Süredurum

Süredurum

Bu sözcüğü nereden bulduğumu sormayın. Fizikte geçer.

Türkçe Sözlük, bunu "Bir cismin içinde bulunduğu düzgün hareket veya hareketsizlik durumunun sürüp gitmesi, hareketsizliğe veya hareketsizlikten harekete kendi başına geçememesi özelliği" şeklinde tanımlar.

Kafanız mı karıştı? Tabii ki karışır. Fizik herkes için değildir. Öğrencilik yıllarımda ben bedava üç defa kalmadım ikmale bu dersten. Tekrarlamak bilimin anasıdır. Bir basit örnekle bu süredurum meselesini açıklayayım. Arabanızı sürüyorsunuz. Yüz elliyle mecbur değilsiniz. Yetmiş, seksen de kafidir. Aniden bir tavşan çıkıyor önünüze. Hayvan sever olduğunuzdan, var gücünüzle frene basıyorsunuz. Araba yerinde duracak mı sanıyorsunuz? Hayır, beş on metre daha sürüklenip gidecek. Bu mesafe, işte, süredurum mesafesidir.

Fizikten bu kadar. Devam edersem, konudan bilgisizin teki olduğum hemen görülür. Ben, dolaylı yollardan olsa dahi, sözü topluma ve politikaya getirmek istiyorum. İki apayrı şeydir bunlar, demeyin. Dikkatle baktığınızda, toplumdaki ilişkilerde de doğal kanunların etkisini görürsünüz. Bu satırların sebebi, geçen hafta dünyanın büyük bir kısmında ve bizde kutlanan 1 Mayıs Bayramıdır. Hatıraları daha eskilere uzanan, bunu Emek Bayramı olarak da bilir, ama eski sistemi anımsattığından mı ne, bugün bu sözcüğün sürümü kalmadı.

İlk önce çok eskilere, fizikle ve süredurumla ilk defa karşılaştığım "Tefeyyüz" günlerine biraz uzanayım. İlkbahar gelir gelmez okulda öyle bir telaş başlardı ki, yer yerinden oynardı. Beden eğitiminden egzersizler yapa yapa canımız çıkardı. Amaç ya şehir merkezinde tertiplenen resmi geçitte okulumuzu temsil etmek, ya stadyumlarda düzenlenen gösterilere katılmaktı. Bu işkenceye katlanmak zorunda olmayanların akıbeti pek farklı değildi. Yol kenarından resmi geçidi seyretmek zorundaydılar.

Her üç durumda zavallı çocukların üzerinde kısa donlarla atlet, bir de patiklerden başka hiçbir şey yoktu. 1 Mayıs inadına ya çok sıcak olur biz buram buram terlerdik, ya da soğuktan tir tir titrerdik. Günümüz, devletin başarılarını dile getiren pankartları taşıya taşıya, sloganlar ata ata geçiyordu. Öğlenin geç saatlerinde yorgun argın ve aç eve dönerken, bu gösterilere etmediğimiz beddua kalmazdı. Tabii, bedava. Bir sonraki yıl yine tam takım oradaydık.

Ha, az kalsın unutacaktım. Her 1 Mayıs Bayramının 2 Mayısı da vardı. O gün işte cümbür cemaat kırlara çıkar, büyükler tüten mangallar etrafında oyalanırken biz çocuklar aşağı yukarı top koşuştururduk. Resmi geçitler ve diğer gösteriler çok çabuk unutulur giderdi, ama kırlarda ve nehir kenarlarında olup biten aylarla dillerden düşmüyordu. Açıkça söylemek gerekirse, o yıllarda hepimiz çok daha mütevazı, birçokları daha mutluydu.

Büyüyüp olgunlaşınca anladığım neydi? Yaşadığımız totaliter sistemde işçileri bir araya getirip şehir merkezlerine döken sendika ile devlet, aynı madalyanın iki yüzüydü. O toplumdaki iş yerlerinde çelişkili durumlar, çatışmalar falan yoktu. İşçinin, sendikanın, devletin menfaatleri, hep aynı menfaatlerdi. Dolayısıyla, sendika faaliyetleri ve bayram gösterileri bir lakırtıdan öteye gitmiyordu. Tabii, bugünün gözüyle bakarak bir sürü sonuç daha çıkarmak mümkündür, ama en önemlileri bunlardır.

Gel zaman git zaman her şey değişti. Eskisinden taş üstünde taş kalmadı. İdeolojik açıdan bakarak, Bir Mayıs gösterilerinin temelinde yatan işçilik siyasi kategori olmaktan çıkıp, ekonominin faktörlerinden biri oldu. Düne kadar içtikleri su ayrı gitmeyen sendikalar ve devlet, durup dururken kafa kafaya çarpıştılar.

Ama, 1 Mayıs Bayramı kaldı. Kanun hükmüyle bir günlük yaptılar bu bayramı, ancak Cumartesi Pazar araya girerse uzatmalı olur. Esasta, bu bayram eskiden 2 Mayısta yapılan faaliyetlerle hatıralarda kalıyor. Kırlarda nehir kenarlarında yakılan mangallarla, tıka basa yiyip içmekle. Bunun emek bayramıyla, işçilikle ne alakası var? Bakın katılımcılara. Eskiden kimi aradıysanız bulurdunuz oralarda; bugün o kalabalığın onda biri çıkmaz evinden.

İstemediğinden değil. İmkanı olmadığından.

Resmi faaliyetlere gelince, eyvah! Yıllardır sendikalar birbirinin gözünü çıkardığından, işçinin gücü adeta sezilmiyor. Bundan olacak ki, 1 Mayıs gösterileri karikatüre benziyor: arkasına düşen yüz iki yüz kafadarıyla Başkentin merkezinde gövde gösterisi yapan genel başkan kendinden başka kimseyi mücadelesinin doğruluğuna inandıramıyor. Üç beş sene sonra bu gösterilerden sadece kır ve mangal kalacağına emin olabilirsiniz.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya