Tankların Gıcırtısı

Tankların Gıcırtısı

Bütün dünyada biri kalkıp devlet şefine “aptalsın, budalasın, akli dengen yerinde değil yani delisin, psikiyatrist muayenesine tabii tutulmalısın, aklını kaçırmışsın, saray soytarısısın, bir hayali dünyada yaşıyorsun, yazıhanelerde süs çiçeğisin, bir mafya çetesinin hoparlörüsün…” derse, mahkemelik olur.

Şaka maka yoktur bu işlerde. Cumhurbaşkanının itibarı sıradan vatandaşınkinden çok daha yüksek bir seviyededir. O devletin başıdır. Ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin, onu temsil eder. Ahlakı ve diğer özellikleriyle, herkes için bir örnek olmalıdır. Halk onu izler. Lafın kısası, Cumhurbaşkanının itibarı kanun koruması altındadır.

Cumhurbaşkanına hakaret eden, onu aşağılayan, devletin itibarıyla oynar. Bir Cumhurbaşkanımız var ki, kıyaslama yerindeyse, yıllardır Makedonya politikasında bir boksör çuvalı rolünü oynar. Hani ya filmlerde idman sırasında boksörlerin tavandan sarkan fıçı şeklinde bir çuvala durmadan vurduklarını görmüşsünüz, öyle bir şey işte. Gelen vurur ona, giden vurur. Bu satırların başında saydığım “iltifatlar” şu anda aklıma gelenleridir.

Gazete sayfalarını karıştırırsam neler daha bulurum. Bu “iltifatları yapanlardır” en ilginç olanı. Bir hamalın veya çiftçinin, badanacı veya kasabın ağzından çıkarsa bu sözler, biraz beyin jimnastiği yapmakla şöyle böyle bir özür bulmak mümkündür.

Boş ver dersin, adamın bilgisi yok, kültürü hayli kıt, ondan fazla bir şey bekleyemezsin. Ama bunlar hepsi birbirinden büyük aydın. Üniversite profesörleri (üstelik hukuk hocaları), ünlü avukat ve gazeteciler, köşe yazarları, sivil toplum kuruluşlarının başkan veya temsilcileri, parti sözcüleri.

Anlayacağınız, bunlara katiyen ne konuştuklarını bilmeyen adamlar diyemezsiniz. Her biri söylediği sözlerin önem ve ağırlığını çok iyi bilir. Dikkat edilirse, bu ağır sözler kahvede pazarda söylenen sözler değildir. Öyle olsaydı içkinin etkisine falan bağlar, üzerinden geçerdik. Ama alenen söylenen sözlerdir bunlar.

Bir hukuk hocası televizyon ekranından Cumhurbaşkanına aptal, ünlü avukat ise budala diyor. Az kalsın birbirine girecekler. Yani, adam aptal mı, budala mı? Bunu inanılmaz bir hafiflikle söylüyorlar. Şöyle, dışarıda kar yağıyor veya güneş parlıyor dercesine. İşin tuhaf tarafı nedir biliyor musunuz?

Tepki eksikliği. Hiç kimse kalkıp durun yahu bu adam bir taksi sürücüsü değil Cumhurbaşkanıdır, öyle ağır sözlerle devletin itibarını yıkıyorsunuz demiyor. Hadi diyelim vatandaş susuyor, ya görev itibarıyla bir şeyler yapmak zorunda olan devlet mercileri ne yapıyor?

Çok, çok eskiden, ben Tefeyyüz öğrencisiyken, konuşmak gümüş ise susmak altındır diyorduk. Kimin aklına gelmiş bu ifade bilmem, ama her öğretmen bunu lazım olduğunda da olmadığında da anar, biz ise ev ödevlerimize alırdık.

Ee, neresi altın bu susuşun? Adamın itibarını hiçe indirmekle, devletin itibarından da hiçbir şey kalmıyor. Bir genel ve siyasi kültür varsa, kamuoyunu şekillendirmeyi kendine görev bilenler çok daha dikkatli konuşur, kullandıkları sözleri seçerler. Bir fikri dile getirmek için söz mü eksik? Birinden memnun değilsen, bunu kibar sözlerle, hiç kimseyi incitmeden söyleyebilirsin.

Diğer yandan, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda on senedir oturan bu adam kelimenin tam anlamıyla bir talihsizliktir. Birine yanlış zamanda yanlış göreve getirilen adam denilebilirse, buna denilir. Çok uzun zaman susarak hiçbir şeye karışmadı.

En ufacık sarmaları ve en büyük pideyi yapmak yarışmalarına katıldı, nar topladı, bağ bozumunda görüldü, gençlere liderlikten ders verdi. Bu faaliyetleri arasında sergiler açtı sempozyumlara başkanlık etti, çok seyrek bazen yurt dışına çıktı, iki üç devlet adamıyla görüştü. Lafın kısası, tam anlamıyla bir İngiliz kraliçesi rolünü oynadı. Son birkaç yılda, ülkede gerilim ile karşıtlıkların artmasıyla ve siyasi krizin giderek derinleşmesiyle, bu adam da aniden canlanıvererek kabuğundan çıktı. Bürokrasinin olmazsa olmazı rolünden mi bıktı ne, durup dururken bir şeyler yapmaya, bir şeyler konuşmaya başladı. Ama nerede konuştuysa hem kendini hem bizi rezil etti, skandallar birbirini izledi.

Gözlemciler hiçbir zaman sözleri arkasında bir gaf mı, yoksa bilgisizlik mi duruyor anlamadı. Ama partisinin zirvesinden 56 mafya şefini affederek sorumluluktan muaf kılması bardağı taşıran damla oldu. İki aydır Başkentin sokaklarında devam eden renkli devrim, doğrudan doğruya bunun neticesidir.

Geçen hafta, işte, hakkında açılan Meclis soruşturması dört tam gün tartışmadan sonra, zar zor noktalandı. Tabii, ona hiçbir şey olmadı. Bundan böyle de aklına geleni söyleyebilir. Görünen o ki, bu fırsatı kaçırmadı. Millete hitaben, ya af kararını almalıydım, ya askeri sokağa çıkarmalıydım şeklinde konuştu.

Yani, darbe yapmalıydım demek istedi. İster çatlayın, ister patlayın, durum bu. Bu adamla her şey mümkündür.

Bir sabah gürültüden uyanınca elinde olan o iki üç tankı kapınız önünden geçerken görürseniz, şaşmayın.

Please publish modules in offcanvas position.