Godo’yu Beklerken, Mahşer Atlıları Geldi

Godo’yu Beklerken, Mahşer Atlıları Geldi

Eylemsizlik psikolojisi öyledir işte. İnsanları bir sardı mı, en tehlikeli hastalık gibi içten kemirir.

Derin bir hayal kırıklığı eşliğinde giden bu durumun etkisi, savaşın etkisinden pek geri kalmaz.Ama hangi eylemsizlikten bahsediyorsun sen? İki aydır ülkenin dört tarafında devrim sürüp gidiyor, başkentin merkezi muharebe alanına döndü, diyeceksiniz. Evet, orası öyle, ama bu eylemlerin erimi de etkisi de hayli sınırlı gibi gözüküyor. Sokaklara dökülen o gençlerin faaliyeti gün geçtikçe kendi kendine bir amaç olmaya başlıyor. İki ayda sonuç vermeyen bir faaliyetten üçüncüsünde fazla bir şey beklenebilir mi?

Sözüm, geniş halk kitlelerinin eylemsizliğidir. İnsanlığın uzun tarihinden biliyoruz ki, bir toplumda mevcut olan olumsuz durumun değişmesine yol açabilecek tek unsur, halktır.

Bizde o halk ise eylemsizlik ve umutsuzluğa yenilmiş bir insan kalabalığından ibaret. İradem dışında, absürd tiyatrosunun ünlü yazarı Beckett’in ‘’Godo’yu Beklerken’’ adlı eseri geliyor aklıma.

Kahramanların ömrü hep Godo adında ne olduğu belli olmayan bir kimse veya ‘’şeyi’’ beklerken geçiyor. Her bekleyişin sonunda bir şeyler olur. Biz milletçe onca umut bağladığımız Godo’yu beklerken, mahşerin dört atlısı geldi.

Yeni Ahit’ten yararlandığımdan özür dilerim, ama daha iyi benzetme yapamadım. Hani ya, bize durmadan ‘’Burası bir Hıristiyan ülkesidir’’ demiyorlar mı?

Uzatmayayım, bu kitapta kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlıya mahşer atlıları denilir. Birincisi HZ. İsa, ikincisi savaş, üçüncüsü kıtlık, dördüncüsü hastalık. Ne arıyor HZ. İsa bunların arasında anlamıyorum, ama din alimleri öyle diyor işte. Bizim dört mahşer atlımız, ülkede ağırlıklı olan dört siyasi partinin lideridir. Rica ederim, kimin kim olduğunu sormayın, söyleyemem. Bunların her biri bir metafordur ve öyle kalsın.

1990’lı yıllardan bugüne kadarki en büyük ve en derin krizin çaresini yeniden ve yeniden liderlerin görüşmesinde buldular.

Esasta, bizimkilere kalsaydı hiçbir zaman bir araya gelmezlerdi, ama yabancılar dayattı. Bu satırlar gün ışığı görene kadar büyük ihtimalle bir seansları olmuş, ikincisine hazırlanıyorlar. Efendim, sorayım ben size: kim getirdi bu ülkeyi bu duruma?

Marslılar mı? Eskimolar mı? Ben mi? Tarlasında çalışan köylü mü? Fabrika işçileri mi?

Nerden geldi bu kriz? Uzaydan mı? Okyanus ötesi ülkelerden mi? Yerin dipsiz derinliklerinden mi?

Hayır. Krize sebebiyet veren, lider olarak algıladığımız bu dört kişi, mahşerimizin bu dört atlısıdır. Tam on sene bu ülkede iktidarda bulunarak, neyi elle dokunduysalar, çürüttüler. Ülkenin tarihindeki bu zaman dilimi, onların mührünü taşır. Her şeyin içinde, altında, üstünde onlar vardı. Saçmalığa bir bakın. Ülkeyi tarihinin en büyük krizine getiren onu krizden kurtarabilir mi? Bir seneyi aşkın bir süredir işte ülkede siyasi hayat bu dört liderin gölgesinde. Demokrasimiz liderler demokrasisi oldu. Neticede ne gördük? Hiçbir şey. Bunlar gövde gösterisi yaparken, kriz daha da derinleşti.

Beni sorarsanız, liderler görüşmesi daha çok bir şovdur. Bu adamların bir çözüm üretebilecek durumda olabileceğine inanmak kolay değildir. Bunu defalarca görmedik mi? Ne yaptıysalar, sonu hüsran oldu. Bunların gayesi devleti kurtarmak mı, yoksa kendilerini mi? Unutmayalım ki, hepsi sabıkalıdır. Bir araya gelip yabancılarla görüşmeleri ardında zaman kazanmak niyeti durmuyor mu?

Şahsi düşünceme göre, devleti kurtarmak gibi görünen operasyon, esasta bir manipülasyondur. Gene beni sorarsanız, geride kalan günlerde liderlere bağlı tiyatro temsili dışında birtakım çok önemli gelişmeler oldu Hükümette ‘’yaprak dökümü’’ devam etti.

Ekmeğimiz yokken çikolataya para harcıyoruz ve nasıl toplandı bunca deli bu Hükümette? şeklindeki ifadeleriyle tarihe giren maliye bakanı istifa etti. İlk önce İçişleri Bakanı ve onunla birlikte İstihbarat şefi istifa etti, ardından Tanıtma Bakanı apar topar görevinden ayrılarak komşu Bulgaristan’a taşındı. Heyecan doğru dürüst yatışmamışken Hükümetin Arnavut ortağının beş bakanı ve bakan yardımcıları toplu şekilde istifa etti. Onları Ulaştırma Bakanı izledi.

Bu arada seçim mevzuatındaki değişmeler icabıyla Başbakan da istifa etti. Ama Maliye Bakanının istifası kelimenin tam anlamıyla bir şoktur. Sağlık sebeplerine kimse inanmıyor. Ortada batan gemiyi terk etmek ihtiyacı olsa gerek. Gazeteci milleti bu adama Borçlanma Bakanı da diyordu. Göreve geldiğinde ülkenin borcu 2,3 milyar Euro iken, şimdi 5,6 milyara ulaştı. Herkesin anlayabileceği bir dille söylemek gerekirse, bu adam ülkenin borcunu brüt milli gelirin % 26’dan %45’e çıkardı, ki bu yüzde de kesin değildir, çünkü birtakım iç borçları ihtiva etmez. Borçlanma %50’ye ulaştığı anda, akan sular bile durur. Kredi verilmez, faizler göklere çıkar, ülkenin malı mülkü zapt edilir, alacaklılar akını başlar, devlet iflas eder.

Dört atlımız muhakkak ki tatlı paralarını yatırdıkları sıcak ülkelere zamanında tüyer, ama atları ve mahşer kalır. Tabii, bizimle beraber. İktidar el değiştirir değiştirmesine, ama Yunan senaryosu şartlarında bunun pek tadı kalmaz.

EN YENİLER

Zaman Makedonya

ZAMAN.MK ©
1994 - 2020 - TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu Web Sitesinde yer alan içeriklerin önceden izin alınmaksızın kullanımı yasaktır.

Zaman Makedonya