Ateşkes

Ateşkes

Bu satırları bir atasözü ve iki rivayetle başlayayım.

Valla, ben bunlara inananlardanım. Her biri halkın asırlık tecrübe birikimi sonucudur. Nesillerin biri gelir öbürü gider, ama halkın arifliğini dile getiren bu ifadeler olduğu gibi kalır.

Atasözünü halkımız "Gün sabahtan belli olur" şeklinde dile getirir. Bir şey nasıl başlamışsa öyle biter anlamına gelir. Hava durumundan başka, hayatın tüm alanlarında geçerlidir. Rivayetlerden ilki "Bir delinin kuyuya attığı taşı bütün köy çıkaramaz" derken, Tevrat zamanlarından daha kalan ikincisi bizlere "Ne var idiyse olacak odur" mesajını verir. Tabii, halkın arifliğine sığınırken niyetim folkloru araştırmak değildir. Bilgim kıttır o alandan. Ben politikadan bahsediyorum. Sabahın akşamın, delilerle pınarların, akıp geçen zamanda tekrarlanan olayların bu satırlardaki yerini bulmak, size kalsın. Derinlemesine bakıldığında, halkın ariflik hazinesinden bu üç ifadeyle bu satırlara son vermeliyim. Ne gerek var akıl taslamaya? Görülen köy kılavuz mı ister? Ama 68 sıram var işte; ev ödevimi yazmak zorundayım.

Seçim kampanyası başlamazdan önce daha ülkenin bir kısmında silahlar konuştu, ilk üç gününde devam etti. Tüfek tabanca yetmedi, roketatar da devreye girdi; görgü tanıkları kenar mahallelerde namlusu temizlenen havan toplarını da gördü. Silahlı saldırılarda epey maddi zarar oldu, bir vatandaş hayatını kaybetti, bir parti liderine sözde suikast girişimi yapıldı. O günlerin vahim tablosunu unutmak mümkün değil. Tabii, olup biten, akbabalar gibi her şeyi kontrol eden gözlemcilerin dikkatinden kaçmadı; sandıkların açılması ardından resmi değerlendirmeler eksik olmayacak.

Avrupa teşkilatları ve dost ülkelerin "Etmeyin, eylemeyin" uyarıları sayesinde taraflar arasında ateşkes sağlandı. Bu satırlar yazılırken usanç ve heyecansız denilebilecek kadar sakin bir kampanyanın dördüncü günü doluyor.

Köy ve şehir meydanlıklarında konuşulanları kimse dinlemiyor. Ama, Zaman baskıdan çıkana kadar bir Allah bilir neler olur. Bu filmi veya, isterseniz, bu rezaleti daha önceleri de gördük. Her seçim sırasında yabancılar bizimkilerinden daha etkindir. Ülkeyi karış karış gezer, olası kriz merkezlerinde mahalli liderlerle görüşür, bir sürü tavsiyelerde bulunurlar. "Havuç ile sopa" taktiğidir bu. Aklını toplamazsan sonun hüsrandır mesajını verir.

Yabancıların müdahalesi ardından durumun adeta kaşla göz arasında değişmesinden çıkarılabilecek bir tek sonuç var. Liderler ve parti merkezleri duruma hakimdir. Yani "Savaş olsun" derlerse köylerde ve şehirlerin kenar mahallelerinde adamları birbirine girer, silahlar konuşur, ortalık karışır. "Yeter" dediklerinde her şey durur: ortalık sakinleşir, seçim kampanyasının İsveç veya İsviçre'de yapıldığını sanırsınız. Kaldı ki, kampanya sırasında silahların konuşması "kontrol dışında olan birtakım vatandaşların sorumsuz davranışlarının neticesidir" şeklindeki açıklamalar palavradır. Her şey merkezlerden gelir, her şey uzaktan veya yakından kumandalıdır. Kısacasıyla, sandığa gideceğimiz güne kadar ateşkesin devam edeceğine inanmak gerek. Ama 1 Haziran'da Allah (ve yabancılar) yardımcımız olsun.

Görünen o ki, seçimin ve ülkenin kaderi, birbirine rakip iki Arnavut partisinin elinde. Çünkü olup biten, hep onların arasında oluyor. Şiddet devam ederse Avrupa Birliğine üye olmak hayallerde kalır, güney komşumuzun eline geçebilecek yeni kozlarla NATO'nun kapıları da çok uzun zaman daha kapalı olur. Bunun neticesi ürkütücüdür: güvenlikten hiçbir şey kalmaz, iç kavgaların eşliğinde bazı komşuların yayılmacılık politikası yoğunluk kazanır.

Fakat, erkenden öten horoz olmaktansa bu durumun sebepleri üzerine durmak çok daha yararlıdır. İki Arnavut partisi arasında şiddetin uygulanmasına kadar götüren gerginliğin arkasında duran nedir? Bu partileri alet olarak kullanan güçler var mı? Bu sorulara karşılık verebilecek olanı görmek isterdim. Her şey tahminden, tezden ibaret. Yani, elle tutulabilecek tarafı yok.

Ortada bir senaryonun olduğuna inanmak istemiyorum. Bana kalırsa, politikanın lanetidir söz konusu olan. Bugün bu ülkede refahın, iyi ve mutlu bir hayat sürdürmenin yolu ancak ve ancak politikadan geçer. Politikada yoksan hiçbir yerde yoksun. İktidarda değilsen, hiçbir yerde değilsin. Yeterince gelişmemiş demokrasi şartlarında ve geleneklerin eksikliğinde, bu durum son derece kesin bir hal alır. Bu aşamada bizdeki partiler birbirine menfaatlerle bağlı birey ve gurupların toplamıdır. İktidarda kalmak veya onu ele geçirmek ölüm kalım meselesidir. Bu hedef uğruna yapılmayacak şey yoktur. Bu ölüm kalım mücadelesi Makedon partileri arasında da verilir, ancak kavga daha kibar olur, su ve saman altında yürütülüp göze çarpmaz. Arnavut vatandaşların toplumsal ekonomik durumu daha kötü olduğundan, başka çare yoktur. Ya iktidarda olacaksın, ya hiç. Kim attı acaba taşı kuyuya?