Güne Başlarken

Güne Başlarken

Ya Allah bismillah! Yine gazeteye yazıyorum.

Bilgisayar denilen şu büyülü kutunun beyaz ekranı yine ışıldıyor karşımda. Sizi bilmem, ama ben ne zaman bir şeyler yazdımsa, hep karla örtülü uçsuz bucaksız bir bozkırda buldum kendimi. Her söz bir adım, bir ayak izi. Her satır başı bir durak. Bugünün itibarıyla zaman denilen o Damokles kılıcı yine başım üzerinde sarkıp duruyor. Köşe yazarlığına soyunan birinin hayatı esasta bir yazıdan öbürüne, bir Cuma’dan öbürüne kadar süren dramdır.

Temsilin son sahnesi ardından, seyirciler salondan çıkmamışken daha her şey yeniden başlar. Kudret saatinin tik takalarıyla yatıp kalkıyorsun sanki. Kafam mı daha karışık, duygularım mı, bilmiyorum Onca zamandan sonra yazı meydanına çıkmak, cesaret ister. Adetten olan bir ‘’Evet, nerede kalmıştık?’’sloganıyla işe başlamak fena değildir, ama başkalarının icadından faydalanmak istemiyorum. ‘’Be adam, yaşına bak. Yetmişine basacaksın nerdeyse. Eğriyi doğruyu söylemek sana mı kaldı? El alemin alay konusu olacak yerde, kendine daha yararlı bir iş bul’’, diyor içimden bir ses. Ama aldırış etmiyorum. Ona uymuş olsaydım, hiçbir zaman kalemi ele almazdım.

Başlığa bakmayın. Yazıda yeni değilim. Yedisi bu gazetede nerdeyse kırk senelik tecrübem var. Bu ülkede Türkçe bir şeyler nerede yazıldıysa, ben de oradaydım. Ama iki sene ortalıkta yoktum. Gazetelere yazmaktan geçinen için koskoca bir ömür. Sağduyunuz azalır. İlhamınız kalmaz. Duygularınız körleşir. Lafın kısası, pusulanızı kaybedersiniz. Politikadan akıl taslayan biriyseniz, kaleme elveda gibi bir şeydir bu. Beyin, bir makinenin dişlileri gibidir. Dura dura paslanır. Tekrardan çalıştırılması zahmetli olur. Bazen homurdar, gıcırdar, tüte tüte harekete geçer. Bazen ne yaparsanız nafiledir. Hayat kalmamış onda. Baktım, bilgisayarın kullanmasını bile unutmuşum. Araya giren yıllarda ‘’design’’ dedikleri her şey değişmiş, dosyaları bulup açmakta bir hayli zorlanıyorum. Harfler kah büyük kah küçük çıkıyor, satırlar arasındaki boşluk azaldıkça azalıyor, ne yazarsam bilgisayar hemen altını kırmızıyla çiziyor. Hatalıdır diye. Komşu çocuğu yardımıma gelmeden bu iş bitmeyecek galiba. Onu beklerken dolabın dibinden 1975’ten bugüne gazetelere yazdığım yazıların kupürleriyle dolu paketi çıkardım. Karıştırdım, karıştırdım, son yazımı buldum. Çilek günlerinden bahsediyor. Yazıyı ekrana da getirebilirdim, ama aramasını bilmiyorum. Üç aşağı beş yukarı, bin kelimeden ibaret. Yani, yüz satır. Gazetecilik standartlarına göre, üç sayfa on satır. Kupürleri biraz daha karıştırdım, o yılda ne yazdıysam uzunluğu üç sayfanın altında olmadığını gördüm. Ne yalan söyleyeyim, korktum. Sen git iki sene başıboş dolan, sonra durup dururken bin kelimelik yazı yaz. Biraz değil, epey mütevazi olup bunu yarıya indirmek lazım. Bu yaşta üç sayfada söylediklerimi bir buçuk sayfada söylemeyi öğrenmek zorunda kalacağım galiba.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya