Eyvah! Gene mi sandığa gidiyoruz?

Eyvah! Gene mi sandığa gidiyoruz?

Bizim getto bu kara kışın soğuğuna rağmen, üç hareketli ve heyecanlı gün yaşadı.

Valla bu yaşta dikkatli olmak lazım dedim kendime, birtakım haplar aldım, her ihtimale karşı bazı şurupları hazırladım. Bu heyecanı görmek ve hissetmek için gettonun sokaklarını gezmek zorunda bile değildim. Bu satırları yazdığım yerden başımı biraz uzatıp pencereden bakmak yeterliydi. Zordan, yani süt ekmek almak için bakkala kadar yaptığım on dakikalık gezi sırasında konu komşuyla sohbet bu izlenimi tamamladı. Gencin yaşlının, kadının erkeğin dilinden "Hükümet" sözcüğü düşmedi. 

Olacak mı olmayacak mı? Kim kiminle, kime karşı? Sağ mı, sol mu? Ya maazallah bu kargaşadan bunların bir karışımı doğarsa? ‘’Yahu boş verin, Hükümet kuruldu kurulmadı size ne? İktidara kim gelirse gelsin sizin emekliliğinize yılda on Avroluk zammı ihmal etmeyecek. Siz fazla bir şey zaten beklemiyorsunuz’’ diyecek oldum bakkal dükkanı önünde kar yığınları arasında açılan beş altı karelik bir boşluğa sığınan üç emekliye. Ama gene sustum. Bu zamanlar tehlikeli olmaya başladı. İnsan kimin önünde ne konuştuğuna dikkat etmeli. Yarın ne olacak kim söyleyebilir? Herkes kendi heyecanıyla yaşasın. Bu heyecan çocukları bile sardı. 

Cuma akşamı mıydı Cumartesi mi baktım kahvem kalmamış hadi dedim komşudan alayım. Zile bastım kimse çıkmadı; bir inadım tuttu, adamın iki odasında ışık var, perde arkasında insan karaltıları görülüyor, gene bastım zile bir kımıltı falan yok. Ancak üçüncü defasında kapıya koşar adım yaklaşan çocukların ses ve tapırtısı kulağıma geldi. Nerde babanız sormaya bile ihtiyaç yoktu. Babam kalkamaz, Hükümeti bekliyor, dedi biri. Tövbe, ne hallere geldik, dedim kendime. Çocukların annesi çıkmasaydı o akşam kahvesiz kalacaktım. Heyecanın doruğu dün akşamın geç saatleriydi. Gettomuzun bizim mahallesinde bütün ışıklar yanıyordu; yılbaşı akşamı bile bu canlılık görülmedi. Saatlerin on ikiyi göstermesi beklenirken heyecan o kadar artmıştı ki, tarif edilmesi için söz bulmak zor. Penceremin önündeki ıhlamur ağacının kuru dalları bile tuhaf bir gıcırtı çıkararak sürtünüyordu birbirine, sedir ağaçlarının dalları ise sinirli hareketlerle atıyordu üzerinden karın son kalıntılarını. 

Papayı seçmek üzere Vatikan sarayının bir odasına kapatılan Katolik papazlarına eskiden bu işi bitirene kadar sadece ekmekle su veriliyormuş, bugün her halde fazla bir şeyler verilir, ama o zamanlarda nasıl kapatıldıysalar, bugün de öyle kapatılıyorlar. İşini bitirmiş olmalarını gösteren iki işaret var. Biri kaldıkları binanın bacasından çıkan beyaz duman, diğeri duman sinyalleri ardından biriken kalabalık önüne çıkan Vatikan sözcüsünün ‘’Habemus papam’’ demesidir, ki bu Latince sözler yeni papamız var veya yeni papa seçildi anlamına gelir. 

Reçista denilen köyün bizim Çingenelerin çok sevdikleri mimarıyla yapılan parti merkezinin binasında bir araya gelen Demokrat Bütünleşme Birliğinin zirvesinden ne beyaz duman çıktı, ne de sözcüsü "Habemus Hükümet" dedi. Konuşmasına ihtiyaç yoktu; bir damla kan kalmamış yüzüne bir bakmak yeterdi. Kekeleye kekeleye bir yığın yalanı gofrete almak için uğraşırken, ölüm teri döktü. Anca beraber kanca beraber ilkesi üzerine on sene birlikte çalıştıkları ortağı açıkta bırakmak kolay olmadığı görüldü. Bavullarda çok kirli çamaşır var, bunları halkın gözü önüne çıkaracak değiliz ya... Eski ortağı terk etmek caiz değil, bir süre sonra bir bakarsın yine lazım olur; yenisi nah şurada, köşe arkasında bekliyor, ama arada temizlenmemiş o kadar çok eski hesaplar var ki... Hal böyleyken, Gordius düğümünü "karar alabilmek için yeterli deliller bulamadık" deyip çözdüler.

Bir de danışmalarla tartışmaların devam ettiğini eklediler. Tren geçti gitti, bunlar hala tartışıyor. Fakat gece yarısı olayların bir bomba etkisini yapan, Hükümeti kurmakla yetkili olan eski Başbakanın ‘’Krizden ancak yeni seçimlerle çıkılabilir’’ şeklindeki ifadesiydi. Bununla, hukuken ve fiilen, bu viranlığın Pandora kutusu açıldı. Ee, şimdi ne yapıyoruz? Sakat devlette her şey kör topal yürür. Ceketinizi giyerken siz ilk düğmesini yanlış iliğe geçirirseniz, sonrakilerin tümü yanlış iliklenir. 11 Aralık seçimi ardından Cumhurbaşkanı olan zat parti liderlerini bir araya getirip "Hadi bakalım söyleyin, hanginiz 61 oy toplayabilecek durumda?" diyecek yerde, kendi partisine Hükümeti kurmak görevini verdi, iş fiyaskoyla bitti. Sakat devletin sakat Anayasası vardır (her halde o sebepten kör topal yürür).

Şimdi Anayasa Hukuku profesörleri bile işin içinden çıkamıyor. Medeni devletlerin medeni insanları arasında sorun yoktur: Cumhurbaşkanı oy bakımından ikinci sırada olan partiye Hükümeti kurmak hakkını verir, o da yirmi gün içinde bir Hükümet meydana getirmek için uğraşır. Ama medeni devletle medeni insanlar kim, biz kim? Ne yapıp yapıp, solcu muhalefete hükümeti kurmak hakkı verilmeyecek(tabii, yabancıların şiddetli baskısı olmazsa). Aynı görevliden tekrar hükümet kurmasını isteyebilir, o partiden bir başkasına bu görevi verebilir, Cumhurbaşkanlığından istifa edebilir ve saire. Nasılsa, kriz derinleşerek devam ediyor. Böyle olacağını zaten çoktan söyledik.