Kaş Yapayım Derken?

Kaş Yapayım Derken?

Kanunlar hamur gibidir; ondan ister ekmek yaparsın, ister pide.

Kaçıncı defa tekrarlıyorum bunu bu sütunda, sormayın. Ben de artık hatırlamıyorum. Ne yapayım, ifade o kadar eğitici ki, adeta bir atasözüne benziyor. Arif halkımız, işte, bir politikacı veya bilim adamının sayfalar dolusu akıl taslamasını, dokuz sözle anlatmış.

Tabii, halkımızın arifliği bu devletin kanunlarıyla alakalıdır. Devletler var ki, kanunları bir dağ gibidir. Adeta kutsaldır. Onları istediği gibi yorumlamaya veya değiştirmeye kalkışanın vay haline. Bir nesil gider öbürü gelir, ama onlar değişmeden kalır. Deden kanunun hangi kurallarına göre yaşamışsa, sen de yaşarsın.

Bu durum sıradan vatandaşa bir güven verir. Faaliyetlerinin arkasında bir kurallar sisteminin durduğunu bilmen ne güzel şey! Nedir ki, bu ayrıcalıktan yararlanman için tarihi, gelenekleri ve kültürü yüzyıllara uzanan ülkenin vatandaşı olmalısın. Son aşamada, bir devleti devlet yapan, onun kanunlarıdır.

Sözün kısası, bu satırların başında andığım hamur, dengesiz ve istikrarsız devletlere geçerlidir. Onların kanunlarını herkes istediği gibi yorumlar, uygular veya hiç uygulamaz. Yani, hamurdan ister ekmek yapar, ister pide.

Mesela, bir süre önce naylon keselerin kullanılmasını yasakladılar, ama kimse buna aldırış etmedi. Kanun yürürlükte olmasına rağmen, yine naylon keselerden geçilmiyor.

Ya şu sigara meselesi? Kamu alanlarda sigara kullanmayı yasaklayan kanunlar dillere destan oldu. On, on beş yıldan beri art arda birbirinden kısıtlayıcı hükümleri içeren birkaç tanesi çıkarıldı, ama nereye girersen gir, sigara dumanından boğulursun. Üstelik, ne olur içmeyin demeye kalkışırsan, ya dışarıya atılır, ya da alemin alay konusu olursun.

Bir kanunun kalıcı, yani uzun ömürlü olması şunun bunun isteğine değil, toplumdaki genel duruma bağlıdır. Toplumda adalet yoksa, çeşitli katmanları arasında çelişkili durumlar hüküm sürerse, sistemin kuruluşlarının fonksiyonları arasında uyum sağlanmamışsa, vatandaşın kanunlara saygı göstermesini beklemeyin.

Ama bir durum var ki, sadece bizde görülür. Yasamacıyla Anayasa Mahkemesi arasında adeta savaş halinin hüküm sürmesi. Hemen söyleyeyim ki, Anayasa Mahkemesi veya bazı ülkelerde aynı işi gören Yüksek Mahkeme, özel bir kuruluş olup, devlet birokrasisinin etkisi dışındadır. İşi ve ödevi, kanunların ve devlet organlarınca alınan bazı kararların Anayasaya ters düşüp düşmediğini değerlendirmektir. Her ülkede zaman zaman bir kanunun yürürlükten kaldırılmış olduğunu duyarız; ortalık biraz karışır, alışılmışlık dışında sert sözler söylenir, ama bir süre sonra her şey unutulur gider.

Bir yılı aşkın bir süredir ki, bizde Meclis Anayasa Mahkemesi trafiği giderek sıklaşmakta. Meclisin çıkardığı kanunların daha önemlileri, Anayasa Mahkemesinde bir bir bozguna uğruyor. Ya tümüyle yürürlükten kaldırılıyor, ya da en önemli hükümleri iptal edilerek tanınmaz hale getiriliyor. Doğum politikasından dış sınavlara, din derslerinden gümrük kanununa, polis kanunundan müzevirler kanununa kadar, ne ararsanız var bu sepette.

Kamuoyunun gözü yasamacıdan çok Anayasa Mahkemesine dönük. Her gelen kanunları değerlendirmek prosedürünü açıyor. Halk kanunun çıkarılmış olmasını Mecliste onaylanmasına değil, Anayasa Mahkemesince tamam denilmesine bağlıyor. Gerçek adına, bu gelişmeler bir yenilik değildir. Bize demokrasi geldi geleli, Anayasa Mahkemesi hayatımızın bir kısmı oldu. Diğer Hükümetler, koalisyonlar, partiler iktidardayken de zaman zaman bazı kanun iptal ediliyordu, ama bu son bir iki yılda yaşadıklarımız akıllara durgunluk verecek mahiyette.

Çok acayip bir durum var ortada. Kanunları yazan uzmanlar o eski uzmanlar, ama, işte, bir zaman diliminde senede bir iki kanuna Anayasa Mahkemesine dur denildiyse, bugün ayda ikisi üçü iptal ediliyor. Ne oluyor yani?

Kanun yazıcıları mı yaşlanıp işine bakamayacak duruma geldi, yoksa kanunların özellikleri mı o kadar değişti de, bu iş artık eski kafalarla olmuyor?

Bana sorarsanız ne biri, ne öbürü. Sorun koalisyon hükümetinden kaynaklanıyor. Bir Hükümet ki, partizanlıktan ve hurra prensibiyle çalışmaktan adeta bir felsefe meydana getirdi. Zaman kaybetmeden, bir an önce, hemen ve şimdi bir şeyler yapmak isteğinden, kaş yapayım derken göz çıkarıyor. Neticede halkın gözünde itibarı azalıyor, uluslar arası teşkilatların eleştirilerine uğruyor. Bu durum belki böyle gelmiş, ama böyle gidemeyeceği aşikardır.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya