Ben ve Kliçko

Ben ve Kliçko

Seçimden bir iki akşam önce, televizyon kanallarını karıştırırken, sporla ilgili olanlardan birinde yarı çıplak haliyle bizzat Kliçko karşıma çıkmasın mı?

Hangi Kliçko mu? Bir süre önce Ukrayna Cumhurbaşkanı olmak isteyen, ama son anda seçim yarışından vazgeçen Kliçko işte.

Bu adam meğerse aynı zamanda dünya ağır siklet boks şampiyonuymuş. Hangi verziyonda anlamadım, ama önemli değil. Muazzam görünümüyle bana deccalı andırıyordu; o iki metrelik boy, hep kaslardan ibaret ağaç gövdesi gibi vücut, açıldığında beş kişiyi birdenbire kucaklayabileceği o uzun kollar, Allah Allah!

Ben korkumdan hala kendime gelmemişken, boksörlerin dövüştükleri o iplerle çevrelenmiş yirmi metre karelik alana rakibi girdi. Baktım adam zenci, herhalde Amerikalı, boy bakımından Kliçko’dan belki de yarım metre kısa, kolları etli, ama benimkilerinden uzun değil. Ama şişman ile tombul arasında bir yerde, sanki çat diye bir kayadan koparılıp boksör meydanına getirilmiş.

Ben pek anlamam spordan, hele şu boksu vahşilik gibi bir şey sayarım, ama bir Cumhurbaşkanı adayını boksör arenasında görmek, ne de olsa, bir yaşantıdır. Yıllardır icranın başında olup ben hayattayken gidecek birine benzemeyen bir eski boksörle az mı işimiz var? Hadi dedim bakayım ne olacak.

Derken bunlar birbiri üzerine yürümesinler mi. Bir taraftan yüz kilo et ve kemik, öbür taraftan yüz kilo et ve kemik. Bir kör dövüşü aldı yürüdü, on beş dakika yer yerinden oynadı, sonunda zencinin iki defa yerlere serildiğini gören hakim dövüşmeye son verdi. Kıt bilgi ve kıt aklımla zavallı zenci dedim, bedavacıların eğlencesi için kurban gitti. Aslında, onun maçı kazanabilmek şansı yoktu. Uzun kollu ve çevik Kliçko’ya yaklaşamadı bile. Sağduyulu hakem olmasaydı kim bilir sağ çıkar mıydı oradan. Bu ikilemle yattım, maç biraz daha uzasaydı ne olurdu diye düşüne düşüne uykuya daldım. Tabii, uyku denilebilirse buna. Çünkü gözlerimi kapar kapamaz kabuslu rüyalarım başladı. Ruhbilimciler rüyalarınız yaşadıklarınızın yansımasıdır derler. Ben de kabuslu rüyamda ne göreyim, kimi göreyim? Kliçko’yu! Açmış kollarını gemi pervaneleri gibi sallıyor sağa sola, ama karşısında, ipler arasında zenci yok . Ben varım. Şöyle, bir otuz, kırk yıl önceki halimle. İnce, cılız. Üfürürsen yere düşerim. Kliçko bu aynı Kliçko.

Ben kaçıyorum şeytandan kaçarcasına, o geliyor arkamdan. İpler arasındaki mesafe gittikçe daralıyor, onun bir adımı benim üç taneme denk, ha yetişti ha yetişecek. Hakem buz gibi soğuk, rakipler arasında eşitlik olmadığını görmediğinden maça son vermek aklına gelmiyor. O anda kocaman bir tokmağı arkamda hisseder gibi oldum, bir dev kısaç boğazımı olanca gücüyle sıkmaya başladı…Kan ter içinde uyandım. Bu Kliçko yine karşıma çıkar korkusundan gözlerimi kapadım, ne olur ne olmaz başımı iki battaniye ile örterek zifiri karanlıkta koyu düşüncelere daldım. Spor meraklısı börekçi komşumun dairesinden Kliçko’nun zaferiyle ilgili heyecanlı sesler battaniyeleri delerek kulağıma geldi; meğer herkes o akşam Kliçkoyla uğraşıyormuş.

Kulaklarımı pamukla tıkadım; bu akşam uyku bir daha gözüme girmeyecekse bari spor gazetecilerini dinlemeyeyim. Pamuğun yardımıyla derin sessizlik çöktü odama Maç bir türlü kafamdan çıkmıyor. Gene spordan kıt bilgimle düşünmeye daldım. Maç ne demektir? Esas itibarıyla, bir sahada karşı karşıya gelen iki kişi veya iki takım arasında kuvvet, bilgi, yetenek ve bir sporun gerektirdiği diğer özellikler arasında yarışma demektir. Bunun için sporda ligler, sınıflar, kategoriler ve daha bilmem neler vardır. Herkes kendine benzeriyle, yani kendi ayarında olanıyla boy ölçer. Beni ipler arasına Kliçkoyla karşı karşıya getiremezsiniz. Bir yanlışlıkla kendimi orada bulursam da, hakem hemen müdahale etmek zorundadır… Tüh be…! İlerleyen yaşın etkisi, işte, budur.

Geçen sayıda da seçimden yazmak istedim ama Sergey adında bir Rus’a takılıp yerim kalmadı, bu sayıda Kliçko’nun maceralarından bahsede ede( eskiden ona da kısaca Rus derdik) aynı duruma düştüm. On sıram kaldı şurada, Cumhurbaşkanlığını nereye, Parlamentoyu nereye sığdırayım? Gene biraz düşününce, ha boks maçından bahsettim ha Makedonya seçimlerinden, hepsi birdir dedim kendime. Makedonya’da seçim denilen siyasi maç meydanına Davut ve Caludu, yani beni ve Kliçko’yu çıkardılar.

Uçaktan bile görülen eşitsizliği, hakem görmezlikten geldi. Bırakın yenilmesini, muhalefet ezildi gitti. Valla, ne yalan söyleyeyim, ben oyumu kullanmadım. Ama değildim sadece ben oyunu kullanmayan.

Yaklaşık bir milyon vatandaş daha bunu yaptı.Evde kalıp olan biteni uzaktan seyretmeyi seçti. Bizim muhalefette bir gram akıl olsaydı, seçim meydanına çıkmadan yaygarayı basardı. Ama o da, işte, uçaktan görüleni görmedi.

Seçimi kazanacağını sandı. Şimdiki feryatları, çöl ortasında birinin feryadına benziyor. Bakalım iki üç gün sonra yapılacak olan kurultayı ne getirecek.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya