Hapishaneden Notlar

Hapishaneden Notlar

Bu satırları hapishaneden yazıyorum.

Onlar da artık eskisi gibi değil; daracık ranza üzerine yatıp ekmek ve sudan yaşamıyorsunuz. Ellerin ayakların prangalarda değil. Sabahtan akşama kadar ağır çekiçle taş kırmıyorsun. Bu sahneler çoktandır unutmak istediğimiz bir zamanda kalıp tarihe karıştı.

Bugün bilgisayar dahil, 21'nci asrın birçok edinimi var elinizde. Gerçek adına, şu bizim Şutka ve İdrisova'da ''sakinlerin'' sayısı gereğinden iki misli fazla, ama bunun da sonu geliyor. Devletimizin inşa ettiği veya etmek istediği yeni hapishaneler bir açıldı mı, dışarıda olanlar içeride kilerini kıskanacak. Demir parmaklığın arkasına varmak için torpil mi kullanılmayacak, rüşvet mi verilmeyecek. Konuya yaptığım giriş biraz daha uzarsa bana sigara çikolata göndermek isteğini duyacağınızı bildiğimden, hemen söyleyeyim.

Sahi hapishanede, çok şükür, değilim. Bu kırk senede, dönemin şartlarında beni oraya götürecek veya hiç değilse mahkemelik konumuna getirebilecek bir şeyler yazmadığımdan değil. Kâğıda karaladığımın aramızda kaldığından. Azınlık medyasının kaderi budur. Seni bir gettoya kapatmışlar, bir de durmadan ifade özgürlüğün var, diyorlar. Elli metre karelik dairemdir hapishanem benim. Düne kadar ondan gurur duyuyordum, ama birkaç gün önce değerli Belediye Başkanımızın başkentte hava kirliliğine bağlı önlemlerini duyunca, göz açıp kapayana kadar kendimi hapishanede buldum.

Yaşlılar katiyen evden çıkmayacak şeklindeki tavsiyesini ben hemen uyguladım. Laf aramızda, adam sözünü bitirmeden daha ok gibi yerimden fırlayarak iki zembil bir büyücek torba ile mahalle bakkalına gittim, raflardan un, makarna, tuz, şeker, yağ, çamaşır tozu ve diğer öteberilerden taşıyabildiğim kadar aldım. Et zaten yemem.

Yazdan soğutucuya depoladığım biber, domates ve diğer sebzelerle beraber, saygıya değer yiyecek stokları var evimde. İlkbahara kadar götürür beni. Bu yaşa gelene kadar az mı gördük biz çeşitli olağanüstü durumları, sokağa çıkma yasaklarını? Ama başkanımız ilaveten ''daireleri havalandırmayacaksınız'' da diyor. Yani, kapıları pencereleri açmak yok demek istiyor.

Yahu, dört aylık şeker makarna yedeklerim var, ama dört aylık hava nerede bulayım? Mantığa bir bakın. Bir yandan temizliğe dikkat edeceksiniz, diyor. Evi temiz tutmak için süpürmek, silmek gerek. Bunları yaparken toz kalkar. Bu tozu dışarı çıkarmak için daireyi havalandırmak gerek. Ama kapıları pencereleri açmak yok. Çık bakalım sen bunun içinden. Nasılsa, tekdüze hapishane günlerim birbirini kovalıyor.

Pencereden seyrettiğim manzara tüyler ürpertici. Park bomboş. Bir tek çocuk, bir sokak köpeği bile yok ortalıkta. Rüzgarda sallanan salıncak zincirlerinin çıkardığı gıcırtı, çıplak dalların birbirine sürtünmesinden çıkan gıcırtıyla karışarak, ortalığı boğuyor. Zamandan zamana biri geçiyor pencerem altından; bir elinde ekmek filan taşırsa, öbürüyle ağzını kapatmış, bir an önce hapishanesinin sıcaklığına kavuşmak istiyor.

Korku filmlerinde böylesine sahneler çoktur. Veba falan olur ve bütün vatandaşlar evine kapanır. Sokaktan sadece maskeli polis, asker ve sağlık timleri geçer, zaman zaman silah sesleri duyulur, hoparlörler gürler, kamyonlar dolusu ceset toplu mezarlara gömülür. Düşman askeriyle, yaban hayvanlarla, sellerle yangınlarla mücadele etmek mümkündür. Hiç değilse tehlikenin nereden geldiğini görüyor, kendini savunmak için gerekeni yapıyorsun. Ama gel de hava kirliliğiyle mücadele et. Havanın kirli olup olmadığını ben nereden bileyim?

Havada kafam kadar büyük kirli parçalar uçuşmuyor ki, göreyim. Mikronun onda biri büyüklüğünde parçacıklar uçuşuyormuş. Bir sorayım sizi, mikron dedikleri nedir ve gözle görülür mü?

Görülürse şayet, ben bütün gün onların arkasından koşup birer birer mi yakalayayım? Çaresizlik en kötü duygudur. Bir yerde oturmuş, kara kara düşünüyorsun. Yetkililerin tavsiyelerine uymayıp sokağa çıkayım mı, çıkmayayım mı? İsteklerle akıl boğuşuyor, kah biri üstün geliyor kah öbürü. Yahu, diyorsun kendine, bir çıkıp hiç değilse yarım saatlik bir yürüyüş yaparsam ne olur? Havada uçuşan o mikronlar ille de benim ağzımdan mı girecek? Ağzımı bir şalla mendille örtersem hiçbir tehlike kalmaz deyip şimdiye kadar ne beklediğine şaşıyorsun.

Çıkmak üzereyken içinde bir alarm zili çalmaya başlıyor, akıl üstün geliyor. Sen bir cengelde değil, örgütlü bir toplumda yaşıyorsun. İşin uzmanları var. Yetkililer çıkma derse, çıkmayacaksın. Yine yerine oturup pencereden bakıyorsun. Havayı temiz tutmak için fabrikaların ocaklarını kontrol altına alacaksın, motorlu araçları seyrekleştireceksin, halkı toplu taşıt araçlarına alıştıracaksın.

Herhalde bunu şimdiye kadar yapmamış olduğundandır ki, işler bu dereceye gelmiş. İşin kolayı nedir biliyor musunuz? Rüzgar.

Yel falan değil, şiddetli bir rüzgar, nerdeyse kasırga. Ama bakıyorum dışarıda bir kuru yaprak bile sallanmıyor. Yağmur duasını duymuşum. Acaba rüzgar duası var mı? Bu satırlar gün ışığı görene kadar inşallah rüzgarlar esecek, karla yağmur yağacak, biz yaşlılar hapishanelerimizden kurtulacağız.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya