Hayali Sandık

Hayali Sandık

Protesto etmeyeceksin de ne yapacaksın?

Nasıl bir ülke bu? Bir hafta önceye kadar politikayla az çok ilgilenen herkes erken seçime hazırlanıyordu.

Hükümet tepetaklak düşmüş sayılıyordu; ortaklardan birinin koalisyondan çıkmasıyla, Meclis çoğunluğundan hiçbir şey kalmadı. El ovuşturup fatihasını okuyanlar çok oldu; zaten seçimden bu yana Hükümetin düşmesini beklemek nerdeyse bir alışkanlık halini aldı. Ama günlerin ilerlemesiyle, sarhoşluktan ayılanlar gibi, hepsi kendine gelmeye başladı. NATO zirvesi arifesinde şehir meydanlıklarında seçim propagandası yapmak akıllıca olmadığını anladıkları anda, sandığa gitmeden işin içinden çıkmanın yollarını aramaya koyuldular. Tabii, bu ateşkes NATO zirvesi geçene dek sürmeliydi; Nisan'ın beşinden seçim kazanı yine fıkır fıkır kaynayabilirdi. Çarşı hareketlendi, kulisler aniden canlandı. Hükümet kurma pazarlığı (ve hokkabazlığı) aldı yürüdü. Azınlık Hükümeti, teknik Hükümet, milli selamet Hükümeti, bir de yepyeni aritmetikle bir başka Meclis çoğunluğunu meydana getirmek seçenekleri didik didik edildi. Her çorbaya tuz biberi olan aydınlar da susmadı; dr. prof. unvanın getirdiği masumiyete sığınarak Anayasa hükümlerini bir bir açıkladılar, ama dozunu biraz değil bayağı kaçıran bu akıl taslamadan zavallı vatandaşın kafası adamakıllı karıştı. Bizim politikacıların tümü matematik dehasıdır. Adeta göz açıp kapayıncaya kadar hâlâ doğmamış çocuğa don biçtiler; yeni Başbakanın suratını gazetelerin baş sayfalarında gördük, kilit konumunda olan Bakanlıkların başına geçecek olanları adıyla ve soyadıyla öğrendik. Meraktan yanıp tutuşan bedavacılar yeni kabinenin aile fotoğrafını Meclis basamaklarında görür gibi oldu.

Gelişmelerle ilgilenmedim dersem, yalan söylerim. Meslekten herkes gibi en önemsiz söylentilere bile kulak verip diş, yani kalem bilemeye başladım. Kurtulduk galiba bunlardan, dedim kendime. Gün bugündür, saat bu saat!

Ey gafiller, yatsı geldi, mumunuz söndü! Siz miydiniz on sekiz ay bir ceviz kabuğunu dolduramayan palavralarla bizi oyalayan? Bu halk belki de pek akıllı değildir, ama bu kadarını yutmaz! Hadi bakalım oradan! Sandık sizi iktidara getirdi, ama sırf aranızdaki çekişmelerden ötürü gidiyorsunuz oradan. Dedim demesine, ama davulların gümbürtüsünde beni duyan olmadı.

Sonra meseleleri derinden incelemeye koyuldum. Efendim, niye düştü Hükümet? Arnavut ortağının koalisyondan çıkmasından. Neydi bunun perde arkası? İki Arnavut partisi arasındaki çekişmeler ve bunun Hükümete yansıması. Seçimde fazla oy alıp daha çok milletvekili çıkaran Arnavut partisi muhalefette kalırken, daha az oyla Arnavutlar arası seçim mücadelesini kaybeden parti Hükümet ortağı oldu. Bu noktada işler karıştı. Anayasaya göre, Hükümet kurmakta Başbakana kimse karışamaz; istediği partiyi Hükümete alır. Seçim birdir ve geneldir. Karşı görüşün argümanları biraz daha "ince" görünüyor: Arnavutlar arasındaki mücadeleyi kazanan parti Hükümete girmese, seçimin hiçbir anlamı yoktur. Genel seçimden bu yana etnik topluluklar arasındaki münasebetlerde ne olduysa, hep bu ikilemin mührünü taşıdı. İş büyüdükçe büyüdü, Meclisin çalışmaları bir ara çıkmaza girdi, yabancılar müdahale etmek zorunda kaldı. Oysa, sağlıklı mantıkla düşünüldüğünde ortada ne sorun var ne de ikilem. Ama bizde ne mantık var, ne de bunun sağlıklı olanı.

Derken, bilinçaltımın derinliklerinde bir yerde alarm zilleri çalmaya başladı. Yahu, biz Türkler aynı konumda değil miyiz? İki partimiz var (üçüncüsü ciddiye alınamaz). Biri iktidarda, öbürü muhalefette. Ama gel gör ki, iktidarda olanının milletvekili yok, muhalefettekinin ise iki tanesi var. On sekiz aydır işte, Mecliste olmayanı böbürlene böbürlene "Türkleri Hükümette temsil ettiğini" her gelene söyleyip duruyor. Hatta, bunu da az görerek, "Bizim için Mecliste bulunmak önemli değildir", diyor. Tövbe! Hükümette bir halkın temsil olunması nerede görülmüş? Halklar veya etnik topluluklar Mecliste temsil olunur, ancak oradan Hükümete seçilirler. Bir başka ifadeyle, Mecliste olmayan parti Hükümette kendinden başka kimseyi temsil edemez. Mesele gün gibi açık, ama gel de bunu açıkla bizim kafalara.

Bu zihin jimnastiğini sonuç çıkarmak safhasına getirmişken, bir baktım ki işler yine karıştı. Meğerse, erken seçim olmayacakmış. Kararından pişman olan Arnavut ortağı yine koalisyona dönmüş. Hükümet tam takım, işler tıkırında, Parlamento harıl harıl çalışıyor. Tüh be! O kadar yazı yazıldı, laf harcandı, hayali Hükümet kurulup hayali Başbakanla bakanlar seçildi? Olsun, olsun! Burası Makedonya. Bir bakarsın, bu satırların mürekkebi bile kurumamışken kavga yine başlar? Ha, az kalsın unutacaktım. NATO zirvesi bugün başlıyor. Bakalım ne getirecek.