Namaz mekânı namazla selâmlanır: Tahiyyetü’l-mescid namazı

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Müslümanlar arasında sevginin, saygının, hoşgörünün, sıcaklığın işaretidir selâm.

Birisi tebessüm eden çehresiyle, “Selâmün aleyküm” diyorsa size, nice mesajlar gizlidir o kısacık cümlede.

İşte tahiyyetü’l-mescid namazı, “Allah’ın evi” olan camiye verilen bir selâmdır; her biri Kâbe’nin bir şubesi olan camilere karşı bir sevgi, bir saygı ve bir kardeşlik mesajıdır.

Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Biriniz mescide girdiğinde oturmadan önce iki rekât namaz kılsın” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn: 11) buyurarak, bize tahiyyetü’l-mescidi tavsiye etmiştir.

Tahiyyetü’l-mescid Müslümanlar arasında az bilinen ve az uygulanan bir ibadettir. Oysa bu namazı kılmak, boşa geçecek birkaç dakikayı namazla nurlandırmak, ibadetle ebedîleştirmek ve camiyle olan samimiyetimizi pekiştirmek için eşsiz bir fırsattır.

Tahiyyetü’l-mescid, aynı zamanda cami ve namaz sevgisinin, Allah’la olan randevuya duyulan özlemin bir yansımasıdır.

Diyebiliriz ki, İslâm medeniyeti cami medeniyetidir. İnsanlığın tarihi cami ile başlar. Çünkü yeryüzünde yapılan ilk bina Kâbe’dir. Kâbe bir ibadetgâh, bir namazgâhtır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) daha Medine’ye gelmeden, Kuba köyünde iken cami yaptırmış, Medine’ye hicretinde de ilk işi cami yapmak olmuştur. İslâm şehrinin merkezinde cami, caminin merkezinde de namaz vardır.

Arşın gölgesinde gölgelenecekler

İşte tahiyyetü’l-mescid, İslâm medeniyetinde böylesine önemli bir yeri olan camiye girer girmez onu selâmlamak demektir. Tahiyyetü’l-mescid hem namaza düşkün olan bir kimsenin henüz oturmadan ibadete duyduğu özlemi yansıtır, hem de camiye bir şey almak veya ziyaret maksadıyla giren bir Müslümanın, oranın bir mabed olduğunu asla aklından çıkarmamasını sağlar.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zamanının büyük bir kısmı camide geçerdi. Cami ibadetlerin en değerlisi ve en muhteşemi olan namazın hakkıyla ve doyasıya yerine getirildiği yer olduğu gibi, aynı zamanda Müslümanların buluşma, tanışma, dayanışma, ilim öğrenme mekânıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) kıyamet gününde Allah’ın ihsan edeceği bir gölgenin dışında hiçbir gölgenin olmadığı bir zamanda Allah’ın gölgelendireceği yedi grup insandan bahseder. Bunlardan birisi de, “kalbi camilere bağlı kimseler”dir.

Bu kimseler bir namazı kılar, diğerini de özlemle beklerler. Sanki namaza her an iştahlı ve namazı her zaman aşkla kılan, gönülleri camiyle huzur bulan, namazla rahatlayan kimselerdir onlar.

Camiler beytullahtır

Zaten camilerimiz, daha bahçesine girdiğinizde sizi rengârenk çiçekleriyle, yemyeşil ağaçlarıyla ve birbirinden güzel öten kuş cıvıltılarıyla karşılar. Avluya adım attığınızda şadırvanın su şırıltısı, abdest alanların namaza yetişme telaşı, hazırlananların da tatlı sohbetleriyle karşılaşırsınız. Abdesti alıp ağaçların gölgelediği bahçede asumanı çınlatan ezan-ı Muhammedîyi dinlemek ulvî bir zevk, ruhanî bir neşe verir.

