Demir Hanım

Demir Hanım

Merak ve heyecan karışımı bir duyguyla günlerle beklediğimiz Amerika politikasının “demir hanımı” bir yaz rüzgarı gibi geldi geçti; aramızda kaldığı o dört beş saat içinde bizimkilerini bir bir önüne katarak kimisinin kulağını çekti kimisini okşadı, hepsine akıl tasladı, esti gürledi, sonra gazeteci milleti önüne dikilip “Çok mutluyum, iyimserim, işler tıkırında, dört beş gün geçmeden hiçbir sorun kalmayacak” dedi, çekip gitti.

Ha, az kalsın unutacaktım. Bir de üzerine basa basa “Amerika en iyi dostunuzdur” demeyi unutmadı.

Valla ben Amerika’nın ağır toplarından sayılan bu hanımı büyük dikkatle dinledim, her sözünü ölçüp tarttım. Ne yalan söyleyeyim, kafam adamakıllı karıştı.

Ee, şimdiye kadar duymadığımız ne var bu laflarda? Gelen bunu söyledi giden söyledi. Çeşitli arabuluculardan tutun ta ağırlıklı ülkelerin büyükelçilerine kadar hepsi, ama hepsi etrafa iyimserlik saçmayı görev bildi. Ama her defa işler eski tas eski hamam kaldı.

Gel gör ki, bu defa öyle olmadı. Ben bu satırları kaleme aldığımda Amerikalı hanımın gidişinden bir tam gün bile geçmemişti, ama ortalık toz duman. Herkes bir şeyler konuşuyor, her kafadan bir ses çıkıyor.

Her dakika bir yeni haber geliyor, aylarla, hatta yıllarla açık olan sorulara göz açıp kapayana kadar çözüm öneriliyor. Siz bu satırları okurken sandığa gidilecek gün de belli olmuşsa, hiç şaşmayın.

Beni sorarsanız, demir hanımın perde arkası faaliyetlerinin ürünüdür bu. Söylenenlerden çok daha önemli olan, söylenmeyenlerdir. Bizimkilere müthiş bir baskı yapılmış olmalı da, hepsi aniden pamuk gibi yumuşak olmuş.

Büyük ve güçlü bir ülke için pek zor değildir bu.

Perde arkasında olup biteni öğrenmek için biz sıradan insanlar arşivlerin açılmasını beklemek zorunda kalacağız. Bazen bir insan ömrü yetmez buna.

Ey gidi günler diyesi geliyor insanın. Bu Amerikalı hanım dahil nice yabancıyı gördük biz burada aracılık yaparken. Her biri bize yolu yordamı gösterdi.

Bizimkilere ve burada konuşlanmış yabancılara badanalı duvara cila vurmak kaldı. İlk defa değildir bu.

Biz, sıradan vatandaşlar, ‘’Nihayet bu eziyetin sonu geldi’’ deyip rahatladık. Nasıl rahatlamayalım ki? Yabancının ağırlığıyla itibarı saygıya değer, dediği dedik, yaptığı yaptık.

Ancak ilerleyen günlerde ve haftalarda ne kadar enayi olduğumuzu gördük. Yaşlandık gittik, cilası vurulmadan badana bitmediğini öğrenemedik. Esasta bu da mümkündür, ama tuzsuz yemek gibi kalır.

Bizimkilerin ‘’avlanma zamanı’’ yabancıların gittiğini izleyen günlerdir. Onlar aramızdayken Oscar ödülüne layık bir artistlik ve kulaktan kulağa uzanan yapmacık gülümseyişler sergileyerek her şeyi noktalamak için can atan birinin izlenimini verirler.

Ama onlar bir gitti mi, durum tamamıyla değişir. Yabancı bir sorunun çözüme bağlanmasında genel hatları çizer, ayrı ayrı sorular her zaman yerlilere kalır. Şeytan, işte, ayrıntılarda gizlenir. En evvela, çalışma yöntemi işleri bulandırmak için icat edilmiştir sanki.

Bir işin bitmeden kalmasını istersen komisyon kur dememiş boşuna arif Çörçil. Bizimkiler işte iki senedir birtakım komisyonlarla hem kendilerini hem bizi oyalayıp duruyor.

Liderler ne yapıyor sormayın. Onlar zirvededir. Haliyle dokunulmaz sayılır. Sorunların ayrıntılarıyla daha ufak balıklar uğraşır, bunlar ise zamandan zamana medyaya demeç vererek tozu dumana katmasını bilir.

Bu köşede bin defa bir durumun altını çizdim, bin birinci defa da çizeyim. Haftalık gazeteye politikadan yazmanın çok ağır bir bedeli var. Yazının yazılmasından gün ışığı görmesine kadar araya giren günlerde durum bazen öyle bir değişir ki, ne yazarsan gerçeğe uymaz.

Kesin olan şudur ki, ülke bir kırılma noktasına varmış bulunmakta. Bu dünyada her şeyin bir sonu var. Bir gün gelir birtakım durumlara artık dayanamaz olur, her şeye noktayı koymak ihtiyacını duyarsın.

Görünen o ki, Batılılar bizim kabilen şeflerimizin Balkan kurnazlığı ve üçkağıtçılığından bıkıp usanarak, ‘’Yeter artık’’ dediler. Bunu da diplomatik notalarla veya medyaya demeçlerle değil, doğrudan doğruya demir hanımın ağzından herkesin anlayabileceği bir dille söylediler.

Zar atıldı, demiş imparator Sezar Rubikon nehrini geçerken. Bizde de işler o noktaya geldi. Bu sırada, bir durumun altını kalınca çizmekte yarar var. Dıştan baskı olmasa bile, bizde politika yapmayı meslek edinen bu adamlar, ister iktidar koalisyonundan ister muhalefetten olsun, bitip tükenmiş insanlardır.

Onlardan artık hiçbir şey beklenemez. Her halde kendileri de bu gerçeği anlamış olmalıdır ki, karargahlarından çıkıp ortalıktan kaybolmak fikrine epey yatkın görünüyorlar.

Biraz sabırla, bugünlerde büyük bir işkencenin sonunun başlangıcını göreceğiz.

Please publish modules in offcanvas position.