Nükte

Nükte

Bu ülkede Türkçe çıkan gazetelere siyasi konulardan yazmak bir handikaptır.

Bugünden değil. Dünden de değil. Ülke kuruldu kurulalı bu hep böyledir.

İki binli yılların başlamasından biraz evvel kurulup demokratik ibaresiyle övüneni kastetmiyorum.O hala ilk adımlarını atmakta. Yani, bebek sayılır. İkinci Dünya Savaşının bitiminde meydana gelenini kastediyorum. Yetmiş yıldan beri. Nedir bu handikap sorarsanız, söyleyeyim. Gazetelerin günlük olmaması.

On beş günde bir çıktılar, haftada bir çıktılar, haftada üç defa çıktılar, ama günlük hiçbir zaman olmadılar. Şimdi de değiller. Büyük ihtimalle ileride de olmayacaklar. Anlayacağınız, ya olaydan çok önce yazacaksınız, ya çok sonra.Ortası yok bunun. Hiçbir zaman gününü yakalayamayacaksınız. Uzun yıllar haftada üç defa çıkan bir gazeteye yazdım; araya giren bir boş gün bazen değil epey sık işlerin tepetaklak gitmesine sebep oluyordu.

Sen yaz bakalım bu olacak şu olacak böyle gidecek şöyle gidecek diye, ama bakıyorsun gazetenin çıkmadığı gün sel gelmiş, her şeyi alıp götürmüş. Eskiden bu ülkede Savaşçılar günü diye bir bayram vardı, büyük şatafatlarla kutlanırdı. Bilmiyorum hala var mı; varsa eğer muhakkak gizlice kutlanıyor. Uzatmayayım, bu bayrama bir iki hafta kala bütün gazeteciler şuraya buraya koşuşup durur, hala hayatta olan savaşçılardan anılarını ağzından adeta çengelle çıkarıyorlardı. Bir defa Kumanova’lı bir Türkü gazete sayfalarına getirdim. Anılar, eski fotoğraflar, yeni fotoğraflar, belgeler falan derken büyük boy sayfalardan biri doldu. Bayram bu, şaka değil. Gazetenin bayram sayısı iki, üç gün önce hazırlanıp basıldı, dağıtılması için gününü ve saatini bekliyordu. Günü geldi, saati de gelmek üzereydi ki, gazetenin o sayısında en önemli yazının baş kahramanının üç gün önce daha vefat ettiğini öğrendik.

Telaşın sonu yoktu. Bir şeyleri hayatta olan birinin anlatması, bu dünyadan göç etmiş birinin anlatmasından farklıdır. İşte bu farkı yakalamak için saatlerle uğraştık, gazetenin o sayfasını yeniden bastık. Kısacasıyla, yazının ‘’prosedüre girmesi’’ ile basılması arasına giren günlerden ötürü, evliya bile olsan her zaman haklı çıkamasın. Gazete bir gün yaşayan maldır, politika ise her dakika bir yenilik getirmekte. Her halde bundan olacak ki, elektronik medyanın önemi durmadan artıyor. Sayfa dolsun diye atılan palavradır bütün bunlar demeyin. Bakın üç gün önce ülkede çifte seçim oldu. Bir ülke için bundan önemli olay yok; ilerleyen yıllarda ne olursa, hep o gün açılan sandıktan çıkar.

Politikadan yazmakla geçinen için de en önemli olaydır bu; sandık açılmazdan bir iki ay önce ve en azında bir ay sonra ele alınacak başka konu yoktur. Ama işte bu satırları seçim gününden çok önce yazıyorum, gazete ise her şey belli olduktan sonra çıkacak. Ne yapalım, kaderimiz işte bu. Bugünlerde ağızdan ağza dolaşan bir nükte var ki, bu durumda bir teselli sayılır. Bir Amerikalı, bizde sandıklar kapandıktan iki saat sonra sonuçlar bilinir, demiş.

Bilgisayar kullanımında daha ileri giden Japonyalı için seçim galibi iki dakika sonra belli oluyormuş.. Bıyık altından bunlara gülen Makedonyalı, ’’sandıklar açılmazdan iki ay önce biz kimin kazanacağını biliriz’’ demiş. Sahi, iki ay önceki yazılarımı değil, daha geçen yılın kasımında yazılanları ekrana getirdim, baktım seçim dedikodularından bahsediyor.

Bu Cumhurbaşkanı yine Cumhurbaşkanı, bu Başbakan yine Başbakan olacak, diyor. İktidarın büyük ortağı üç beş koltuk fazla kazanacak, muhalefet birkaç tanesini kaybedecek,küçük balıkların durumu pek değişmeyecek, gürültü patırtıyla seçime giden iki yeni kurulan parti hep beraber beş milletvekilinden fazla çıkaramayacak. Bunu yazmayan gazete yoktu.

Dahası, halkın nabzını yoklamakla uğraşan bir sürü teşkilat, vatandaşlar arasında telefon anketleriyle bu sonuca varmış. Bir nüktede, bin politikacının laflarından fazla gerçek var. Ee, şimdi işte gazete elinizde, aşağı yukarı kesinleşen seçim sonuçları da elinizde. Fark var mı? Varsa eğer, nerede? Bizde seçim denklemini oluşturan iki öğe, bu defa da değişmeden kaldı. Biri seçmen sayısı, diğeri katılım oranı.

Ülkede yaklaşık 2,1 milyon kişi yaşamakta, ama bunların bir milyon sekiz yüz bininin oy kullanma hakkı var. Yahu, bu ülkede 18 yaşının altında olanların sayısı sadece 300 bin mi? Diğer yandan, resmi uluslar arası kaynaklar son on yıl içerisinde 400 bin kadar vatandaşın ülkeyi terk ettiğini defalarca söylediler. Çıkın bakalım siz bu işin içinden. Bu 1,8 milyonluk seçmen kitlesinde 200, belki de 300 binlik bir ölü canlar ordusu var ki, manipülasyon için oldukça elverişli. Adamakıllı bir sayım yapılmadan ve buna dayanan bir seçim listesi hazırlamadan inşallah bu ülkede bir seçim daha olmayacak.

Katılım oranına gelince, ilk turda seçmenlerin yarısından fazlası oyunu kullanmadı. İkinci turda büyük ihtimalle vatandaşın biraz fazlası oyunu kullanacak, ama buna rağmen evinde kalanların yüzdesi kırkın altında olmayacak.

Gerçekçi olup söylemek zorundayız ki, diğer ülkelerde de durum pek farklı değildir. Seçmenin yüzde kırkı, belki de fazlası, işte, adaylardan hiçbirini beğenmiyor. Bir düşünün, biri bu yüzde kırkı evden çıkarıp oyunu almanın yolunu bulursa, açık farkla seçimi kazanır.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya