Bisikletimi Çalana Helâl Olsun Diyorum

Bisikletimi Çalana Helâl Olsun Diyorum

Bela durup dururken olmaz. İlk önce bazı ufak tefek, birbiriyle alakası olmayan şeyler toplanıp birikir, sen bunların farkına varmazsın.

Sonra tatsız bir olay başından geçer, ama bunu da kadere bağlayıp üzerinden geçersin. Akıllı olsan evrenin bu işaretlerinden anlar, vaktiyle tedbirler alırsın. Ama nerden akıl sana? Olan, kısa bir aradan sonra olur.

Çarşamba akşamı eski, şurasında burasında yayları çıkmış kanepeme uzanıp futbol maçının başlamasını beklerken telefon çaldı. Gel birlikte seyredelim, diyor yakınlarımdan biri. Adamın ekranı odanın bir köşesinden öbürüne kadar büyük televizyonu var, maçı seyrederken stat ortasındaymışsın gibi hissediyorsun kendini.

Yahu,nasıl geleyim? On dakika var maçın başlamasına…Gel, gel, bisikletine bin de gel…Bazen, işte, birini reddedemezsin. Bisiklet omzumda basamakları birer ikişer indim, gettomuzun karanlık içindeki yan sokaklarından sürerek hakem takım kaptanlarıyla el sıkışırken soluk soluğa daldım odaya.

Olaylar maçtan sonra, gece yarısına az bir şey kala eve dönerken başladı. Neon ışıkların ölgün sarı ışığında ıpıssız sokakları geçtim, yaşadığım bina önündeki kaldırıma binmeye hazırlanırken karşımda son yağmurdan kalan bir su birikintisi göründü. Lastikler daha az ıslansın mı ne, pedallara asılıp bisiklete hız verdim. Meğerse, su altında çukur varmış.

Her şey saniyenin bir kısmında oldu. Ön tekerleğin çukurun dibini değmesiyle iç ve dış lastiğin delinip boş bağırsağa dönmesi bir oldu. Aynı anda kaltaktan fırlayıp kendimi havada uçarken buldum. Eyvah dedim, inşallah başımla asfalta çarparım. Kafatasım pek kolay delinmez, üstelik epey boş ve elastiktir; içinde pek fazla bir şey olsaydı ben bunları yazmakla mı uğraşırdım? Kol bacak kırarsam vay halime!... Şaka bu, şaka… Eskiden dağcılıkla uğraştığımdan, düşmesini bilirim. Sol elimde bir çizikle ve dizkapağımda hafif bir yarayla kurtuldum.

Perşembe’yi bu gazetenin geçen sayısına yazı yazarken geçirdiğimden, bisiklete ihtiyacım olmadı. Ama Cuma sabahı, kahvaltıdan hemen sonra onunla uğraşmaya başladım. Balkona çıkarıp altı ay üzerinde toplanan tozu çamuru sildim, sonra şampuanla, makine yağıyla ve biraz benzinle her tarafını temizledim, yeni gibi oldu. En sonunda lastikleri delinmiş bisikleti sürükleye ite en yakın bisikletçiye gittim, yenilerini taktırdım. Beş yüz denarım gitti.

Dönüşte, Bit pazarı önünden geçerken, baktım bir yaşlı kadıncağız yol kenarına oturmuş, taptaze ıspanak satıyor. Hadi dedim alayım. Bir gözüm beş on metre ötede bıraktığım bisiklette, öbürü ıspanakta, alışveriş yapıyorum. Cepten para çıkarmak, saymak ve satıcıya uzatmaya sıra gelince, öbür gözümü de kadına dikmek zorunda kaldım. On beş saniye bile sürmedi.

Başımı çevirdiğimde, az önceye kadar bisikletimin bulunduğu yerde yeller esiyordu. Koştum, sağa sola bakındım, kaldırımın bisikletlere ait bölümü boyunca dört beş defa aşağı yukarı gittim, beyhude. Bir iki kişiyi sordum, omuz silktiler. Ispanak dolu poşeti bir ileri bir geri sallayarak, etraf camilerde Cuma namazından çıkanların kalabalığında dakikalarca döndüm dolandım. Şüphe uyandırmış olmalıydım ki, bir ara biri koluma girdi, kaldırımın ucuna doğru iterek toz ol buradan, dedi. Heyecanla öfke karışımı bir sesle adama bisikletimin çalındığını anlatmaya çalıştım, ama inandıramadım. Polisle tehdit etmeye başlayınca Güler dedim kaç buradan daha büyük bela olmamışken .

Ağır adımlarla eve doğru yürürken, hayallerimde bisiklet hırsızıyla konuşuyordum. Be adam, bula bula beni mi soymaya kalktın? O bisikleti on beş sene önce ikinci elden 20 Avroya aldım. Benden önce bir İsviçreli muhakkak beş on sene kullanmıştı. Kimse bugün on Avro vermez ona. Çoluk çocuğuna ekmek için ise bu para, helal olsun. Söyleseydin, kendim verirdim…

Boşuna zahmet ettin. Yakalanmış olsaydın, bir iki senesine hapishaneyi boylardın. İşler böyle gider bu ülkede. Adamlar onlarla milyonu soyup ülkeyi soğana çevirdiler, saçından bir teli eksik olmadı. Hepsi toplumun birbirinden saygın üyesi. Bakanlar Başbakanlar etrafında dönüp dolanıyor, temel atma törenlerinde kurdele kesiyorlar. Ama sen, sen bir başkasın! On Avro ne demek? İki Avro için polis pestilini çıkarır, aylarla mahkemelerde sürüklendikten sonra İdrisova’ya gidersin…

Bisikletimi çalanla bu duygulu diyalogum içimi rahatlattı. Çayır parkını geçerken ilk defa soğuk kafayla düşünmeye başladım. İki akşam önce evden çıkmasaydım hiçbir şey olmazdı. Futbol maçından sonra çukura batmamla başlayan olaylar dizisi acaba bitti mi? İlerleyen günlerde bir saksı beşinci kattan düşüp başımı ikiye yardığını veya bir kamyonun altında kaldığımı duyarsanız, bitmemiş demektir.

Öğlenden sonra bir başka bisiklet peşinde koşmaya başladım. Bisikletin yenisi alınmaz. Kalitesiz Çin malıdır. Çok çabuk kırılıp dökülür. Başkentte ikinci elden bisiklet satan birkaç tüccar var. Batı Avrupa ülkelerinde kullanılmış bisikletleri toplar, buraya getirtirler. Ufak tefek eksiklikleri olmasına rağmen, bunlar Çin malından çok daha sağlamdır.

Bu tüccarlardan birinin dükkanı, plastikçiler sokağının sağındadır. İşten anlayan bir dostumla gidip, bir bisiklet seçtik. Alman malı. Ya maazallah bu da çalıntı ise? Bir sonraki sayıda yazım yoksa, hapse düştüğümü bilin.

Masumum ben, Sayın hakim, masumum! Eski bisikletim alüminden olup, tüy gibi hafifti. Yenisi demirden, tank gibi. Ama pedallarına bir bastın mı, elli metre kendi gidiyor. Dostum ön tekerleği üzerine bir sepet taktı, bir lastiğini ve kaltağını değiştirdi, şurasını burasını sıktı ve yağladı, bir daha ıspanak alırken bisikleti direğe bağlamam için parmağım kalınlığında bir zincir verdi, sağlıkla kullanasın diyerek uğurladı.

Çalımla eve dönerken, günün muhasebesini yaptım. Sabahtan beri yüz otuz Avro harcadım bisikletlere. Maşallah! Emekli maaşımın yarısından biraz fazlası. Ayı nasıl geçireceğim?

Akşama doğru bizim mahalledeki sağlık ocağına uğradım. Sabahleyin kan tahlili yaptırmıştım da, sonuçları almalıydım. Baktım, altı ay içerisinde kolesterol yedi buçuktan dörde, şeker sekizden dört buçuğa düşmüş. Dünyanın bütün parası ve bisikletleri, bu sonuçlar kadar etmez. Allah bir taraftan alır, ama öbüründen verir. Verdiği aldığından fazla olduğu sürece, karlısın. Dünyada her şey rölatiftir. Islık çala çala eve dönerek eski kanepeye uzandım. Bu akşam televizyonda yine futbol var. Her ihtimale karşı, maçın başlamasından çok önce telefonun fişini çıkardım.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya