Beyin Barikatları

Beyin Barikatları

Bir alet var ki, yirmi seneyi aşkın bir süredir politika denilen şu faaliyette conditio sine qua non sayılır. Yani, bizim laflarımızla, onsuz olmaz gibi bir şey.

Prensip olarak, dört senelik düzenli aralarla izbelerin mağazaların karanlığından çıkarılıp gün ışığını görür, ama bazen, işler karışınca, hiç eksik olmaz. Devreye bir girdi mi, akan sular durur.

Hoparlördür söz konusu olan. Yapısı bakımından hunidir. Şöyle, dar tarafından fısıltıyla bile söylenen laflar bir düğmeye basılınca huninin geniş ağzından çok daha sesli çıkar. Devletler kurulalı beri, seçkinlerin en büyük isteği budur. Herkesçe işitilmiş olmak.

Beş on gün geçmeden hoparlörler yine gürleyecek bizde. Şehirle kasaba meydanlıkları renk renk bayraklarla süslenecek, karı hala erimemiş dağların eteğinde, yamacında, bazen tepelerindeki viran köyler bile aniden canlanıverecek.

Bir ay kadar haber bültenleri hep kış güneşinde pırıl pırıl parlayarak ülkenin dört tarafını arşınlayan araç kafileleriyle başlayacak, onlarla bitecek. Liderler, küçüğü büyüğü, yerlisi Başkentten geleni, dobra dobra konuşacak. Biri gitmemişken öbürü gelecek.

Yerel seçim diyorlar buna. Niye, ben bir türlü anlamadım. Belediye başkanlarıyla azaları seçiliyor seçilmesine, ama hoparlörlerin gürlediği günlerde halkın karşısına çıkanlara bakın, söylediklerine kulak verin. Birine kadar parti liderleri veya bunların yardımcıları.Kaf Dağı arkasında bir köy çimenliğinde mi konuşuyorlar Başkentin merkezinde mi, asla önemli değil. Hoparlörlerden kulağımıza gelen büyük laflar, hep büyük konularla alakalı. Avrupa, NATO, vatan, millet, ve saire.

Yahu köyümüze su getirilecek mi getirilmeyecek mi, delik deşik olan yola asfalt döşenecek mi döşenmeyecek mi sormak istiyorsun, ama nafile. Hoparlör başkasının elinde.O ezberlediği türküyü söylüyor. Sonra bir başkası geliyor. Çimenlik aynı, kürsü aynı, davulcu aynı. Laf gırla gidiyor. Ama hoparlörden deminkinin laflarına temelden zıt iddialar yayılıyor etrafa. Bir önceki mi haklı, bu mu? diye düşünürken bir üçüncüsü geliyor, rakiplerini yerden yere vurarak tozu dumana katıyor. Eyvah, ne oluyor bunlara? Bir daha beni kimse burada görmeyecek, diyorsun. Ama kendin de buna inanmıyorsun. Eksikliğin hemen fark edilir, başın belaya girer. Çünkü politika, yüz başlı bir ejderha gibi hepimizi sarmış, nefes aldırmıyor. Rüzgarın nereden estiğini vaktiyle öğrenerek taraf seçmezsen, yandın.

Son genel seçimden şurada bir buçuk sene geçti mi geçmedi mi bilmem, biz yine sandığa gidiyoruz. Esasta hem o, hem de ondan önceki seçim erken denilen türden idi. Yani, Meclis aritmetiğinde bozulan dengeleri yerli yerine oturtmak, vatandaşın iradesine kaldı. Bir ay sonraki yerel seçimin kapısı biraz aralanıp sağa sola bakılınca, genelini de görmek pek zor değildir. Tabii, o da erken denilen türden.

Muhalefet nerdeyse bir aydır sokakta. Meclisin bütün faaliyetlerini boykot ediyor. Yerel seçimlere katılıp katılmayacağı belli değil. Bir gün ''özgürlük ve demokrasi'' uğruna yürüyüş tertiplerse, ertesi gün onu barikatlardan hoparlöre konuşurken görüyoruz. Ortalık inim inim inliyor. Oysa, kampanya denilen gürültünün resmen başlamasına epey zaman daha var. Beni sorarsanız, muhalefet sadece nazlanıyor. İlerleyen günlerde yumuşayacak, bazı taleplerinden vazgeçerek uzlaşmaya gidecek. Bu ülkede bugüne kadar ''sokak demokrasisi'' kimseye bir hayır getirmedi.

Diğer yandan, muhalefetsiz ne Meclis olur, ne de demokrasi. Esasta olur, ama ikisi de kör topal yürür. Tuzsuz yemeğe benzer. Geride kalan üç dört haftada birkaç Meclis toplantısı yapıldı, bir sürü karar alındı. İtiraz edecek, eleştirecek biri olmadığından, her şey göz açıp kapayana dek bitti. Dimağlarda acı bir tat kaldı.

Yaşı biraz daha ilerlemiş olanlar, 1994'ü hatırlar. O sene yapılan seçimleri muhalefet boykot ettiğinden, bir parti bütün oyları toplayarak dört yıl tek başına ülkeyi yönetti. Meclis komünizm dönemindekine benzedi. Hatırlanacağı üzere, o dört yılda ülkenin patronu, şimdi muhalefet sıfatıyla sokaklarda barikatlar kuran sosyal demokratlar idi. Dört yıllık görev sürelerini son gününe kadar istifade ederek, muhalefete asla ihtiyaç duymadılar. İktidar olan parti veya koalisyon her zaman karşısında güçsüz bir muhalefeti görmek ister.

Meclise resmiyet kazandıran, muhalefettir. Bu anlayış, işte, 15 sene önce yoktu. Araya giren yıllarda geliştik, olgunlaştık. Demokrasi de yeni boyutlara ulaştı. İktidarda kim olursa olsun, ülkeyi tek başına yönetemeyeceğini çok iyi bilir.

Bu durum, kendiliğinden, çok ciddi bir soruyu gözler önüne sermekte. Ana muhalefet partisi konumunda olan parti istediği zaman ve istediği bahaneyle sokağa dökülüp ''Seçim istiyorum!'' diyebilir mi? Buna evet demek, şantajı ve anarşiyi desteklemek demek olur. Sana sokakta barikatlar kurmakla ülkeyi idare etmek hakkı tanımışsa, seçim neyimize lazım?

İlerleyen günler, nasılsa, bir çözüm getirecek. Bundan önce de siyasi sahnede gerginlik ve karışıklığı gördük. Şunun bunun sokağa dökülmesi de ilk defa değildir. Tabir yerindeyse, ''akıl toplama'' operasyonu her defasında yabancıların müdahalesiyle başladı. Bu defa da öyle olacak.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya