Üç Duvar

Üç Duvar

Durup dururken hepsi bir “impiçmen” den bahsetmeye başladı.

Televizyonu aç, ak saçlı bilim doktorlarını “impiçmen” den dobra dobra konuşurken görürsün, gazete sayfalarını karıştır, köşe yazarları bunu evirip çevirir.

Bu bölgede konuşulan dilleri az çok bilirim, yabancı dillerin de yabancısı sayılmam, ama bu yaşa geldim işte bu ülkenin politikasında “impiçmen” sözcüğünün geçtiğini hiç duymadım.

Yahu ne oluyor şimdi bu “impiçmen” demeden edemedim. Benim haberim olmadan bu rejimin uygulamaya koyduğu bir yeni icat olmasın? Doğrusu hiç şaşmam buna; bunların yapmadıkları şey kalmadı. Başkenti karton, alçı ve sünger kaplamalı binalarla kuşattılar kimseyi sormadan, niye bir yeni söz uydurmasınlar?

Eskiden işin içinden çıkayım diye bin bir sözcük açar, ansiklopedileri karıştırırdım. Şimdi, çok şükür, İnternet var; bir iki sözcük yazar, duşlara bir bastırırsın ve hoop! neyin ne olduğunu hemen öğrenirsin.

Meğer, İngilizce aslında “impiçmen” şeklinde yazılan bu sözcük, bizim bildiğimiz Meclis soruşturması anlamına geliyormuş. Doğrusu rahatladım; ya maazallah söz konusu Üsküp merkezinde piramitler örneği devasa bir yapı olsaydı?

Çünkü bakın, dünyada mimarlık harikası sayılan üç yapı daha eksiktir bizde: Çin Seddi, Eyfel Kulesi ve piramitler. O da yapamadıklarından ötürü değil. Hala sıraya gelmediğinden. Ama merak etmeyin.

Bir güzel gün sokağa çıktığınızda bir bakarsınız, asırlık binaları yerle bir ediyorlar. Çok geçmeden açılan boşlukta bizim Sonsuzluk Kulemizin dört ayağı yükselmeye başladığını görürsünüz. Ayaklar belki de demirden olur, ama gövdesinde alçı ve karton ağır basar.

Ama neyse, bunu vakti gelince konuşuruz. Lafım Meclis soruşturmasıydı. Bu soruşturmanın konusu, Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu ancak olabilir. Dikkat edilirse, Başbakan, Bakan ve diğer devlet görevlilerinin yaptıkları hakkında da soruşturma açılabilir, ama buna gensoru denilir.

Nasıl denilirse denilsin, Cumhurbaşkanından ufak balıklar söz konusu olunca geride kalan 25 senede biz çok gördük bu işlemleri. Meclisin her oluşumunda gensoru önergesi verilmeyen bakan adeta kalmadı. Ha bir şeyler olacak diye kaç defa milletçe TV ekranları karşısında sabahlara kadar kaldık.

Ama her defasında uykusuz kalmamız boşunaydı. Yirmi beş senede bir defa olsun bir görevlinin gensoru üzerine görevinden alındığını görmedik.

Göremezdik zaten. Çünkü gensoru dediğimiz bu Meclis prosedürü esas itibarıyla büyük bir aldatmacadır. Bunun sebebi çok basittir. Gensoru önergesi her zaman Mecliste azınlıkta olan partilerden gelir. Sizin anlayacağınız, muhalefet veya bağımsızlar.

Oysa, gensorunun kabul görmesi için oy çoğunluğunu temin etmek lazım. Muhalefet bunu hiçbir zaman başaramadı.

Hal böyleyken, gensoru tartışmaları her defasında beyin jimnastiği ve akıl yarışmasından öteye gitmedi. Birileri kasap kütüğüne yatırılanı öve öve göklere çıkardı, diğerleri eleştire eleştire yer dibine batırdı. Bedavadan kendilerine reklam yaptılar. Gün sonunda , hiçbir şey olmamış gibi, herkes kendi tarafına gitti.

Ufak balıklar dediğimiz bu görevlilere karşı gensoru önergesi, hukuken ülkenin en ağır topu olması gereken Cumhurbaşkanının görevinden alınmasına bağlı Meclis soruşturması yanında bir hiçtir.

Çünkü Cumhurbaşkanının konumu Anayasayla düzenlenmiş olup, muhtemel sorumluluk prosedüründen her Meclis aritmetiğinde aşılması mümkün olmayan üç yüksek duvarla korunmuştur.

Sizin aklınıza esmiş hadi bakalım Cumhurbaşkanını sorumluluğa alalım diyemezsiniz. Aslında diyebilirsiniz, ama boş laflardır bunlar. Bu bakımdan bir şeyler yapmak isterseniz Anayasayla belirlenmiş sayıda vekilin imzasıyla bir önerge telleyip pullayacak, Meclise göndereceksiniz. Bunu yapmak imkansız değildir.

Ama duvarlar sonra başlar. Meclis, üyelerinin çoğu Cumhurbaşkanının partisinden olan bir komisyon kurar. Önergenin özürlü olup olmadığı değerlendirilerek rapor Meclise gönderilir. Çoğunluk ne derse rapor öyle olur.

Duvar bir. 

Komisyonun raporu nasıl olursa olsun, asıl kavga Meclisin genel kurulunda olur. Evet ve hayır doğrultusunda laf salatasından ortalık inim inim inler. Her kafadan bir ses çıkar. Önergeyi sunan Cumhurbaşkanın görevden alınması için gereken 81 oyu, yani vekillerin toplam sayısının üçte ikisini katiyen temin edemeyeceğini çok iyi bilir, ama içini dökmek fırsatını kaçırmaz. Genel kargaşa içinde ne yiyen belli olur ne içen.

Duvar iki.

Hadi diyelim iktidar partisinden kopmalar oldu, bunlar kibarca karşı tarafa kayarak o kadar çok arzu edilen 81 oy zar zor temin edildi, bununla iş bitti mi sanıyorsunuz? Hayır, bitmedi. Genel kurul bu adam Cumhurbaşkanlığına layık değildir diyebilir, ama adamı görevinden almak yetkisi yoktur.

Nihai karar, Anayasa Mahkemesinindir. Üçte iki çoğunlukla bu karar alınabilir. Dokuz üyesi olduğundan, matematikten anladığım kadarıyla, yedi oyla nihai karar alınır. Maazallah altısı gitsin üçü kalsın derse, her şey boşunadır.

Duvar üç.

Şimdi siz düşünün. Esasta, niye düşünecekmişsiniz? Bırakın işi oluruna. Ne güzel eğleniyoruz her akşam gelin kaynana kavgalarını seyrederken. Üstelik, bedava.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya