Panzerlerin Dansı

Panzerlerin Dansı

Bu dünyada hiçbir şey durup dururken olmaz.

Kar aniden yağmaz; günler önce hava soğuyarak kararır, otlar eğrilip bükülür, ağaçların çıplak dalları birbirine sürtünerek gıcırdar. Bir sabah uyanınca her tarafını bembeyaz görürsünüz. Toplum tabiatın taklididir.

Fakülte mezunu olmanız için önce ilk ve ortaokulu bitirmelisiniz. Genel ve Temyiz Mahkemesinden geçmeden davanız Yüksek Mahkemeye gelemez. Habercilik yapmamış olan köşe yazarı olamaz. Ve saire.Anlayacağınız, her şeyin bir gidişatı var. Nasıl ki bir insan doğup büyür, yaşlanır ve bir gün ölür gider, toplumun meseleleri de aşamalıdır.

Biri bitmeden öbürü gelmez. Niye mi yapıyorum bu girişi? İki sayı önce bu köşede “Tankların Gıcırtısı” başlıklı bir yazı yazdım.

Dibinde bir yerde Cumhurbaşkanının kafasında askeri sokağa çıkarmak fikri de dolandığını andım, bir gün tankların gıcırtısıyla uyanırsanız şaşmayın dedim.

On beş gün geçti, bu kehanet, çok şükür, gerçekleşmedi. Tankların gıcırtısını duymadık. Ama panzerleri hem gördük, hem duyduk. Söz buradayken, hepsi bunlar zırhlıdır, ama arada büyük bir fark var. Tank paletlidir, zırhı çok kalındır, 80 mm üzerinde topu var, hareket ederken yaptığı gürültüden yer yerinden oynar. Tanımı itibarıyla savaş aracı olduğundan, askerin elindedir. Ancak özel hallerde sokağa çıkarılabilir.

Bizim gördüğümüz panzerler, polisin yüksek tekerlekli zırhlı araçlarıdır. Ne zaman başkentin sokaklarında bir karışıklık olursa, bunlar köşe arkasında bir yerde mevzilenip durur, gelip geçeni korkutur. Bunların zırhı o kadar kalın değildir, 12 mm’lik bir mitralyözü var, içine yedi sekiz polisi alabilir. Görünümü tank kadar heybetli değildir.

Laf aramızda, bu araçlar hurdalık olmaktan pek uzak değildir. Ha, az kalsın unutacaktım: bu zırhlı araçlar, tazyikli su püskürenleri dahil, halkın deyişiyle Büyük Erdoğan’ın Küçük Erdoğan’a hediyeleridir. Küçüğü bizim fiilen icra şefimizdir.

Güvenlik meselelerinde de işler aşamalı gider. İlk önce sorunu her gün gördüğümüz üç beş polisle halletmek isterler, bunu başaramayacaklarını görünce zırhlı araçlarıyla özel polis timleri meydana çıkar. Bunlara acil müdahale kuvvetleri de derler.

İnsan hangilerinden fazla korkacağını bilmez. Tepeden tırnağa silahlı, mihverli ve kalkanlı, kaplumbağayı andıran polisleri bu yaz sıcağında görmek bile insanın rahatlığını kaçırır.

Zırhlı araçlar ziyadesiyle halkı korkutmak için kullanılır; çok şükür bunlara ateş emrini verecek akılsız çıkmadı bugüne kadar.

Bağımsız olduk olalı, yeni ve modern zırhlı araçlar almak isteyen bir sürü ülke eskilerini bize hediye etti. Bedavadan verileni bizimkiler geri çevirir mi? Beş tanesini bundan on tanesini ondan derken, bu panzerler bir çoğaldı, bir çoğaldı…

Asker ve polis kışlalarında her mahalleye yetecek kadarı var. Gününü, saatini bekliyor. Çok gördük bunu geride kalan yirmi yılda. Sağcısı olsun solcusu olsun, iktidara kim geldiyse “halkın duygularını yatıştırmak” için özel polis timlerine ve zırhlı araçlara ihtiyaç duydu.

Kimlerin işi olmadı bunlarla. İşsizler, grev halinde bulunanlar, parti gösterilerine katılanlar, milli haklarını aramak için sokağa dökülenler… Biz seyrettik durduk. Faşizm dönemiyle ilgili bir Alman feylesof ve yazarı şöyle diyor: “İlk önce oturduğum binada yaşayan komünistleri alıp götürdüler, ben sustum. Niye konuşacakmışım? Komünist değildim ki. Sonra sendikacıları götürdüler, ben yine sustum. Sendikacı da değildim. Sonra Yahudileri aldılar, benden bir çıt bile çıkmadı. Çok geçmeden sosyalistler, ardından liberaller ve daha bilmem kimler sıraya geldi, ama ben yine sustum. En sonunda beni de aldılar… Oturduğum binada tepki gösterecek kimse kalmamıştı.”

Zamanın ilerlemesiyle panzerlerle özel polis timleri demokrasimizin bir kısmı oldu. Fikir teatisine özel polis timleriyle katılıyorsun, zırhlı araç devleti idare etmekte en önemli “aletlerinden” biri oluyor. Sizi bilmem, ama bengeride kalan günlerde “halkın emniyet memurlarıyla temaslarından” en ibret sahneleri gördüm. Özel polis timleri, zırhlıları ve tüm diğer öteberisiyle (eksik olan bir özel eğitilmiş köpeklerdi) Üniversite kampüsünü bastı.

“Kuvvetleri” birbirinden ayıran hayali hattın bir tarafında tepeden tırnağa silahlı robotları andıran özel eğitilmiş polisler, diğerinde çoğu gencecik kızlardan ibaret talebe kalabalığı.

Bir tarafta emir bekleyen profesyonel dövüşçüler. İcabında katil olur; vur dersin vurur, kes dersin keser. Diğer tarafta hayatın girdi çıktısını tamamıyla henüz anlamamış, ama içinden bir yanardağ gibi adalet duygusu fışkıran gençler. O gençler ki, bir gün için olsa daha büyüklerin gölgesinden çıkmak istediler.

Kim başkan seçilecek diye talebeler kavgalı olduğundan, bunlar panzerlerle müdahale etmek ihtiyacını duydu.

Yenilerini mi getirdiler, yoksa renkli devrimi bastırmak için iki aydır sokaklarda konuşlananlardan mı yararlandılar pek anlaşılmadı, ama son aşamada önemli değildir bu.

Nasılsa, panzerlerin dansı eşliğinde, ülkedeki siyasi kriz son haddine ulaştı. Avrupa Birliğinin yaptırımları yürürlüğe girdi, icranın asıl şefi İtalya’da bir düğündeyken Alman arabulucusu geldi, onu Amerika’nın ağır toplarından bir hanım izledi.

Bu ülkede bir şeyler olursa, bugünlerde olacak.

Please publish modules in offcanvas position.