Kadınlar muayyen günlerinde mescide girebilirler mi?

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Bu haftaki yazımız, geçen hafta işlediğimiz konuları tamamlar mahiyette olacaktır. Yazımızda kadınlar muayyen günlerinde mescide girebilirler mi, hac ve umrede nasıl davranmalıdırlar, özür hâlinde neler yapılır gibi soruları cevaplamaya çalışacağız.

Geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi, ihtilaflı konularda ibadete izin veren görüşleri tercih edeceğiz. Bu yazımızda kaynak olarak herkesin kolayca ulaşabileceği ilmihallerden faydalandık. Dolayısıyla biz bir hüküm vermiyoruz, sadece âlimlerimizin çıkardığı hükümleri sizlere duyurmuş oluyoruz.

İlim öğrenmek için mescide girilebilir

Hayızlı (âdetli) kadının zaruri durumlar dışında mescide girip orada kalması, Hanefîler de dâhil fakihlerin çoğunluğuna göre câiz değildir. Zaruri durumlar dışında mescide girmek, orada eğleşmek ve itikâfa çekilmek de caiz değildir. Hadiste şöyle buyurulur: “Hiç bir hayızlı veya cünüp mescide giremez.” (İbn Mâce, Tahâre, 92; Dârimî, Vudû’,116).

Bununla birlikte bazı İslâm bilginleri, kadınların özel hallerinde mescide girmelerinin hükmü konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu âlimlere göre, Resulullah (s.a.v.) Müslüman olmayanları dahi mescide almıştır. Buna göre, cünüp kimselerin temizlenmeleri kendi isteklerine bağlı ise de, âdetli ve lohusa kadınların temizlenmeleri iradelerine bağlı olmadığından, bu durumundaki bayanların, başta irşad faaliyetleri olmak üzere, camide yapılan dinî içerikli hizmetlerden yararlanmak amacıyla camiye girmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Buna göre hanımlar, vaaz, sohbet, seminer, Kur’an, hadis dinlemek için mescide girebilirler. Bu görüş, çocuk eğitiminde büyük rolü olan hanımların eğitim ve öğretimi açısından çok daha isabetlidir.

Hac ve umrede âdet gören hanımlar nasıl davranmalı?

Kim bilir kaç yıl boyunca mukaddes beldeleri ziyaret etmenin hayaliyle yaşayan ve bu özlemi dindirmek için maddî ve manevî nice fedakârlıklara katlanıp Mekke ve Medine’ye gelen hanım kardeşlerimizin muayyen günlerinde nasıl davranacakları hususu çok önemlidir. Bu hususta kendi doktorlarının bilgisi dâhilinde âdet geciktirici ilâç kullanmalarının dinen bir sakıncası yoktur.

Bununla birlikte hac ve umre döneminde âdet gören kardeşlerimiz nasıl davranmalıdır?

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konuyla ilgili 2009/116 no’lu kararı şöyledir:

“Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca değerlendirilen ‘Hayızlı ve Nifaslı Kadınların Mescide Girmeleri’ konusu görüşüldü. Günümüzde hac ibadeti, şartlar gereği sınırlı bir zaman diliminde gerçekleştirilebilmektedir. Hac için gelen kadınlar, bu süre içerisinde hayız ve nifas gibi kendilerine özgü özel bir hal ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Şartlar gereği ömründe bir defa hac yapma fırsatı yakalayan kadınların özel durumlarında Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Haram’ı ziyaret etmeleri, dua ve zikir amacıyla mescidlere girebilmeleri, günümüzde çözüm bekleyen önemli bir dinî problem olarak gözükmektedir.

“Kadınların âdetli iken mescide girmeleri, İslâm âlimlerinin çoğunluğu tarafından caiz görülmemektedir. Ancak bazı âlimler bunu caiz görmektedirler. Bu görüşten hareketle, hacda âdetli iken dua, zikir ve istiğfar ile meşgul olmak, Kâbe’yi seyretmek veya Hz. Peygamberi ziyaret etmek gibi amaçlarla Harem-i Şerif’e ve Mescid-i Nebevî’ye girmek isteyen âdetli hanımların, buna cevaz veren âlimlerin görüşleri doğrultusunda amel edebilecekleri oy çokluğu ile mütalaa edilmiştir.”

Âdetli kadın hangi ibadetleri yapamaz?

Hayız, bir nevi abdestsizlik ve cünüplük hali, yani hükmî kirlilik (hades) veya mazeret kabul edilir. Hayızlı kadının namaz kılmasının ve oruç tutmasının câiz ve sahih olmadığında, yani hayzın bu iki ibadetin ifasına engel bir mazeret sayıldığında âlimler görüş birliğindedir. Hayız süresince terkedilen namazların kaza edilmesinin gerekmediği, oruçların ise temizlendikten sonra tutulacağı hususlarında da görüş birliği vardır. Bu konuda Hz. Peygamber’in bilgi ve onayı dâhilinde cereyan eden uygulamalar esas alınmıştır (Buhârî, “Hayız”, 20; Müslim, “Hayız”, 69; Ebû Dâvûd, “Tahâret”, 105).

