Kar

Kar

Kırk küsur yıl önce gazeteciliğe başlarken, merhum Necati Zekeriya’dan ders demeyeyim ama çok yararlı bir öğüt aldım.

‘’Başlık yazının yarısıdır. Kötü başlık en iyi yazıyı da bozar. Yazarken daima başlığı düşün’’.

Onca yıl geçti, bugün yarın elveda diyeceğim kaleme( ayrılış yalnız kalemle olacak inşallah), ben hala bu öğütün içinden çıkamıyorum. Beş on satır yazdıktan sonra yavaş yavaş içimde bir tereddüt sarmaya başlıyor. İlk sayfanın sonuna yaklaşırken bu tereddüt bir alarm düdüğü gibi çalıyor.

‘‘Eyvah, bu satırlara uygun başlık olacak mı?’’ diyorum kendime. Satırlar çoğalırken zaman unsuru ağır bir çekiç gibi kafama vurmaya başlıyor. ‘’Yahu, ne yapıyorsun sen, bir saat kaldı gazetenin kapanmasına, başlık hala yok kafanda’’ diyen N. Zekeriya’yı duyar gibi oluyorum.

Son üç sayıya yazarken hep bir başlığa takıldım kaldım. Onu yazının başına koymak istedim, ama bir türlü olmadı. Yazıda sergilenen görüşlerden değil.

Ülkedeki siyasi gelişmelerin ters gittiğinden.

‘’Gün bugündür, zaman bu zaman’’, diye. Benim ‘’icadım’’ sayılmaz; benden önce birçokları kullandı bu başlığı, benden sonra da muhakkak kullanacak. Ama benim olan, bu günün, bu zamanın bağlamıydı. 

Neyin günüdür bugün, neyin zamanı?sorarsanız, söyleyeyim. Ama biraz sabırlı olun, çünkü bazı şeyler var ki, iki üç cümleyle açıklanamaz.

Hatırınızdadır muhakkak, şöyle aşağı yukarı bir ay önce Arnavut partileri, ortak toplantıda, hükümet koalisyonuna girmekle ilgili şartları içeren bir belge onayladılar. Platform dedikleri bu belgenin akıbeti, bu ülkede ‘‘Makedon faktörü’’ denilen siyasi güç ve örgütlenmenin hesabına uymayan bütün diğer belgelerinden farklı olmadı. Yani sövdüler saydılar, çağırdılar bağırdılar, vurdular yırttılar, tükürdüler lanetlediler.

Bu zihin operasyonunun sonunda, söyleyecek yeni bir şey kalmayınca, bu belge bir parça ‘’tuvalet kağıdıdır’’ dediler. Bunu yaptıktan sonra inzivaya çekildiler; pek uzakta değil, köşe arkasında bir yerde, lazım olunca hemen ortaya çıkıversinler diye. İlk defa değildir bu, son defa da olmayacak. Uluslararası camianın imzasıyla bile resmileşen birtakım anlaşma ve diğer belgelere hep tuvalet kağıdıdır deyip üzerinden geçtiler. Siyasi ve milli kültürlerinin ifadesidir bu ve yapılacak bir şey yoktur. Burada daha kibar olup belgenin otantik adını kullanıyorum. Bu platformda Hükümete girmek için bir sürü şart var, ama bu satırlarda birine dikkatinizi çekmek istiyorum. 

Arnavut partileri ekonomide ve bütçe paralarının harcanmasında eşitlik istiyor. Sıradan insana biraz soyut gelir bu talep, değil mi? Bütçenin her kuruşu kanun üzerine ve Hükümetin kararlarıyla harcanır ve burada eşitlikten falan bahsedilmez. Platforma tuvalet kağıdı yaftası yapıştırılırken bunu dediler işte.

Felsefe taslamadan, bunu herkesin anlayabileceği bir dille söyleyeyim. Efendim, niye ben bizim gettoda Afganistan veya Eritre’de yaşar gibi yaşıyorum? Niye nereye bakarsam hep çöplükler görüyorum? Niye yoldan geçerken etraf binaların her dakika başım üzerine düşeceğinden korkuyorum? Niye bizde dükkanlar, parklar, mağazalar, okullar, her şey orta çağı çağrıştırıyor, niye yollar ve caddeler delik deşik…

Burada lafa ihtiyaç yoktur. Yarı gününüzü feda edip gezin bizim gettoyu baştan başa, yan sokaklarını ihmal etmeden. Zaman yüz yıl önce durmuş diye bir intibadan kurtulamazsınız. Ama bununla da iş bitmez. Bir kanıya varmak için kıyaslama yapmak şarttır, diyeceksiniz. Ha, öyle mi? O halde bir yarı gününüzü daha feda ederek Vardar’ın öte yakasını gezin. Kendinizi belki Paris’te bulmayacaksınız, Viyana da değil orası şüphesiz, ama bunların arasında bir şeye benzediği kesin. Bu güzellikler gökten değildir. Bu güzellikler ardında hepimizin ödediğimiz vergilerin ve ekonomi politikasının başlıca Vardar’ın öte yakasına yönlendirilmiş olmasıdır.

Hala anlamadıysanız, işte size son benzetme. Bir babanın beş oğlu ve 1000 lira aylık geliri varsa, bu bin liradan beş yüzünü bir oğluna, üç yüzünü ikincisine, iki yüzünü üçüncüsüne ve dördüncü ile beşincisine bir büyük sıfır harcarsa, ne olur?

Birinci oğul bakan olur, ikincisi bir büyük şirketin müdürü, üçüncüsü orta mevkide bir katip, ama dördüncü ile beşincisinin kaderi arabacı ve hamal olmaktır. Tabii, hapishanelerde çürümedikleri günlerde. Bizde ekonomi ve sosyal adalet, işte, budur. Bunu değiştirmek lazım. Bugün, hemen, burada, bir dakika beklemeden.

Bunun içindir ki, Arnavut partilerinin platformu benim için karanlık tünelde bir ışıktır. Bu mesele sadece Arnavutlara değil, bütün Müslüman halkına aittir. Gün bugündür, zaman bu zaman. Hükümetin kurulmasında kantarın topu rolünde bulunmakla, Arnavut partileri taleplerini gerçekleştiremezlerse de, resmi bir tutum olarak ortaya koyabilirler. Penceremden nereye bakarsam kar var. Her tarafı beyaz. Karın bir özelliği var. Ayak izlerini ka örter, kah röntgen gibi gösterir.

Hükümeti kurma pazarlığında acaba hangisi olacak bunun?

İzleri örtmek ağır basarsa platform da unutulur onu yazanlar da. Bizim gettomuz yine getto kalır, Vardar’ın öte yakasını düşleriz.

Yok, kar izleri kirli çamaşırlarmış gibi açığa çıkarırsa, seyret bakalım gümbürtüyü.

Please publish modules in offcanvas position.