Kravatlı

Kravatlı

Bu ülkeye demokrasi geldi geleli, dört senede bir kravat takarım.

Bir tane kravatım var. Uzundur, incedir, düğümü küçüktür.

Otuz küsur yıl önce satın aldığımda modaydı, sonra modadan çıktı, şimdi bakıyorum yine modaya girmiş. Eskiden onu daha sık kullanırdım. Asırları aşan uzun ömründen olacak ki uçlarında yağdan mı terden mi ne bileyim ufak lekeler görülür, ama çok şükür suni ışıkta fark edilmez. Galiba yenisini almanın zamanıdır. Talihsizlik midir nedir, kravatlı olmam hep Pazar günlerine rastlar.

Efendim, kravat takım elbiseyle gider. Bir kravatı olanın kaç takım elbisesi var sanıyorsunuz? Tabii, bir. Ne yazı var onun, ne kışı. Gün ışığını gece karanlığından ayırt etmez. Kravat günü geldi mi geldi, büyük bir telaş başlar. Bir gün önce daha kravatla birlikte aldığım elbiseyi naftalinden çıkarır, güvelerden bir zarar görüp görmediğini yokladıktan sonra balkona serdiğim iç çamaşır ve çarşaflar arasına asarım. Havalansınlar diye. Bende her şey tektir, benzeri ya yoktur ya zor bulunur. Sonunda, seksenli yıllarda aldığım sivri uçlu, yanları süslü ayakkabılarımı bir sandığın dibinden çıkarır, iyice fırçalar, boyayla yağlayıp parlayana dek bir kara bezle silerim.

Sabahleyin kahvaltıdan sonra bir güzel giyinip kuşanır, evden çıkarım. Gittiğim yer pek uzakta değildir. Üç yüz metre ya var, ya yok. Kuyruğa girip dört senede bir bilinçli vatandaş rolünü oynarım. Kravatlılar arasında kravatlı, bilinçliler arasında bilinçli, kibarlar arasında kibar. Elbisemin hafif naftalin kokusu, hanımların lavanta kokuları arasında kaybolup gider. Koridorun bir ucundan öbürüne kadar uzanan kuyrukta bekleşenler vaktini dedikoduyla geçirir; yüzlerce ağızdan çeşitli dillerde çıkan ses kakofonisinde kimse kimseyi duymaz, ama duyuyormuş gibi başıyla durmadan evet anlamına gelen işaretleri yaparlar. Aaa, sen misin deyip, uzun zaman birbirini görmeyen pudralı hanımlar şap şup öpüşür. Bir, bilemedin bir buçuk saat sonra kravatlı günüm biter, yine sıradan insan olurum. Kravatımı elbisemle beraber yeniden naftaline koyar, sivri uçlu ayakkabılarımı naylon kesesi içinde bir sandığın dibine dikkatle yerleştiririm. Allah sağlık verir de hayatta olursam, dört sene sonra yine lazım olurlar.

Kravatlı günlerimde düğüne falan gittiğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çeşitli törenlere de çoktandır davet edilmiyorum. Giyinip kuşanarak dört senede bir gittiğim yere davetsiz gidilir. Yani, bir vatandaşın vazifesidir bu. Esasta kravat takmak, takım elbise giymek zorunda değilim. Kot pantolonla ve dağcı ceketimle de pekala gidebilirim, ama ben eski soydan biriyim. Dört senede bir yaşadığım kravatlı gün seçim günü, yani bir bayramdır. Eskiden davullu zurnalı olurdu bu günler, ama yeni zamanlar beraberinde yeni adetleri de getirdi.

Sandığa gittiğim günden bir aydan fazla geçmesine rağmen, ikisi genel biri yerel son üç seçimde verdiğim oydan vicdan azabı duymalı mıyım? diye kendime sormadığım gün olmuyor. Birkaç seçimi art arda sağ kazanıyor, sol ise hezimete uğruyor. Ben oyumu hep sağa veriyorum. Tedirginliğim de bundandır. Tabloya bir bakın. Hükümetimiz sağcı hükümet, Cumhurbaşkanı sağcı koalisyondan, parlamentoda çoğunluk sağdan, belediyelerin çok büyük çoğunluğunda sağ partiler iktidarda. Milli partimiz sağcılarla koalisyonda.

Haliyle, ben sağcı mıyım? Yine kalın kitapları açtım. Baktım, politikada sağ denilen bir ülkenin muhafazakar kısmı ve onu temsil eden teşkilatlarıymış. Bunlar ne pahasına olursa olsun menfaatlerini koruyup her tür değişikliğin yapılmasına karşı koyanlarmış. Bir başka ifadeyle, toplumun zenginler takımı. Vay canına be! Mal varlığının tekmili bir kırık dökük bisikletten ve bir bilgisayardan ibaret olan ben ne arıyorum bunların arasında?

Kafam karışık, duygularım karışık, her tarafım karışık. Nasıl olmayacak ki? Bu ülkede her şey tepetaklak dönmüş. Bütün dünyada fakir fukarayı demeyeyim ama dar gelirlileri, orta sınıfı ve aydınları temsil eden sol partilerdir.

Bizde kuramsal açıdan bakılarak, bu konumda ana muhalefet, yani sosyal demokratlardır. Ama gel gör ki, ülkenin en varlıklıları bu partide konuşlanmış, bağımsızlığından beri kimseye soluk aldırmıyor. Diğer yandan, siyasi sahnenin sağında yer alan VMRO partisi, ideolojisi bakımından klasik bir sağcı parti olmasına rağmen, ülkenin bütün yoksul ve orta halli olanlarını bir araya getirerek, durmadan birtakım değişmeler yapmakla meşgul. Hal böyleyken pusulanı şaşırmayacaksın da ne yapacaksın? Tatbikat, tek yol gösteren oluyor. İktidar olan bir parti geniş halk tabakaların yararına bir şeyler yapıyor mu, yapmıyor mu? Yaparsa, oyumu ona veririm. İster sağ olsun, ister sol. Bana da ister sağcı deyin, ister solcu. Mesele bundan ibaret.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya