Balıkların böceklerin duyguları

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

Ünlü hayvan davranışı uzmanı biyolog Dr. Jonathan Balcombe, yakın zamana kadar balıkların duygularının olup olmadığına dair fikir yürütmenin dahi neredeyse bilim dışı sayıldığını dile getiriyor.

Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar balıkların duygulu canlılar olduğunu ortaya koydu. Mesela, Fransa’nın Burgundy Üniversitesi’nden araştırmacıların tek eşli balıklar olan Amatitlania siquia türü çiklitlerle yaptıkları deneyler seçtikleri eşle değil de, başkasıyla aynı akvaryuma yerleştirilen dişilerin moral bozukluğu yaşadığını gösterdi.

Sonuçları haziran ayında akademik dergi The Proceedings of the Royal Society B’de yayımlanan bu araştırmaya göre, seçtikleri eşlerden ayrı kalan dişiler karamsar bir bakış açısına sahip oluyor.

CC0

Ünlü akademik dergi Science’da yayımlanan bir araştırma da, arıların mutlu ve iyimser olabildiklerine işaret etti. Londra’nın Queen Mary Üniversitesi’nden bilim insanlarının deneyleri, tatlı bir şerbetten az miktarda içen arıların olumlu duygular içindeymiş gibi davrandıklarını gösterdi. Bristol Üniversitesi’nden Prof. Michael Mendl, böceklerin şuurlu olmaları ihtimalinin heyecan verici yeni teorilere ve hareretli tartışmalara konu olduğunu söylüyor. Bilim insanları şunu anlamaya çalışıyor: Mesela, arı gibi hissetmek diye bir şey var mı? Yoksa, arılar ve diğer böcekler çevrelerine yalnızca bir takım reflekslerle mi tepki veriyor?

Hayatının büyük bir kısmını Güney Afrika’nın kuleler inşaa eden termitlerini araştırmaya adayan New York Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Scott Turner, The Conversation’da yayımlanan makalesinde ilginç tespitlerde bulundu: “… Ayırt edilebilir termit ‘kişilikleri” var: Bazıları “girişimci”, inşaat işlerini başlatıyor ve etrafta koşturarak daha tembel olan yuva arkadaşlarını işe sevk ediyor, direnirlerse de dürtererek harekete geçiriyor. Bazı bireyler hevesli bir şekilde su paylaştırıyor, on beş dakika veya daha fazla zamanlarını bu işe adayarak az bulunan suyu topraktan emiyor ve susamış yuva arkadaşlarına dağıtıyor.”

Pixabay

Böcekler çevrelerine reflekslerle tepki veren robot gibi varlıklar mı? Yoksa şahsiyetleri, arzu ve istekleri olan duygulu canlılar mı? 

“Bazen doğa, yaptığımız gözlemler yoluyla bizle konuşur, deneylerin yakalayamayabileceği veya bilim insanlarının duymaya istekli olmadığı bir mana ile.” diyen Prof. Turner şunları da söylüyor: “Termitler, yalnızca basit davranış algoritmalarıyla işlemek üzere tasarlanmış küçük robotlar mı? Ya da, onlara ilişkin özel, yaptıklarına tamamen farklı bir anlam yükleyen hayati bir şey mi var? Uzun süre boyunca ilk görüşün doğru olduğunu düşünüyordum, fakat itiraf etmeliyim ki artık ikincisine daha çok meylediyorum.” Turner daha sonra, fikrinin değişmesinde etkili olan gözlemlerinden söz ediyor: “Termitler bir süre küçük yapay dünyalarını (laboratuar ortamındaki kum dolu petri kabı) inceledikten sonra, birbirlerini tımar etmeye başlar. Seyretmesi harika bir manzaradır. Tımar eden termit, diğerini yalamaya başlar ve sonra özenli bir biçimde tımar ettiği termitin her uzvunu bacak, antenler ve ağız kısımlarını çene kemiklerinin arasından geçirerek işi tamamlar. Tüm bu süre zarfında, tımar edilen termit neredeyse tamamen sakin ve huzurlu görünür. Antenlerinin hareketi durur, sanki “şimdi de bunu yap” der gibi uzuvlarını yavaşça tımarcıya sunar. Tımar etme işi bayağı yoğun bir hal alabilir, termitler oluşan “tımar istasyonlarında” çok istekli bir tımarcıdan hizmet görmek için sıra beklerler.”

“Zamanla anladım: Bunlar robot değiller, şahsiyetleri, arzu ve istekleri olan canlılar. Bir robot hiçbir zaman tımar edilmeyi “istemez”, başkasına su vermeyi, su içmeyi “istemez”. Oysa görünüşe göre termitler “istiyor” ve bu, termitlere hem bireysel hem de müşterek ruh gibi bir şey veriyor.” Prof. Turner, bunun makinalarda bulunmayan canlandırıcı bir prensip, hayatın varlığını ve yokluğunu ayıran, tanımlanamayan bir şey olduğunu dile getirerek yazısına son veriyor.

“Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml’i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir hayvan nevinin arasıra istimâl için birtek cesedi bulunacağı, rivâyetlerden anlaşılmakla beraber; hikmet, hakikat, rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza ederler.” (Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, Üçüncü Şua)

Please publish modules in offcanvas position.