Çocuğum küfrediyor, ne yapmalıyım?

Soru: “Yedi yaşında bir oğlum var. Nereden öğrendi, kimden duydu bilemiyorum ama ağzından küfür sözleri eksik olmuyor. Defalarca uyarmama rağmen yine de ağzından kaçırıyor. Çaresiz kaldım hocam. Ne tavsiye edersiniz?” Ayşe D.

Her şeyden önce malumunuz çocuklar, öğrenmeye açık varlıklardır. İyi şeyleri de kötü şeyleri de kolaylıkla öğrenirler.

Maalesef çocuklarımız bazen yakınlarından, bazen de tv, internet, arkadaş vs. gibi vasıtalarla kötü sözleri duyabiliyor. Bazı aileler bu yanlışın üzerine bir yanlış daha ekleyerek çocuk kötü söz sarf ettiğinde gülebiliyor veya çocuklarının küfür etmesi hoşlarına gidebiliyor. Bu, elbette doğru bir davranış biçimi değildir.

Sorunuzun cevabına geçecek olursak, çocukların bu kötü alışkanlıktan vazgeçmeleri adına pedagoglar şu tavsiyelerde bulunuyorlar:

1. Gece yatarken çocuğunuza okuyacağınız hikâyenin kahramanını kötü söz söyleyen bir çocuk olarak seçin. Anlatacağınız hikâyedeki çocuk, kötü bir söz söylediğinde, annesinin nasıl üzüldüğünü, etrafında bu sözden dolayı nasıl tepkiler oluştuğunu hikâyelendirin lütfen. Ama asla çocuğunuz ile hikâye kahramanını bütünleştirmeye kalkmayın, “Sakın sen de bu çocuk gibi yapma ha!” demeyin. Çocuğunuz hikâyede geçen mesajı zaten alacaktır, merak etmeyin.

2. Çocuğunuzun kullandığı çirkin sözlere alternatif kelimeler öğretin. Çocuk, kızgınlık ve üzüntü anında hangi kelimeyi kullanacağını bilmelidir. Hangi duygu anında hangi küfür kelimesini kullanıyorsa, ona o duygu anında kullanabileceği alternatif kelimeler öğretin. Mesela “Sana çok kızdım”, “Şu an çok üzgünüm”, “Sinirlendim”, “Allah’ım yardım et” gibi...

3. Çocuğunuz ile bir anlaşma yapın ve o gün çirkin kelime kullanmadığı her saat başına bir ödül -çocuğun yaşına göre örneğin çikolata- verin. Çocuğunuzu okuldan geldiğinden yatıncaya kadar sizinle beraber geçireceği 5-6 saat boyunca gözlemleyin ve her saat başında çocuğunuzun yanına giderek, onun başını okşayın ve -o unutsa bile- siz çikolatayı verin.

Çikolatayı verirken birkaç dakika kendisi ile sohbet edin ve bu ödülü neden aldığını söyleyin. Onu pozitif cümleler ile motive edin. Ancak gün geçtikçe, vereceğiniz bu ödülün “süresini” uzatın. Bir hafta sonra her saat başı değil ama iki saat başında bir çikolata verin. Bir süre sonra da bu mükâfat sürecini tamamen ortadan kaldırmaya çalışın. Zira mükâfatlar, zaman içerisinde ortadan kaldırılmaz ve alışkanlık halini alırsa, artık çocuğunuzun bir süre sonra sizinle pazarlık yaptığını görürsünüz.

4. Çocukların dil gelişimini, en üst seviyede kontrol altında tutmak istiyorsanız, çocuğunuza şiir ezberlettirebilir, tekerleme öğretebilir, kısa sureler ve dualar ezberlettirebilirsiniz. Böylece çocukların aktif hafızalarındaki kelimeleri -bir şiir dizesinin ezberlenmesi anında- siz belirlemiş olursunuz. Bu yöntem ile çocuğunuzun dilinin hem “şirin” hale gelmesine hem de “zihinsel gelişim”ine katkı sağlamış olursunuz.

5. Çocuğunuzun yanlışlıkla kullandığı çirkin sözlere ölçülü bir şekilde tepki gösterin. Kızmayın ve onu rencide etmeyin. Duruşunuzla, halinizle çok üzüldüğünüzü gösterin. Çok dramatize etmeyin ama atmosferinizin değiştiğini çocuğunuza hissettirin. Üzüldüğünüzü belirtin ama bu haliniz onu ezmesin ve bir psikolojik cezaya dönüşmesin...

6. Ve tabi ki hepsinden öte dua. Rabbimize çocuğunuzun bu alışkanlıktan vazgeçmesi için dua dua yalvarın...

*** *** ***

Namazımı oturarak kılabilir miyim?

Soru: Hamileliğimin son günlerini yaşıyorum. Vücudum oldukça ağırlaştı. Ayakta durmakta zorluk çekiyorum, eğilemiyorum. Yerden de tek başıma kalkamıyorum. Namazı oturarak kılabilir miyim? Böyle bir namazın sevabı eksik mi olur mu?” N.K.

Öncelikle Rabbimiz sağlıklı bir şekilde yavrunuzu sağ-salim kucağınıza almayı nasip eylesin.

Sağlığı bozulan veya bir özrü bulunan kişi, namazını gerektiği gibi kılamaz ve oturarak kılmak zorunda kalırsa bu namaz, değer açısından ayakta kılınan namaz gibi tamdır; yani alınan sevap, mükâfat eksiksizdir.

Çünkü kişiye ait keyfî olan bir tutum söz konusu olmayıp ancak vücudun yapabildiği şekilde namaz edâ edilmiştir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.), basur hastalığı olan birinin nasıl namaz kılacağının sorulması üzerine, “Durabilirsen ayakta, gücün yetmezse oturarak ona da gücün yetmezse yan üstü uzanarak kıl” (Ebû Dâvûd, Salât, 181) buyurur. Bu durumda olan bir kimse usûlüne göre namazını îmâ ile kılar.

Oturarak kılınan namazda kıyam, yani ayakta duruş yoktur. Bunun için ayakta okunan sûreler de oturuş halinde okunur.

Rükû ve secde ise îma ile yapılır. Daha açık bir ifade ile söylenilecek olursa, oturuş halindeki vücut biraz eğilerek rükû, ondan biraz fazla eğilerek de secde yapılmış olur.

Secde anında baş bir yere, bir cisme değdirilmez ve eller de yüze doğru kaldırılmaz. Rükû ve secde anında eller uyluklar üzerindedir.

Please publish modules in offcanvas position.