Tavuk Mu Daha Eski, Yumurta Mı?

Tavuk Mu Daha Eski, Yumurta Mı?

Telekulak skandalının hayrını görmeyeceğim galiba.

Dinlenen gazeteciler arasında yokum. O kadar büyük sabırsızlıkla bekledim bu konuşmaların yazılı şeklinin halka dağıtılmasını ki, bir iki sayı önce dayanamayarak hatrımda kalan üç telefon görüşmemi bu sütunda yayımladım.

Meğer, para etmemiş. Yabancı istihbarat mı, casus şebekesi mi, devletin güvenlik teşkilatı mı, dinlemeyi kim yapmışsa, beni, işte, dinlemeye layık görmemiş. Basbayağı, yokmuşum gibi, üzerimden geçmiş. Valla yetmişime girdim, ne zaman bu kadar küçümsenmiş, bu kadar aşağılanmış olduğumu hatırlamıyorum. Yahu, bunlar beni adam yerine bile koymuyor.

Baktım otuz kusür sene birlikte toz yaladığım meslektaşlarımın eline üç parmak kalın dosyalar veriliyor, muhalefete yakınlığıyla bilinen bazıları cilt cilt dosyaları böbürlenerek sağa sola savuruyor.

Ben, ellerim ceblerimde, öksüz gibi toplantı salonunu bir aşağı bir yukarı geziyor, bir yanlışlıkla benim dosyam başkasının eline geçmiştir diye umudumu kesmiyordum. Dua etmeye başladım. Dosyam cilt cilt olmak zorunda değildir. Bir cilt yeterdir, hatta yarım cilde de razıyım. Ama bu da yok. Taleplerimi azaltmaya başladım, yahu dedim ha üç ciltlikmişler ha beş on sayfalık, yeter ki adım geçsin. Son aşamada miktar önemli değildir. Bu mesele zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelecek, o bürokratlar için beş sayfa beş yüz sayfadan şok daha etkili olur. Daha kolay okuyup neyin ne olduğunu anlayabilirler. Tabii, onlardan beklediğim adaletle beraber para da gelecek. Bana haksızlık yapılmış, insan haklarım çiğnenmiş falan şeklindeki kuru laflar neyime lazım?

Boşuna bekledim, boşuna umut ettim. Hepsi gitti, salonda temizlikçilerden başka kimse kalmadı. Her ihtimale karşı üç dört dakika daha bekledim, hatasının farkına varan biri koşa koşa salona gireceğine umut ettim. Bir de masalar altına koltuklar arasına baktım, dosyam oralara düşmesin diye. Bir köşede, iki masa arasında bir boşlukta sürüklenen kalınca bir dosyayı görünce ne kadar sevindiğimi bir bilseniz!

Buldum! Buldum! deyip çöl ortasında suyu bulan birinin edasıyla oraya yöneldim, tam elimi uzatıp dosyayı almak üzereyken ayağım ıslak döşemeden kayıp yüzüstü yerlere kapandım. Zaten eski ve şurası burası güvelere yem olan ceketim biraz kirlendi kirlenmesine, ama kimin umrunda bu ayrıntı? Avrupa Mahkemesinden paralar cebime bir girsin de on tanesini alırım.

Temizlikçilerin şaşkın şaşkın bakışlarına hiç aldırmadan bir köşeye oturdum, senelerle sevgilisinden mektup almayan aşığın sabırsızlığıyla dosyanın sayfalarını karıştırmaya koyuldum. İlk dört beş sayfasının başlıklarına bir göz attım, dünyada ve Avrupa’da güncel ekonomi durumlar ve buna dayanan ideolojik hareketlerden bahsettiğini görünce bak bak dedim ne kadar önemli şahıs olmuşum da bunlar beni dünya ve Avrupa’da olup bitenler ışığında ele alıyorlar. Biraz sonrakı sayfaları da açtım, baktım aynı problemlerden dem vuruyor, ama sadece Makedonya’da.

Sonra rastgele dosyanın ortasında bır sayfayı açınca ne göreyim kadro politikasından ve parti aidatlarından bahsediyor. Be gafiller, benim parti aidatlarıyla ne alakam var? Üyesi olduğum tek teşkilat hayvanları koruma derneğidir. Buna montaj derler işte; şurda burda yaptığım konuşmalardan sözcükleri çıkarıp birbirine yapıştırmış, onlara bambaşka anlam vermişler. Ama ben de dün dünyaya gelenlerden değilim. Bu hilleyi yutar mıyım? Gene bu durum az da olsun gönlümü okşamadı diyemem; koskoca bir teşkilat, kimin olursa olsun, benimle uğraşıyor işte.

Dosyanın sayfalarını biraz daha karıştırdım, ayrı ayrı belediyelerde parti üyelerinin sayısına bağlı uzun listeleri görünce içime şüpheyle korku karışımı bir duygu girdi, bilincimin ta derinliklerinden bir ses yahu bu işte bir yanlışlık olmasın deyince bir son kez olarak dosyanın sonlarından bir yerde bir sayfayı açtım, parti içi demokrasiden bahsettiğini görünce yıldırımla vurulmuşa döndüm.

Meğer, elimde olan yaptığım telefon konuşmalarının yazılı şekli değil, partinin seçim programıymış!

Ağır adımlarla kapıya doğru yöneldim, kara kara düşünerek dışarıya çıktım. Dünyanın bütün dertlerini taşır gibi muhalefetin parti programını elimde tutuyordum. Dışarıya çıkarken sağa sola bakındım, kimseyi görmeyince kapı yanındaki çöp kutusuna attım. Ey gidi günler dedim kendime, komünizm devrinde şehir etrafındaki dağlara çıkar, birtakım yasak kitapları ateşe verirdim. Ama başka hikayedir bu.

Nasılsa, itibarımdan hiçbir şey kalmamıştı. Konuşmaları dinlenen yüzlerle gazeteci arasında değilsen ne arıyorsun bu meslekte? İyisi kalemi defteri bırak, taksici filan ol. İşin en kötü tarafı, okurların tavrı. Konuşmaların dinlenmişler arasında bulunmadığımı öğrenince kim okuyacak beni?

Derler ya, böylesine durumlarda karar almak acelecilikten çok fırtınada yelken açmaya benzer. Bisikletime binip eve giderken duygularım biraz yatıştı, soğuk kafayla düşünmeye başladım. Yahu dedim, adam iyi söyledi dinlemeler 2010’ dan başlayarak yapılıyormuş, üstelik sadece cep telefonundan. Benim telefonum geçen yılın mayıs ayından, bir senesi bile yok, nasıl dinleyebileceklermiş beni? Rahatladım.

Sonra felsefeye daldım. Ben sabırlı insanım. Bu telekulak meselesi ilk defa değildir, büyük ihtimalle son defa da olmayacak. İlk defa 2001’ de oldu, işte şimdi tekrarlanıyor. Yani zaman mesafesini 15 seneye bağlarsak, 2030’ da yine ülke bu skandalden sarsılacak. 2001’ de ve bu sene kaçırdığım parayı, inşallah o zaman alacağım. Gerçek, o zaman seksen beşlik olacağım, ama farketmez.

Asıl eve gelip bu satırları yazmaya başladığımda kafam tamamen karıştı. Çünkü bilgisayarı açar açmaz ekranında Başbakan göründü. Yarım saatten fazla kah savcı kah polis, kah muhbir kah muhafız sıfatıyla esti gürledi, esti gürledi. Vaktiyle okuduğum polisiye ve casusluk romanlarının en alasının senaryosunu gazeteci milletine anlattı.

Vallahi ben bu işte artık hiçbir şey anlamıyorum. Dinlemeyi yabancı isitihbarat teşkilatı yapmış, ama bunun mensupları ortalıktan tüymüş, ülkenin adı bile meçhul. Özel teknikle ve özel arabayla Üsküp sokaklarını gezip dinlemeyi yapmışlar, ama hiçbiri ortalıkta yok, hiçbiri yakalanmamış. Yabancılarla işbirlik yapıyormuş diye gözaltına alınan casus şebekesinin bir üyesi yıldırım hızıyla yargılanarak üç senelik hapis cezasını yemiş, ki arabanızla kırmızı ışıktan geçerseniz veya fizyolojik ihtiyaçlarınızdan hareketle sokakları kirletirseniz daha uzun cezaya çarptırılırsınız.

Akşama kadar kamuoyu bıçakla kesilmiş gibi ikiye ayrıldı.

Bir taraf, Başbakan yanlıları. Onlar için önemli olan yüzlerle dinlenen telefon konuşmasında duyduğumuz çirkinlikler, pislikler, kanun ve insan hakları ihlalleri değil, bu ağır suçun failleridir.Koskoca hükümetlerin, başkanların filan düşmesine sebep olabilecek sözleri anmıyorlar bile. Sizin anlayacağınız, yumurta mı daha eski, tavuk mu?

Diğer taraf iiçin önemli olan sadece sözlerdir. Gerisini kibarca çöpe atıyorlar.

Sonu görülmeyen bu dizi devam ediyor. Yeni sahneler, haftaya.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya