Fahri Abi, Geri Dön!

Fahri Abi, Geri Dön!

Fahri abi, geri dön!

Yirmi beş senedir aramızda yoksun. Ağlaya ağlaya gözlerimiz kurudu.

Mahvolduk. Bu gidişle eriyip gideceğiz, namımız nişanımız kalmayacak bu diyarda. Göklere yükselen çığlığımızı duymuyor musun?

Hangi yürek dayanır buna?

Kime bıraktın bizi?

Cezamız biraz fazlaca ağır değil mi be Fahri abi? Nedir suçumuz bizim? Ne yaptık da bu keder başımıza geldi?

Niye başımız üzerine toplanan bu kara bulutlar hiç dağılmıyor? Kurtar bizi bu sıkletten. Nedir bu rezalet yahu?

Meclisi feshettiler, ama seçim olacak mı olmayacak mı hala bilinmiyor. Bakanlar istifa etti, ama onları görevden alacak Meclis yok. Senin vaktinde böyle şeyler olur muydu?

Allah aşkına, bak şu garibanlara; bir seçmen kütüğüne takılmışlar, o 1,8 milyon seçmen arasında yarım milyon ölü can var diye sandığa gitmiyorlar.

Ey gidi günler diyesi geliyor insanın. Vallahi bu mübarek Cuma sabahı bu satırları yazarken seni yuvarlak salonda konuşurken görür gibi oldum. Çataldan ağır hiçbir şeyi kaldırmamış kibar elini sağa sola sallayarak gür sesinle bizi seçtiğiniz adaylara oyumuzu vermeye çağırıyordun.

Fahri abi, Fahri abi! Nerde kaldı davul zurnayla sandığa gittiğimiz o günler? Seçmen kütüğü diye bir şey kimin aklına gelirdi o bayram havasında? Sen vardın, senin sözün vardı.

Hadi bakalım sandığa demen yeterliydi. Getir o zamanları, yakalım bu zamanları!

Kurtar bizi!

Çeyrek asırdır yaşıyoruz bunların demokrasi dedikleri o düzende; ne idüğü belirsizler geldi geçti bu yıllarda, ne üçkağıtçılar oturdu iktidara çarıklarını hiç çıkarmadan. Nasıl dayanalım be Fahri abi? İnsan taştan olsa çatlar.

Bak saman yığınında iğne aramayı andıran şu seçmen kütüğü kavgasına. Sayım olmadan seçmen kütüğü olur mu be Fahri abi? Bunlar işte tam yirmi beş sene nüfus sayımı yapmadılar. Niye yapmıyorlar o sayımı? diyeceksin. Korkuyorlar işte.

Çok eskiden çocuklara yazdığın ders kitaplarında sarayında oraya buraya çırılçıplak dolanan kralla ilgili bir hikaye vardı ya, öyle bir şey işte. Kralın çıplak olduğu, yani ülkenin boşalıp bir çöle dönmek üzere olduğunu gizlemek istiyorlar.

Gizlenemez şeyler gizlenir mi, savunulmaz şeyler savunulur mu be Fahri abi? Bunlar işte göz göre göre hepimizi aptal yerine koyuyor. Gordius düğümünü kılıçla çözmek için İskender olmak gerektiğini bilmiyorlar zavallılar.

O kılıç vaktiyle senin elindeydi; sayım yapılmasına yapılıyordu, ama kaç kişi olduğumuzu sen söylüyordun. Ne şiş yansın ne kebap. Sahi, Şükrü abi da bazen yardımdan oluyordu, ama ikinci kemandı o ve son gününe kadar öyle kaldı.

Fahri abi, geri dön! Kuraklıktan çatır çatır çatlayan toprağın yağmura ihtiyacı ne ise, bizim de sana ihtiyacımız odur.

Bekletme bizi. Gel, koşa koşa gel Ne olursan ol, nereden gelirsen gel, şu gel!

Şimdi bir geçici Başbakanımız var ki, aylardır politikada mankenlik yapıyor; adamın özgeçmişinde görgülü avcılığı, mal varlığı ihbarında ise üç tüfek sahipliği başta geliyor.

Bir Cumhurbaşkanımız var, çok seyrek bazen ağzını açtığında bütün şimşekleri üzerine çekmesini bilir; adı önünde o ‘‘dr’’ ve ‘’prof’’ kısaltmaları eksik olmadığına rağmen, halk arasında meşhur radyo tamircisi olarak bilinir. Zararsızdır mübarek; yedi senedir Cumhurbaşkanlığı sarayına oturmuş, gel keyfim gel diye diye günlerini geçiriyor. Ortalık toz duman.

Ne alan belli, ne satan. 24 Nisanda sandığa gitmeliydik.

Başbakanı bile apar topar istifaya zorladılar, ama bir sabah uyanınca baktılar ki kütük denilen o baş belası belge kevgir gibi delik deşik, yallah dediler kapatalım onları. Söylemesi kolay, ama gel de bunu yap.

Kaşla göz arasında seçimi 5 Hazirana ertelediler. Şimdi işte bıçak boğaza dayandı.

Seçime ya gidilecek, ya gidilecek. Ortası yok bunun. O kütükte ise yine yeller esiyor, medya yine rejim hoparlörü rolünde, devletle iktidar partilerinin içtikleri su bile ayrı gitmiyor.

Bu şartlar altında nasıl gidilir seçime be Fahri abi? Vatandaşlar arasına fesat girmiş, ikiye, üçe ve fazlaya bölünerek birbirinin gözünü çıkarmaya hazır. Ne yalan söyleyeyim, ben de barikatlara çıkmak niyetindeyim; bu yaşta dövüşecek halim yoktur, ama yeter ki gövde gösterisi olsun. Senin zamanının sözcükleridir bugünlerde dillerden düşmeyen.

Devrim, cephe, geniş halk kitleleri, mukavemet, kurtuluş ve saire. Biz Türkler de barikatların ayrı taraflarında olacağız.

Bir kısmımız sağcılarla, diğeri solcularla. Kim mi bizi ayırdı ikiye? Sen giderken geride kalan boşluğu dolduran üç silahşor işte. Yirmi beş senedir başımızdalar. Lider diyorlar kendine.

Sahi, sen otuz küsur sene iktidardaydın, bir görevden öbürüne gittin geldin, ama seni devlet seçiyordu. Bunları, sözde, biz seçiyormuşuz. Tövbe! Vaziyet bundan ibaret, Fahri abi, geri dönmenin zamanıdır, geçiyor bile. Saygı ve hürmetlerimle.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya