Turşu Zamanı

Turşu Zamanı

Siz ne yapıyorsunuz bu Ekim günlerinde bilmiyorum, ama ben turşularla uğraşıyorum.

Bir hafta oldu kalem kitaba elveda diyeli, işin sonu görülmüyor. Turşu zamanı bir geldi mi, eyvah!.

Dört tarafı biber domates yığınlarıyla, soğan mağdanosla dolar. Yağ şişeleriyle sirke şişeleri birbirine karışır, iri tuz taneleri delinen kağıt keselerden dökülüp etrafa saçılır, kaynayan tencerelerden çıkan buhardan camlar buğulanır.

Ev sarımsağa kokar. Halbuki, turşunun kraliçesi denilen ayvar işine hala başlamadım. Kümbetle haranı hala izbenin karanlığında, kırmızı biber dolusu çuvallar pazarda, çalı çırpı ya oduncuda ya da dost ahbabın avlusunda.

Bunun sayesinde arada bir bilgisayarı açıp turşu dünyası dışında olup biteni öğrenmek fırsatını buluyorum.

Efendim, niye bu millet her sene yaz biter bitmez turşuyla haşır neşir olur? Domatesin biberin, turpun salatanın tazesi yok mu Bit pazarı tezgahlarında kara kış ortasında? Var, hem de istediğin kadar. Marketler bütün yıl boyunca paketlenmiş, şişelenmiş, öğütülmüş ve daha bilmem nesi yapılmış en olmadık meyve ve sebzeyle dolu değil mi? Dopdolu. Ama onlardan alan sadece yeni görmeler, tembeller, turşu yapmasını bilmeyenlerdir gibime geliyor.

Vatandaşımız kendi eliyle hazırlayıp depolaştırdığı şeyleri sever. Kış geçer bir sürü kese kavanoz açılmadan kalır, soğutucunun yarısı değilse çeyreği havalar biraz ısınınca çöpe atılır, ama seneye gene hazırlanması gereken turşu miktarının ölçüsünü kaçırır, her ihtimale karşı biraz fazlasını yapar. Daha doğrusu, bir süre önceye kadar yapıyordu; şimdi geçim sıkıntısı nerdeyse hepimize uzandı; hiç kimsede atılacak şey kalmadı.

Turşu, kışı daha ucuzdan geçirmenin yoludur. Masraflı işlerden uzak durup mümkün olduğu kadar biriktirmek, beyin kodlarımızdadır bizim. Ak akçe kara günler içindir atasözünün her dilde bir varyantı vardır. Bundandır ki, turşu zamanında ekonomiden doktoraya denk gelebilecek ince hesaplar yapılır.

Ve bundandır ki, sağduyulu devlet turşu zamanında seçim gibi faaliyetlere katiyen başvurmaz. Ama masraftan kaçınıp biriktirme yapan sadece vatandaştır sanmayın. Devletimiz de, eksik olmasın, son zamanlarda hayli tutumlu olup her kuruşunu üç defa saymadan elden çıkarmıyor.

Bakın mesela şu İçişleri Bakanı olacak hanım geçen hafta davul zurnayla polisin yeni arabalarını hizmete verdi. Olaya bir sürü bedavacı tanıklık etti, medya mensupları teftiş kıtasında bulunan askerler gibi dizilmiş yüz tane araba arasında oraya buraya koşuşup kameralar çalıştırıldı, fotoğraf flaşları bir yandı bir söndü, nutuklar çekildi. Ardından kokteyl oldu mu, yani birikenler bir şeyler yiyip içti miler, bilmiyorum.

Konunun bu açısı televizyon kameralarından uzak kaldı. Çekilen nutukların hafızalarda kalan tarafı neydi? efendim, yeni arabalar yüz kilometrede sadece beş litre yakıt harcıyormuş. Bu marka arabalar, benim bildiğim kadarıyla, Kore'de imal ediliyor. Bir önceki İçişleri Bakanı, hatırlanacağı üzere, on küsur yıl önce yeni arabaların üç yüz tanesini ta Amerika'dan getirtmişti. Hepsi güzel, gemi kadar büyüktü. Ama ancak beş altı ay önce, bunlar hurdaya giderken, şimdiki bakan temel eksikliğini açıkladı. Hepsi bir ejderha gibi olup, yüz kilometrede 16 litre benzin harcıyormuş. Üstelik, bizim yollar için münasip değilmişler. Sorası geliyor insanın: Peki, on sene önce bu araçlar alınırken, ne kadar yakıt harcadıkları bilinmiyor muydu?

Ve en önemlisi: beş litre yakıt harcayan araçlar o zaman da vardı. Niye onlardan alınmadı? Matematikle aranız iyiyse, bir hesap yapın. Geride kalan on yılda beş litre harcayan 300 araba kullanılmış olsaydı, bu toplum, bu vatandaşlar ne kadar kazanırdı?

Akıllara durgunluk veren bir sonuç elde edersiniz. Ama, işte, kurt kanunu araya girdi. Bütçeden gelen, yani halktan toplanan parayla bir şeyler satın almak gerektiğinde ihaleye gitmek kanunca zorunludur. Bir gün biri bu ihaleler sırasında dönen dolapları ve oynanan oyunları incelemeye kalkışırsa, muhakkak ki epey kalın bir kitap yazabilir. İnsan kör de olsa, ihaleler ekonominin atardamarı haline geldiğini görür. Ne olursa hep onlarla ilgili ve onların etrafında oluyor. Sebebi de çok basit.

Tatbikatta ihale rüşvet ve tüm diğer yolsuzlukların odağı olmuştur. Birinden milyonlarla Avro değerinde mal satın almak rant çıkarmaktan başka ileriye dönük ekonomi, siyasi ve daha bilmem hangi menfaatleri temin eder.

Uluslar arası mal mübadelesi çoktandır alıcıyla satıcı arasında münasebetten çıkıp devletlerarası bir yarışa döndü.

Fakat yerli firmalar arasındaki ihale yarışması da bundan pek geri kalmaz, çünkü ''ben sana sen bana'' ilkesi burada da geçerlidir. Lafın kısası, bir bakanın ağzından ihaleler vasıtasıyla yapılan biriktirmeden bilgiler almak kulağa çok hoş gelir. İnşallah diğerleri de ondan örnek alır.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya