Toplumumuzun Asıl Problemi

Toplumumuzun Asıl Problemi

Başlıkta gördüğünüz, dikkat etkisi güçlendirilmeye çalışılmış muhtevaya geçmeden evvel, geçen haftanın Zaman Gazetesi'yle ilgili birkaç kelam etmek isterim.

Uzun zamandır beklediğim ve görmeyi ümid ettiğim, fikir yazılarının özkütleyi artırdığı, dolu dolu bir Zaman okuduk, geçen hafta... Yazılarına uzun bir ara veren Avni Engüllü Bey'in yeniden yazması, Güler Selim Bey'in içimi dolduran ve okuduktan sonra 'helal olsun' dedirten tespitleri, Enis Emin'in, Başkent'in merkezini dolduran ve artık gerçekten de sıkıcı olmaya başlayan 'heykel kalabalığı'na değinen mukayeseli yazısı, Ahmet Şar'ın ülkenin çözülmesi gereken sorunlarından birini daha ele alan yazısı ve adını henüz işittiğim Mustafa Fatih'in parti yönetimlerini eleştiren yazısı okunmaya değer yazılardı. Edebiyat sayfasının 'Parmak İzi' köşesi ise zaten liyakatimin fevkinde bir muhteva ile çıkıyor. Gönlü zengin olan, gönüllere, zenginliğin tadından birkaç numune sunuyor. Bendeniz, böylesi dolu muhtevalı bir gazete okumaktan telezzüz ettiğimi, manevi bir hâz alıp, kuvvet bulduğumu söylemek ve bu hislerimi içimde tutmaktansa, Zaman okurlarıyla paylaşmak istedim.

Bu girizgâhın ardından konuya geleyim: Çeşitli mekanlarda ve yazılarda ifade edildiği gibi, Makedonya Türkleri gerçekten de varlıklarını sürdürecek olan fikrî ve kültürel çabayı ortaya koymakta yetersiz kalmaktadırlar. Bu konuda bir gerileme ve bir temsil eksikliği yaşandığı aşikârdır. Genel itibariyle, halkımızın zamanını ya televizyon karşısında, ya bilgisayar başında ya da kahvelerde geçirdiği doğrudur. Mesele bu açıdan bakıldığında, bendenizin de defaatle eleştirdiği gibi, yarısı boş bir bardak olarak görünmektedir. Memleketin eski sahibi olan millet, varlığını korumak için gayret etmektense, köşesine çekilmiş intibaı vermektedir. Elinde olanları kaybetme riskiyle karşılaştığında tek vücut olamamakta, elde edilebilen veya korunabilen menfaatler, sınırlı bir grubun uğraşısıyla kalmaktadır. Herkes elini taşın altına koysa ne olur? Şöyle lazım olduğunda gür bir ses çıksa da yer gök duysa" diye insanın içinden gelir geçer. Hakkını, arayarak elde etme durumunda olan bir toplumun menfaatleri düşünüldüğünde, gerçekten de aklın gösterdiği yol budur. Eline kalem alan bunları yazacak, önüne mikrofon gelen bunları söyleyecektir.

Fakat, bu sönük ışık, bu uykulu bakışlar, geleceğe dair kaygısızlık hali düşünüldüğünde, acaba bilinçli olarak ortaya koyulan bir davranış şekli midir? Yani gayretsiz olmak, toplumun iradî bir seçimi mi, yoksa zamanın ortaya çıkardığı bir davranış biçimi midir? Belki bu noktayı sosyolojik bir nazarla incelemek gerekir. Ve mevzu bu açıdan incelendiğinde, istemsiz bir durgunluk yaşandığı ve zamanın ürünü bir hâl olduğu sonucuyla karşılaşabiliriz. Belki de günümüz Makedonya Türkleri'nin varlığı ve devamiyeti bu dönemi sönük geçirmeleriyle mümkün olacaktır. Evet, belki de aktif bir kültürel hayat, baskı üstüne baskı yapan gazetelerimiz, mükemmel bir tiyatromuz, tam gün yayın yapan ulusal tv ve radyolarımız olsa, birilerinin gözüne batan diken durumuna düşebiliriz. Siyasette daha güçlü sözler söyleyecek ve dengeleri sarsabilecek bir konumda olsak, başımıza başka sorunlar çıkıp, işlerimize kirli ellerin gölgesi düşebilir.

Bütün bunlar olamaz mı? Evet, pekala olabilir. Nitekim, hakkını kaba kuvvetle aradıktan sonra istediğini elde eden bazılarının, siyaseti nasıl başka işlere bulaştırdıklarına şahit olmaktayız. Tv'lerinin hayırdan çok şerre çalıştığını, milli birlik ve bilinci kuvvetlendirerek, kültürel beslenme yapmak yerine, nefisleri azdırmaya hizmet ettiklerini görmekteyiz. İşte bu sebeplerden derim ki, toplumumuzdaki bu durgunluğun altında bir hayır da olabilir. Ve murad edelim ki öyle olsun.

Belki de soracaksınız, "Eğer bu gerilemeyi bir problem olarak görmüyorsan, o halde toplumun asıl sorunu ne?" Söyleyeyim: Son zamanlarda biraz daha iyi farkettim ki, halkımız arasında kültürüne kayıtsız kalmaktan daha da önemli bir hastalık var. Milleti çözen, güveni azaltan, sevgiyi saygıyı yokeden bir hastalık... Hakiriniz, ne bir din alimiyim, ne de din konusunda bir uzmanlık sahibiyim. Ancak, herkesin bildiği temel malumatlara dayanarak ve vicdanımın sesine kulak vererek yine de ifade etme ihtiyacı duyuyorum: Bizler evvela içimizdeki bireysel problemleri halletmeliyiz. Önce kendi içimizde bir mücadele verip, onu kazanmalıyız. Önce, şu birbirimizin gıybetini ederek, "kardeş eti yeme" hastalığından kurtulmalıyız. Önce, particiliği pırtıcılığı bir kenara bırakıp, kahve ve sigara bulduk mu konu komşuyu, eski ahbapları, eşi dostu satmaktan vazgeçmeli, ucu nereye varacağı belli olmayan, vebali çok ağır olan dedikodu hastalığına bir çözüm bulmalıyız.

Gıybet ve dedikoduya alışan bir insan, dikkat etmezse iftiraya kadar uzanan yanlışlara girer. Mazallah ne dünya, ne de ahiret kalır.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya