Mavi Vatan Doğu Akdeniz’de karaya oturdu

Mavi Vatan doktrini Türkiye’yi köşeye sıkıştırdı. AKP’li Türkiye yıllardır süren statükoyu Mavi Vatan teziyle bozunca Yunanistan yeni hamlelerle kendine alan açtı.

Batı kıyılarında İtalya ile olan sorunlarını çözen Yunanistan, İyon Denizi’nde karasularını 12 deniz mili olarak ilan etti. AB ve ABD’nin desteğini arkasına alan Yunanistan’a son olarak Rusya da “Her ülkenin karasularını 12 deniz miline kadar ilan etme hakkı var” diyerek, destek verdi.

Mavi Vatan olarak adlandırılan doktrin en basit tanımıyla; Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de olası deniz yetki alanları üzerinde tam egemenlik haklarına sahip olduğunu iddia eden, Hitler’in “hayat alanı” tanımlaması ile benzer şekilde milliyetçi duygulara hitap eden, kendilerini ulusalcı ve anti emperyalist olarak tanımlayan emekli askerlerin fikir babalığını yaptığı bir kavram olarak özetlenebilir.

Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti ile yapılan Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşması bu doktrinin sahadaki ilk uygulaması diyebiliriz.

MAVİ VATAN TEZİ ÇÖKTÜ

Hükumete yakın medyanın da yoğun propaganda faaliyetleri ile Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı kamuoyu önünde Mavi Vatan doktrinine hayat veren kişiler olarak lanse edildiler. Söz konusu amirallerin temsil ettiği grup “Mavi Vatan” söylemi ile Erdoğan rejimine dış politika üzerinden iç politikayı şekillendirme imkânı verirken, kendilerine de siyasi güç devşirdiler. Ancak gelinen aşamada duvardan çekilen tuğla, taşların Türkiye aleyhine bir duvar örülecek şekilde yeniden yerine konulmasını sonuç verdi.

Gücünün üzerinde söylemler ile kendi bölgesinde tek başına oyun kurucu olduğuna inanan veya koalisyon ortakları tarafından inandırılan Erdoğan, kendi iç politik gündemi üzerinden dışarıda Türkiye karşıtı ne kadar güç varsa bir araya gelmesine neden oldu. Doğu Akdeniz’e kıyısı olmayan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Güney Kıbrıs ile savunma ve iş birliği anlaşması imzaladı, F-16 uçaklarını gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere Girit Adası’na konuşlandırdı. Mısır ve Yunanistan Doğu Akdeniz’de askeri iş birliğini en üst seviyeye çıkardı. Oysaki, 2011 yılında aynı Mısır tarihinin en geniş katılımlı askeri tatbikatını Doğu Akdeniz’de Türkiye ile yapmıştı.

MISIR’DAN KRİTİK İMZA

Mısır, Türkiye için Doğu Akdeniz’de en kötü senaryo olan Yunanistan-Mısır Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasını imzaladı. Daha düne kadar Libya’da Türkiye’nin oyun kurucu rolünün devam etmesi bir ulusal güvenlik meselesi iken, taraflar Mısır’ın ev sahipliğinde yapılan Libya görüşmelerinde yeni anayasanın aralık sonunda yapılacak seçimler öncesinde referanduma sunulmasını kararlaştırdılar. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) girişimi ile yapılan “Libya Anayasa Komitesi” görüşmelerinde varılan mutabakatın ayrıntıları, şubat ayında yapılacak görüşmelerde ele alınacak. Görüşmelerde referandum tarihinin belirlenmesi ve aralık ayında yapılacak seçimlere ilişkin de bir yol haritasının şekillendirilmesi planlanıyor. Anlaşmaya göre yabancı savaşçıların ve askerlerin Libya’dan ayrılması gerekiyor. Bu durumda Türkiye askerlerini Libya’dan çekmek zorunda kalacak. Yeni kurulacak hükümetin ve Temsilciler Meclisinin ise, Türkiye ile yapılan MEB Anlamasını onaylayacağı meçhul.

GÖZLER KRİTİK ZİRVEDE

Aralık ayında yapılan AB Liderler Zirvesi Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında Türkiye’ye yönelik bağlayıcı bir yaptırım kararı almayarak, konuyu mart ayında yapılacak zirveye öteledi. Bu zirve öncesinde şubat ayında NATO zirvesi yapılacak. AB’nin Türkiye’ye yönelik tavrında Biden yönetiminin tavrı belirleyici olacak. Joe Biden yönetiminin dışişleri bakan adayı Blinken’ın Kongre’de Türkiye ve Yunanistan’a yönelik açıklamaları, yakın dönemde Doğu Akdeniz’de yaşanacakların habercisi mahiyetinde. Blinken S-400 alımından dolayı Türkiye’yi sözde müttefik olarak tanımlarken, CAATSA yaptırımlarının uygulanacağını, tavır değişikliği olmazsa, diğer yaptırımların da masada hazır olduğunu söylüyor.

Öte yandan Blinken Doğu Akdeniz’deki çıkarları için Yunanistan-ABD ilişkilerinin kuvvetlendirileceğini vurguluyor. Ekathimerini gazetesinde yer alan habere göre; Blinken, Senatör Bob Menendez tarafından verilen yazılı soru önergesine verdiği cevapta; Doğu Akdeniz’de, İsrail-Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki iş birliğini destekleyeceklerini ifade ediyor. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yeni ABD yönetiminin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda Türkiye karşıtı cepheyi daha kuvvetli bir şekilde destekleyecek.

Erdoğan yönetimi, Biden yönetiminin bu tavrını öngördüğü için, AB ile ilişkileri daha fazla germemek adına, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin faaliyetlerini Antalya Körfezi ve açıkları olarak duyurdu.

Ancak burada gözden kaçmaması gereken bir durum var. Yunanistan, Erdoğan rejiminin MAVİ VATAN hülyaları uğruna bozduğu 30 yıllık statükoyu, yeniden kendi lehine kurmak için çok akıllı ve diplomasi temelli bir dış politika izlemeye başladı. Batı kıyılarında İtalya ile olan sorunlarını çözdü, İyon Denizi’nde karasularını 12 deniz mili olarak ilan etti. Diplomatik olarak AB ve ABD’nin desteğini arkasında aldı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, her ülkenin karasularını 12 deniz miline kadar ilan etme hakkı var diyerek, Yunan tezlerine zımni destek verdi.

Peki şimdi sormak gerekiyor, nasıl oldu da tüm kıyıdaş ülkeler Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir koalisyon etrafında toplantı, Yunanistan, AB ve ABD’nin tam desteğini aldı, diğer tüm hukuki ve siyasi argümanlar lehimize iken, neden Libya ile MEB anlaşması imzalayarak Yunanistan-Mısır anlaşmasının önü açıldı, sorular uzayıp gidiyor. Aslında tek bir şey oldu, MAVİ VATAN Doğu Akdeniz ve Ege’de, Erdoğan rejimi ve onun ulusalcı ortakları sayesinde karaya oturdu. Kaydeden Türkiye ve gelecek nesiller oldu.