At Pazarı Açıldı

At Pazarı Açıldı

Siyasi tiyatronun halka açık bölümü bitti. Hayatın cilvesi miydi neydi, son sahnesi Kalkandelen yakınlığında küçük bir köyde oynandı.

Düne kadar tam olarak nerede bulunduğunu pek az insan bilen bu köy, durup dururken hem bizde hem etraf ülkelerde gazete manşetlerinden inmez oldu.

Parti liderleri, mihmandarlarıyla beraber, günlerle gezdiler köyü, her köşe bucağa girdiler, kahvehanelerde kahve, çayhanelerde çay içtiler köylülerle, eski vaatlerine yenilerini kattılar, “Geliyorum!” diyerek ayrıldılar. Temsil bitti, perde kapandı, seyirciler dağıldı. Medya gürültüsüyle gelen reflektör ve flaşların ışığı sönünce, Teartse yine Kaf Dağı arkasında bir köy kaldı. Gökleri delen minarelerin gölgesinde oradan oraya gezen güçsüz takatsiz yaşlılar, ümitsizlik.

Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Romanlar. Valla ben 44 yıldır araba sürerim, hala oradan geçmedim. Çok sapa bir yer galiba. 51:49 resmileşti.

Başka türlü olamazdı zaten. Seçim yarışını berabere, yani 50:50 ile bitirmek için Sosyal Demokratlar bu köyde 310 oy fark yapmalıydı. 714 seçmeni olan bu köyde bunun nerdeyse imkansız olduğunu hepimiz biliyorduk. Ama, derler ya, ümit son ölür; hepimiz son dakikaya kadar bir mucize sonucu iktidarın hem fiilen, hem de hukuken el değiştireceğini inandık. Devlet Seçim Kurulunun son bildirisine göre, epey düşük katılım şartlarında Sosyal Demokratlar 250 oy kazanmış. Bir Latin atasözü “Vox popoli, vox dei” der. Yani halkın iradesi, Tanrı’nın iradesidir.

Ama, görünen o ki, bizde bu halkın iradesine çok somut, elle dokunulur bir şey karıştı. Para. Yüz Avro’ya bir oyun satıldığını duymayan kalmadı, böyle olaylarda son harekete geçen polis bile iki kişiyi bu alış verişi yaparken yakaladı. Söyleyeyim size, ama aramızda kalsın: başkentin kulvarlarında “milletvekili piyasası” da hareketlendi. İlk belirlemelere göre bir tanesi bir milyon Avroya gidecek, ama hükümet kurma mücadelesi kızıştıkça bu fiyatın çok fazla olacağı tahmin edilmekte. Bundandır ki hiç kimse erken öten horoz olmak istemiyor.

Balkan seçim folkloru işte buna derler: bir oy yüz Avroya, bir milletvekili bir milyona. Fazla veren var mı? Yok? Satıldı gitti! Parayla her şey alınır, parayla alınamayan daha fazla parayla alınır. Tabii, gerçekleri çarşı dedikodularından ayırmak kolay değildir, ama duman çıktığı yerde ateş de vardır. Maalesef, gerçekler çok sonra öğrenilir. Uzun lafın kısası, at pazarı kurallarına göre oynanan hükümet kurma oyunları resmen start aldı. Sırf sıra olsun diye, iki kafadar, Cumhurbaşkanı ve VMRO Başkanı bir araya gelip gazeteci milletine poz verecek, ama şu ikincisi kapıdan çıkar çıkmaz ustası olduğu Bizans oyunlarını

başlatacak. Hükümeti hangi partiler kuracak sormayın beni. Bu ülkede ve bu tip politikacılar arasında her şey mümkündür. Ama yeni hükümeti tarif etmek hiç de zor değildir: Ya VMRO ve Arnavut partilerinden biri, ikisi, üçü veya dördü, ya Sosyal Demokratlar ve Arnavut Partilerinden en az ikisi. Pek çok ihtimal verilmediği halde, bütün partileri ihtiva edecek bir geniş hükümet de mümkündür. Nihayet, bu hokkabaz ve sihirbazlar ülkesinde niye VMRO ile Sosyal Demokratlar bir ikili hükümet kurmasın? Akla sığmaz bir durum demeyin; bir bakarsınız olaylar sizi yalanlar. Nasıl bakarsanız bakın, yeni Hükümetin anahtarı Arnavut partilerinin elinde. Bu sırada, bir durumun altını kalınca çizmekte yarar var: Ahmeti’nin Demokratik Bütünleşme Partisi, seçim sonuçları icabıyla, tekelci pozisyonunu, yani bütün Arnavutlar temsil etmek hakkını kaybetti. 

Diğer yandan, bu seçim kampanyasında VMRO partisi Arnavutlara karşı o kadar çok kin ve nefret yaydı, o kadar çok ağır söz söyledi, o kadar iftira attı, o kadar çok Arnavut düşmanlığı yaydı ki, bir başka, normal devlette başkanı dahil bütün yöneticileri uzun yıllar hapishanelerde çürürdü. Valla bunları televizyonda dinlerken damarlarımdaki kan dondu. Şimdi siz bütün bunları görmezlik ve duymazlıktan gelerek o partiyle hükümet kurar ve iktidarda kalmasını mümkün kılarsanız, milletinize ihanet etmiş olursunuz. Kimse sizi ciddiye almaz. Bu sebeptendir ki, önümüzdeki günler bütün Arnavut partileri büyük bir ahlak sınavından geçecek. Büyük laflar, yeminler falan para etmez burada. Ya bir tarafı tutacaksın, ya diğerini. Hükümeti Arnavutların katılımıyla VMRO kurmuş olduğunu duyarsanız, hiç şaşmayın. Ahmeti’nin partisiyle zaten “anca beraber kanca beraber” prensibi üzerine on senelik “silah arkadaşlarıdır”. Bu on sene içerisinde öyle hadiseler yaşandı ki, aralarındaki ipler kopar gibi oldu, ama her defasında her şeyi silbaştan başladılar.

Bunları birbirine bağlı tutan “yapışkan” programlar, ideolojiler filan değil, menfaatlerdir. Devlet veya halkın değil, partinin, belirli gurupların ve bireylerin menfaatleri. Sizin anlayacağınız, “eski arkadaşlığa” devam etmek bu iki parti için pek zor olmaz. Geri kalan partilerden biri veya ikisi daha çabucak katılır bu koalisyona. Dün dündür, bugün her şey yeniden başlar! Kampanyada söylenen ağır laflar, birine kadar, unutulur gider. Çal oynasın, vur patlasın.

Bugün bugüne, yarın düğüne! Oysa, bu dört Arnavut partisinin programlarında birkaç talep var ki, bin sene daha VMRO kabul etmez. Mesela Arnavutçanın ülke düzeyinde resmi dil olması, ülkenin federalleşmesi ve diğerleri. Bunlar zıddiyetlerdir. Ateş ve su, kara ve beyaz gibi bir şey işte. Bakalım onları birleştirecek menfaatler olacak mı. Sosyal Demokratların hükümetinden bahsetmek istemiyorum, çünkü bu fırsatı kapacaklarına pek inanmıyorum.