Bir Dramın Üç Sahnesi

Bir Dramın Üç Sahnesi

Yargıda reformlar yapmadan Avrupa Birliğine üye olmayı hiç düşünmeyin, dedi geçen hafta genişlemeden sorumlu Olie Rehn .

Beş altı şart daha koştu, ama yargı listenin başındaydı. Bana kalırsa, bunu söylemek için ta buraya gelmek zorunda değildi. Geçen sene de, iki yıl evveli de aynı şartlardan bahsediyordu. Reform büyük bir laftır; işin içinde olmayan, ne anlama geldiğini zor anlayabilir. Bundandır ki, sıradan vatandaş bununla kafa yormaz. Tek isteği, yargıcın tarafsız olup yolsuzluklardan uzak kalması, bir de davaların en kısa sürede karara bağlanmasıdır.

Olayların takipçisi, bu konunun ilk defa on küsur yıl önce daha gündeme geldiğini hatırlar. Neler olmadı araya giren yıllarda. Hükümetler değişti, Başbakanlarla bakanlar geldi gitti, çeşitli program ve stratejiler kabul gördü.

Bununla birlikte hakça temsil temel ilkelerden biri oldu, yargıçlarla savcılar özel akademiler bitirmek zorunda kaldı, yürürlükte bulunan kanunlar didik didik edilip yenileri çıkarıldı. Buna rağmen Avrupa, işte, memnun değil; yıl sonuna kadar durumlar iyileşmezse üyelik için ne tarih alacağız, ne de tarih için tarih. Ama iyisi ben pek meraklısı olmadığım yüksek politikadan sıyrılıp, bu satırlarda yargıya sıradan vatandaşın gözüyle bakayım. Konuya biraz renk katmak maksadıyla, "etnik görüşler" üzerinde durayım. Bunun için örnekler, çok şükür, istediğiniz kadar var.

Üç haftadır Başkentin Çayır semtinden Bit Pazarına götüren yolun üzerinden aşağı yukarı yüz elli kişilik bir kalabalık yürür. Hepsi Arnavut asıllı vatandaşlarımız. Pankartlar taşıya taşıya, sloganlar ata ata, her gün adliye sarayına kadar gelir, oradaki dört yolun ağzını trafiğe kapatarak gelip geçene derdini anlatır. Pankartlara yazılı taleplerden ve göstericilerle konuşmalardan, üç sahnelik bir dramın ayrıntılarını anlayabilirsiniz.

Birinci sahne: Üç dört sene önce dillere destan olan John Kennedy mahallesinde çıkan kavgada bir Makedon iki Arnavut'u öldürdü. Gazetelerin arka sayfalarında on sıralık kuru bir haber dışında, halk olaydan haberdar olmadı.

Her şey unutuldu gitti. Hiç kimse bilmeden, sessiz sedasız, adeta gizlice yapılan duruşmada, katil bir buçuk senelik hapis cezasına çarptırıldı (birinin kapısını kırıp tava tenceresini çalarsanız, en az iki senesine hapishaneyi boylarsınız). Üstelik, imtiyazlı bir rejimle, yani hafta sonlarını evinde geçirmek ihtimaliyle. Hiç kimse kararın gerekçesini göremedi. Hukukçu olmak zorunda değilsiniz. Sağlıklı mantıkla düşünün: olay meşru müdafaa imişse, adam serbest bırakılmalıydı. Yok, suç imişse, ceza bir buçuk senenin en azından on katı olmalıydı.

İkinci sahne: İki sene önce, hafta sonunu evinde geçirmek ihtimalinden yararlanan "bizim katil" bir akrabasıyla ve hanımlarıyla düğünden dönüyordu. Şehrin girişindeki kavşakta yeşil ışığı beklerken, vaktiyle öldürdüğü Arnavutların iki akrabası yolunu keserek, onu kurşun yağmuruna aldı. Netice: iki erkek ölü, hanımları yaralı. Göze göz, kaşa kaş. Veya kim senin gözünü çıkarırsa, sen de onun gözünü çıkar. 21'nci asırda uygulanan Eski Ahit prensipleri. Yerli folklorumuza göre buna kan davası da diyebilirsiniz, fark etmez. Erkeklerden biri ve iki hanım bebek gibi masum, ama yanlış saatte yanlış yerde bulundular işte. Yasal netice: devreye giren mahkeme, yine sessiz sedasız, adeta gizlice, iki katile müebbet hapis cezasını kesti.

Üçüncü sahne: Dediğim gibi, Başkentin Çayır semtinden Adliye Sarayına götüren caddede oynanıyor. Artistler, müebbet hapis cezasına çarptırılan Arnavutların akrabaları. Efendim, ne istiyorlar? Hapishanedeki akrabaları masumdur, yani cinayeti işlemediler demiyorlar. Kanun yanlış uygulanmıştır da demiyorlar. Öldürülen Makedon katiliyle "eşitleşme", yani ceza kesilirken aynı kriterlerin uygulanmasını istiyorlar. Anlayacağınız, nasıl oluyor da biri bir buçuk seneyle yakayı kurtarıyor, diğerleri ömrünün geri kalan kısmını demir parmaklıklar arkasında geçirmek zorunda kalıyor?

Bende, valla, buna karşılık verebilecek akıl yok. Sizde varsa, buyurun. Bir delinin pınara attığı taşı bütün köy çıkaramaz. Köy rolünü üstlenecek olan kimdir biliyor musunuz? Temyiz Mahkemesi. Kanuna göre, Ceza Mahkemesinin kararını bozabilir. Ancak ağırlaştıramaz, çünkü müebbet hapsin daha ağırı, bizde yasak olan idam. Kararı beklerken, bir hatırlatmada daha yarar var, Bu sütunda çok sık eskilere uzandığımın farkındayım, ama başka çare yok. Beş altı yıl önce Raştan Bağlarında sekiz masum Pakistanlı mülteciyi hunharca katleden beş güvenlik görevlisi yargılanıyordu. Akrabaları bu aynı adliye sarayı önünde aylarca gürültü patırtı yaptı, ortalığı toz dumana boğdu. Dünyada her mahkeme bu katillere idam cezasını keserdi, ama bizimki adamları serbest bıraktı. Üçüncü sahnenin mesajı, işte, budur.