dördüncü görüşmede ise babasına paraları henüz sıfırlayamadıklarını, ellerinde 30 milyon Euro gibi bir miktar kaldığını ve onunla da ‘Şehrizar Konakları’ndan daire alabileceklerini söylüyordu. Ve o daire de alındı! Konuşmadaki her şey bir bir hayata geçirilmişti.

TR_b2e78.jpg

Zarrab: Başbakan onay verdi

17 Aralık soruşturması Türkiye’de ‘talimatla’ kapatıldı ancak Zarrab’ın ABD’ye gitmesi ve orada tutuklanması yolsuzluk soruşturmasını bütün dünyanın öğrenmesine neden oldu. Tatil için gittiği ABD’de 19 Mart 2016’da gözaltına alınan Zarrab, İran’a yönelik yaptırımları ihlal ederek ABD’yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve karapara aklama suçlamalarından Miami’de tutuklandı. Savcıyla anlaşan Zarrab, bütün yasadışı eylemlerini tek tek itiraf etti. Her şeyin Erdoğan’ın onayıyla yapıldığını anlatan Zarrab, “Sayın Başbakan bu ticaretin başlatılması için onay ve talimat verdi. Demek istediğim, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Babacan bu ticareti yapmaya karar vermişti.” diyecekti.

Çağlayan’a 50 milyon Euro rüşvet verdim

Zarrab, Halkbank ile çalışmaya başladığı süreci ve bu iş birliğindeki rolü karşılığı Zafer Çağlayan’a verdiği rüşveti ise “Halkbank ile ilişkim 2012 yılında başladı fakat bağlantılarım daha eskiye dayanıyordu. (…) Çağlayan, yüzde 50-50 ortak olmak koşuluyla bu ticarete aracılık edebileceğini söyledi. Çağlayan’a 45 ila 50 milyon avro arasında bir rüşvet ödedim.” sözleriyle anlattı. Türkiye’de ‘aklanma’ fırsatını kaçıran AKP iktidarı, şimdi yolsuzluk ve rüşvetin hesabını bütün dünyaya vermek zorunda.