Hoparlör Günleri

Hoparlör Günleri

Dört gün kaldı seçim kampanyasına.

Pazar itibarıyla, yirmi gün yirmi gece politikayla yatıp kalkacağız. Köylerle şehirlerin meydanlıklarında hoparlör gürleyecek, parti araçlarından ibaret konvoylar ülkenin dört tarafını arşınlayacak.

En viran yerleri bile unutmayacaklar; biri pılı pırtısını toplayıp hala gitmemişken öbürü gelecek. "Ey millet! Neyiniz eksik sizin? Yolunuz mu yok? Bir yıl geçmeden köyünüz tam ortasından, şöyle okul ile posta binası arasından altı şeritlik bir otoyolu geçecek. Suyunuz mu yok? Dağları aşıp yedi tepe üzerinden su getirteceğim; ahırlarınızda bile havuz yapmaya yetecek suyunuz olacak. Çoluk çocuğunuz mu işsiz? Karşınızda şu kelemiyi görüyor musunuz? Sonbaharda orası makinelerden görülmeyecek. Beş, bilemedin altı ay sonra o kelemi yerine bölgenin bütün sakinlerine istihdam sağlayacak en modern bir bilgisayar fabrikası yükselecek?"

Bu seçim edebiyatının yabancısı değiliz. İki üç senede bir ayağımıza gelir, bize güllük gülistanlığı vaat ederler. Söylem hep o aynı söylem. Konuşmacılar da hep o aynıları. Menfaatlerinden hareketle firma değiştirir, düne kadar yerden yere vurdukları rakibi bugün bakıyorsunuz öve öve göklere çıkarırlar. Hoparlöre konuşan zat bizi göz göre göre aptal yerine koyar. Bizi hafızasız sayar. Temsiller gün gece sürer, renk renk bayraklar dalgalanır, balonlar havaya uçuşur, yarı çıplak hanımlar şarkı söyler. Alkışlarla yuhalamalar birbirine karışır; paralı gürültücülerin fazla olduğundan, "halkla buluşma" çok başarılı görünür. Allah bize sonsuz bir sabır vermiş; bir iki saat sonra değilse ertesi gün o aynı meydanlıkta başka bayrak altında hoparlöre konuşanı da en büyük dikkatle dinleriz.

Biz Türkler de bu renkli sirkin dışında kalmadık. Bu erken seçime kadar siyasi sahnenin iki tarafında konuşlanmış durumdaydık. Ay yıldızlı bayrağımız hem orada, hem burada dalgalanıyordu. Ne getirdi bize hem iktidarda hem muhalefette olmak? Kimse, ama hiç kimse bunun adamakıllı bir analizini yapmadı. Bazen sempati bazen menfaatlerimizden hareketle, şuna buna çamur atmakla, kıyasıya eleştirmekle yetindik. Oysa, demokrasi açısından ve prensip olarak, siyasi sahnenin karşı taraflarında bulunmanın iyi taraflarını yadsımak mümkün değil. Gerçeği söylemek gerekirse, tatbikatta bunun çok az hayrını gördük. ABD ve Rusya başkanları defalarca görüştü, ama kendisine lider diyen şu bizim zatlar bir kez olsun bir araya gelmedi. Birbirini götüremiyorlar demek azdır. Birbirine nefret besliyorlar sanki. Terbiyesizliğe kadar uzanan düşük siyasi kültürü de hesaba katarsak, alın size ibret tablosunu. Bundandır ki, siyasi sahnenin iki tarafında bulunmanın avantajlarını asla değerlendiremedik.

Şimdi seçim sahnesinde sadece taraf değiştiren Türk Demokrat Partisi kaldı (Saraç'ın partisinin uzun zaman daha bir ağırlığı olmayacak). Bununla bu partinin ve biz Türklerin "solcu imajı" bozuldu mu? Bu soru hatalıdır. Sağ sol diye bir şey yoktur Makedonya siyasi sahnesinde. Sağcı olması gerekenler tatbikatta en büyük solcu, solcular ise sağcıdır. Anlayacağınız, sağ sol ikilemi sunidir. Politikada her şey geçicidir. Sadece menfaatler (bazen halkın bazen partinin olmasına rağmen, şahsi olanları da göz ardı edemeyiz) ebediyen sürer. Biz medya mensupları neler demedik geride kalan yıllarda VMRO partisi için. Bir ara eşkıya partisiydi, sonra terörizm yuvası oldu. Bize en çok mani olan, eskiden aynı adı taşıyan bir başka teşkilatın Osmanlıya karşı savaşmasıydı. Palavradır bunlar. Türk Demokrat Partisinin taraf değiştirmesi çok doğrudur. Bana sorarsanız, bu karar biraz değil, epey gecikmelidir. Makedonya siyasetinin "resmi solu" çoktandır hem imajını hem de performanslarını kaybetmiştir. Basbayağı, halkın gözünde itibarı kalmadı. Bununla birlikte, iktidara oturmak ihtimali nerdeyse kalmadı.

Bu seçim kargaşasında biz Türkler için en önemli olan nedir biliyor musunuz? Siyasi sahnede uzun zaman mevcut olan iki partimiz arasındaki çekişmenin bitmesi. Nasıl bakarsanız bakın, düne kadar çok acayip bir durumla karşı karşıya geliyorduk. İki milletvekili olan partimiz muhalefette kalırken, Meclise girmeyi bile başaramayan Türk Hareket Partisi Hükümette yer alarak, en başta üç beş kuruluşumuza müdür atamakla üzerine bütün şimşekleri çekti. Çalımına dayanılmıyordu. Şimdi, işte, kesin gözle bakılan VMRO galibiyetiyle, her şey yeniden başlıyor; merhum Gayur hayatta olsaydı muhakkak dördüncü kez başyazar olurdu. Seyredin bazı dönekleri.

Seyredin ve ibret alın. Zira, taraf değiştirmenin asıl sebebi olarak gösterilen azınlıklara kontenjan meselesi, bana sorarsanız, dalda kuş gibidir. Kanunun çıkarılmasını şimdiye kadar nasıl önlediyseler, yine önleyecekler. Çıkarılırsa bile, dört sene sonra uygulanır. O zamana kadar kim öle kim kala.