Hayızlı bir kadın hac ibadetini eda ederken Kâbe’yi tavaf hariç hacla ilgili bütün işlemleri ve ibadetleri (menâsik) yapabilir. Haccın rüknü olan ziyaret (ifâza) tavafını yapmak üzere temizleninceye kadar Mekke’de bekler. Hanefîler’e göre hayızlı olarak tavaf yapılması geçerli olmakla birlikte ceza kurbanı kesilmesi gerekir.

Hayızlı kadının Kur’an okuması ve Mushafı eline alması, mescide girip orada kalması, Hanefîler de dâhil fakihlerin çoğunluğuna göre câiz değildir. Bu konuda hayızlı kadın cünüp kimse gibidir. İhtiyaç halinde mescide girebilirler, dua ve zikir niyetiyle dua âyetlerini, Fâtiha, İhlâs gibi sûreleri besmeleyi, kelime-i tevhid ve şehâdeti okuyabilirler.

Mâlikî fakihleri ise, bazı sahâbe ve tâbiîn âlimlerinden rivayet edilen görüşlerin desteğiyle, kadının hayız (âdet) süresi içinde Kur’an okuyabileceğini, fakat hayız kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar cünüp hükmünde olup Kur’an okuyamayacağını belirtmişlerdir. İbn Hazm bu şartı da aramaz. Mâlikîler ve İbn Hazm dâhil bir grup İslâm bilgini, cünüplük halinin iradî, hayızın ise gayri iradî oluşundan hareketle hayızlı kadın lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Mâlikîler kadınların Kur’an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir.

Hayızlı kadının hayız sebebiyle ibadet edememesi, Kur’an okuyamaması dinin kendisine tanıdığı bir muafiyettir. Bu ibadetleri yapamadığı için dinî bir sıkıntı, eksiklik ve sorumluluk duyması yersizdir. İbadetlerde sayı ve süreden ziyade niyet ve fikrî-ruhî yoğunluk önemlidir. Fakat Kur’an öğretimi ve öğrenimi ile meşgul olan kadınlar, hatta mazeret beyan etmesinin kendisini zor durumda bırakacağı bir ortamda bulunan kadınlar yukarıdaki ruhsattan yararlanarak hayızlı oldukları halde Mushafı ellerine alıp, Kur’an okuyup dinleyebilirler.

Âdetle karıştırılan istihâze (özür hâli)

Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal bozukluk sebebiyle gelen kana istihâze (özür kanı) denilir. Diğer bir ifadeyle istihâze, kadının âdet ve loğusalık dışındaki kanamalarının genel adıdır. Fakihlerin, hayız ve nifasın âzami sürelerini belirleme çabalarının bir amacı da hayız ve nifas kanı ile istihâze kanını birbirinden ayırt etme konusunda kadınlara genel ve pratik bir ölçü vermektir. Bu konuda her bir kadının kendi tecrübe ve kanaatinin de önemli olduğunu, nihaî olarak da tıp biliminin tesbitlerinin ölçü alınması gerektiğini belirtmek gerekir.

İstihâze kanı, dinmeyen burun kanaması, tutulamayan idrar veya bir yaradan sürekli kan akması gibi sadece abdesti bozan bir özür (mazeret) halidir. Bu durumdaki kadın gerekli maddî-bedenî temizliği yapar, tedbirleri alır ve özürlü kimselere tanınan ruhsat ve muafiyetleri kullanarak her bir namaz vakti için ayrı ayrı abdest alıp ibadetlerini eda eder. Alınan bu abdestle o vakit içindeki bütün farz, vâcip ve nâfile, eda ve kazâ namazları kılabilir. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre her bir farz namaz için ayrıca abdest almak gerekir.

Geçen haftaki yazımızın sonunda da dediğimiz gibi, burada Hanefîlerin görüşleri dışındaki fetvalara da yer verdik. Bilhassa sıkıntılı durumlarda farklı mezheplerin görüşleri, istismar etmek için değil, istifade etmek ve çözüm bulmak için kullanılabilir. Bu yüzden bizim yazdıklarımızın dışında farklı fetvalar duyabilirsiniz. Biz burada muayyen günlerinde zikir ve dua etmek, camideki irşad faaliyetlerinden yararlanmak, hac ve umrenin feyzinden istifade etmek isteyen hanım kardeşlerimizin arzu ve duygularına tercüman olmaya çalıştık. Aksini arzu edenler farklı fetvalara uygun davranabilirler.

Please publish modules in offcanvas position.