Her şey bir şakayla başladı: AB’ye niyet Şanghay’a kısmet

Her şey bir şakayla başladı: AB’ye niyet Şanghay’a kısmet

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik rotasındaki en büyük kırılma 15 Temmuz’la yaşandı. Bu kırılma, AKP’li Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı tarafından onarılmak yerine anti-demokratik kararlar ve hukuksuz KHK'larla daha da derinleşti. Şimdi AKP iktidarı, gelişmiş Avrupa Birliği’ne girme hedefini bir kenara iterek Türkiye'ye Şanghay İşbirliği Örgütü’ne doğru götürüyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan yaklaşık 10 yıl önce, Temmuz 2012’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e bir “latife” yaptı. Erdoğan, kendisine “Avrupa Birliği’nde ne işiniz var?” diye takılan Putin’e “O zaman ben de şimdi size takılayım. Hadi gelin bizi Şanghay Beşlisi’ne dahil edin, biz de AB’ni gözden geçirelim.” diye takıldı.

Ancak bu şaka, aradan geçen 10 yıldan sonra, şimdi gerçeğe dönüşmeye çok yakın. Avrupa Birliği’nden uzaklaşarak Şanghay İşbirliği Örgütü’ne yakınlaşmanın sebebi Erdoğan’ın antidemokratik politikalarının bir sonucu.

HERŞEY 15 TEMMUZ’LA BAŞLADI

Bunu anlamak için önce bu sürede Türkiye’de yaşanan eksen değişikliği olarak da yorumlanabilecek gelişmelere göz atmak gerekiyor. Ve ilginç şekilde örnek olarak verilebilecek gelişmelerin tamamı 15 Temmuz sonrasında yaşandı.

15 Temmuz’un ardından yapılan referandumla tek adam dönemine geçiş, KHK’lar, hukuksuz ihraçlar, adaleti yok sayan uygulamaları da beraberinde getirdi. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taraf olması ve ilkelerini benimsemesine rağmen, 15 Temmuz sonrasında tamamen aykırı yönde adımlar attı.

ATILAN HER ANTİ-DEMOKRATİK ADIM TÜRKİYE’Yİ AB’DEN UZAKLAŞTIRDI

Önce 2010 yılında AB’ye üyelik adımları kapsamında anayasa referandumuyla yapılan değişiklikler bir bir geri alındı. Basın kuruluşları hukuksuz bir şekilde kapatıldı, basın özgürlüğü ağır darbe aldı. HSYK’nın yapısı değiştirilerek yargı tamamen yürütmenin kontrolü altına girdi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirilerek TBMM neredeyse sembolik bir konuma düşürüldü ve yasama da tek bir kişinin kontrolü altına girdi.

TEK ADAM REJİMİ HUKUKU RAFA KALDIRDI

Bu adımları 15 Temmuz bahanesiyle on binlerce kişinin insan haklarının ihlal edildiği baskı ve zulüm takip etti. Hukuksuz ve yetkisiz KHK’larla binlerce kişinin hayatı karartıldı. Evrensel insan haklarına aykırı bir şekilde on binlerce kişi bankaya para yatırdığı, herkese açık telefon uygulamalarını kullandığı, yardıma ihtiyacı olan öğrencilere destek verdiği ve arkadaşlarıyla aynı ortamda dini sohbetlere katıldığı için ya hapislere atıldı ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Üstelik delil olarak tek bir kişinin ifadesi bile yeterli sayıldı.

Bütün bu adımların demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını önceleyen AB başta olmak üzere diğer Avrupa kurumları ile çatışması kaçınılmaz oldu. En sonunda hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem de Avrupa Konseyi gibi kurumlar, birer birer Türkiye aleyhine kararlar almaya başladı. AİHM hem Osman Kavala hem ihraç yargıçlar hem de diğer hukuksuz tutuklamalarla ilgili Türkiye’nin defalarca cezalandırılmasını talep etti.

Özetle; Türkiye kendisine sürekli demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü hatırlatması yapan Avrupa Birliği’nden yavaş yavaş uzaklaştı. Atılan her anti-demokratik adım, işlenen her hukuksuzluk ve çiğnenen her bir insan hakkı Türkiye’yi AB’den uzaklaştırdı.

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI, OTOKRAT LİDERLERLE BİR ARADA

Erdoğan’ın dün ŞİÖ toplantısında verdiği fotoğraf da bu durumu özetliyor. Etrafında Vladimir Putin, İlham Aliyev, Tacikistan lideri İmam Ali Rahman, Lukaşenko ve İran lideri Reisi var. Karede Çin lideri Şi Jinping eksik.

Ve ilginç bir şekilde – belki de değil – bu isimlerin tamamı, ülkelerindeki anti-demokratik uygulamaları yüzünden eleştirilen isimler. Batıdaki demokratik lider algısından uzak, daha otoriter bir yönetim tarzını benimseyen “tek liderler.”

Ve yine ilginç bir şekilde Erdoğan hariç hepsi, geçen hafta vefat eden İngiltere kraliçesi 2. Elizabeth’in ŞİÖ toplantısıyla aynı tarihe denk gelen cenaze törenine “davet edilmemiş” liderler. Erdoğan’ın da davet edilmesine rağmen cenaze törenine katılmaması ve ŞİÖ toplantısında bu pozu vermesi ironik ama aynı zamanda anlamlı ve sembolik bir resim gibi duruyor.

Erdoğan ve iktidarı, 15 Temmuz sonrası uygulamalarıyla Avrupa Birliği’nden bilerek mi uzaklaştı ve bilerek mi ŞİÖ’ye yakınlaştı? Yoksa bu uygulamaların kendisini AB’den uzaklaştıracağını bilerek ama umursamayarak ya da Gülen Hareketi’ni yok etme pahasına göz ardı ederek mi bu adımları attı? Ya da 15 Temmuz’un asıl planı, Türkiye’yi demokratik Avrupa Birliği yolculuğundan – ve NATO’dan – uzaklaştırıp, demokrasiyi sevmeyen liderler kulübüne sokmak mıydı?

Tüm bu soruların cevabını, 15 Temmuz’un gizlenen gerçekleri aydınlandığında göreceğiz.