Büyük bir aşk ve şevkle caminin içine girdiğinizde, pırıl pırıl halılar, duvarlardaki çiniler ve hat sanatının güzel örnekleri sizi sarıp sarmalar. Kubbenin altında sonsuzluğu yudumlar, minberin, mihrabın, kürsünün cazibesine kapılır, adeta kaybolup gidersiniz. Çünkü burası sadece Allah’a ibadete tahsis edilmiş mübarek ve mukaddes yerlerdir. Bu yüzden buraya “beytullah=Allah’ın evi” denir.

İşte tahiyyetü’l-mescid Allah’ın evinde saadetli anlar yaşayacak bir müminin, bu güzel mekânı selâmlamak niyetiyle kıldığı kısa ve tatlı bir namazdır. Bir taraftan camiyi, bir bakıma da Allah’ı selâmlamak demektir. Çünkü mescitte bulunan kişi çıkıncaya kadar Allah’ın muhterem bir misafiridir.

Tahiyyetü’l-mescidi kılmamak demek, bu feyizli, bereketli, hikmetli selâmı ihmal etmek demektir.

Eğer bir kimse vakit namazı için camiye girmiş ve ezan okunduğu için hemen vaktin namazına durmuşsa, bu aynı zamanda tahiyyetü’l-mescid yerine geçer. Çünkü maksat, mescidi selâmlamaktır. Zira bizim mescitle aramızdaki iletişim, namazla olur. Bu yüzden onun selâmı da namazla olmalıdır.

Camideki her şey namaza şahittir

Tahiyyetü’l-mescidin bir başka güzelliği de namazı aceleye getirmeden, sindire sindire kılma imkânı vermesidir. Bilhassa henüz namaz vakti değilse veya ezana bir miktar vakit varsa, daha rahat ve huzur içinde kılmak mümkündür.

Tahiyyetü’l-mescid sadece namaz kılmak niyetiyle camiye girilince kılınan bir namaz değildir.

Bilhassa günümüzde turistik amaçlı cami ziyaretleri olmaktadır. Bir şehri gezdiğimizde onun tarihî ve nitelikli camilerini ziyaret etmek âdettendir. Bir camiye gezmek niyetiyle girdiğimizde dahi ilk yapacağımız iş, tahiyyetü’l-mescid namazı kılmak olmalıdır.

Niçin?

Çünkü namaz kıldığımız seccadeden tutun da halı, kürsü, cami, kubbe, mihrap, minber ve avizeye kadar her şey bizim namazımıza şahitlik edecektir.

İşte merakla veya tanımak gayesiyle yaptığımız bir cami ziyaretinde kılacağımız iki rekâtlık tahiyyetü’l-mescid namazı, hakkımızda iyi şahitlik yapacak varlıklara çok ihtiyacımız olduğu hesap gününde bizim büyük bir destekçimiz olacaktır.

Az bir zamanda, küçük bir gayretle kazanılan bu büyük hazineyi, camiye girince boş boş etrafa bakarak, cep telefonunu karıştırarak, etrafımızla boş sohbetler ederek heba etmemek gerekir.

Sünneti ihya etmek büyük sevaptır

Tahiyyetü’l-mescidin daha faziletli olması için oturmadan önce kılmak lâzımdır. Ancak oturulduktan sonra da kılınabilir.

Eğer camiye girdiğimizde namaz kılınması mekruh bir vakitse veya meşguliyetimiz olduğu için tahiyyetü’l-mescidi kılamayacaksak, “Sübhanallâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallahü ekber.” demeliyiz.

Ne yazık ki tahiyyetü’l-mescid namazı, günümüzde unutulmuş, pek yapılmayan bir sünnettir.

Bir sünneti ihya etmek, etrafa anlatmak, insanları teşvik etmek büyük bir sevaptır.

Siz de hem kendiniz tahiyyetü’l-mescid namazı kılarak, hem de bunu çevrenize tavsiye ederek büyük bir sevap kazanabilirsiniz.

Unutmayın ki, vesile olan yapan gibidir.

Please publish modules in offcanvas position.