Kimliğini Yitiren Adam

Kimliğini Yitiren Adam

On günlük süreye saygı gösterilirse, inşallah, Hükümeti kuran belli olacak.

İnşallah, diyorum, çünkü bu ülkede bir şeyin oldu bittiye bağlanması mümkün olmadığını çoktan öğrendik.

Kıt bilgilerimin müsaade ettiği oranda futbolla bir kıyaslama yapmak istiyorum. Oyunun ilk yarısında iki sarı kart yüzünden birini oyundan çıkaran, ikinci yarıda bu kartların sayısına hiç bakmayan hakeme ne dersiniz?

Bilgisiz dersiniz, aptal dersiniz, hadi oradan be adam, kim futbol adaletini senin eline verdi?diye sorarsınız. Çünkü oyunun kuralları oyun başladıktan sonra değişmez. Bu ülkenin başında, yani Cumhurbaşkanlığında bir adam var ki, yedi sekiz yıldır tansiyonumuzu göklere çıkarmasını bilir. 

Anayasayla belirlenen yetkilerin bazılarını kullandığı her seferinde ortalık öyle bir karışır ki, taş üstünde taş kalmaz.

Çok değil, beş altı ay önce en büyük yolsuzluklara karışan elli küsur zanlıyı bağışlamakla yediden yetmişe kadar kafasıyla düşünen bütün vatandaşları ayağa kaldırdı, on binlerin sokağa dökülmesine sebep oldu. Kararını geri alana kadar ülke adeta bir iç savaşı yaşadı.

Bu zat, işte, geçen hafta seçimde milletvekili çıkaran partilerin başkanlarıyla tek tek görüşerek, Hükümeti kurmak görevini oy çoğunluğunu temin edebilecek olana vereceğini açıkladı. Bir de, bunu 61 milletvekilinin imzasını gördükten sonra yapacağını ekledi. Bu imzaların noter huzurunda mı atılacağını, vekillerin kan gurubunu, ayakkabı numarasını filan anmadı, ama bu ‘’kozlarını’’ temsilin son sahnesi oynandığı sırada kullanacağını tahmin etmek yanlış değildir. Bir yenilik değildir bu. Bir süre önce Hırvatistan’da yapılan seçimler ardından Cumhurbaşkanı muhtemel Başbakan arkasında duran bilmem kaç milletvekilin imzasını görmek istedi. Kimsenin, ama hiç kimsenin buna bir itirazı olmadı. Çünkü bu talebi Hükümeti kurmak prosedürünün başlangıcında ortaya koydu. Hiçbir Anayasa böyle ayrıntıları içermez, milletvekillerin çoğunun imzasını şart koşmaz. 

Ama çok doğal bir şeydir bu.

İmza yerine ‘’ Muhtemel Başbakanın arkasında duran vekilleri tek tek karşımda görmek isterim’’ demiş olsa da, bir kanun ihlali falan yoktur. Ama bu kural, yazılı olup olmadığına hiç bakmadan, prosedürün başından sonuna kadar geçerli olup, ilgili partilerin tümüne uygulanmalıdır. Politikada siz birine ana, diğerine üvey ana olamazsınız. Nerdeyse sekiz yıldır Cumhurbaşkanlığında oturan şu bizim zat, işte, tam bunu yaptı. İstifini hiç bozmadan, oyunun ortasında kuralları değiştirdi.

Bir ay önce hükümeti kurmak yetkisini kendi partisinin başkanına verirken parti liderleriyle görüşmek ihtiyacını duymadı, imza aramak aklına bile gelmedi.

Seçimin sonuçlarına bakmak yeterliydi. Şimdi, tabir yerindeyse, ikinci turda veya, isterseniz, oyunun ikinci yarısında, kendi partisinin adayı başarısız olup Hükümet kuramadıktan sonra, kurallar durup dururken değişiyor. Efendim, 61 imza temin edene Hükümeti kurmak yetkisini vereceğim. Bu da yetmez; sizin programınızda Arnavutça’nın ülke düzeyinde resmi dil olmasına karşı açık bir tutum ve ülkede güvenlik servisinin yeniden yapılanması hakkında planlarınız yoksa, yüz imza bile getirseniz Hükümet kurmak hakkınız olmayacak. Skandal mı diyelim buna, rezalet mi? Bu adamın aklı yerinde mi? 

En evvela, parti programlarını değerlendirmek Cumhurbaşkanının yetkisinde değildir. Bu program Meclise sunulur, orada görüşülüp değerlendirilir. 

Cumhurbaşkanının yetkisi muhtemel Başbakanın arkasında 61 oyun olup olmadığını yoklamakla biter. Halihazırda ne var bakalım. Bugün, gece yarısına kadar sahne arkasında milletvekillerinden imza toplamak eylemi sürüp gidecek(tabii, bu satırlar gün ışığı görene kadar bu ‘’faaliyet’’ bitmemişse). 

Tahmin ediyorum ki, bizde adetten olduğu gibi, yığınla para sahibini değiştirmiş, şantaj almış yürümüş, en olmadık vaatler verilmiştir. Bu koşuda bütün partiler var; dün dündür, bugün her şey yeniden başlar. Bir imzanın, küçük, çok küçük bir imzanın akıllara durgunluk veren fiyatı olmuştur. Gelsinler ben onlara bu tutarın yüzde birine bin defa imza atayım. Gene daha derinden düşünürsem, beş yüzde biri, hatta binde biri bile kafidir. Ne yazık ki kimsenin benim imzamdan ihtiyacı yok. Şakayı bir yana bırakarak, bu olayın perde arkasına bir göz atalım. Ciddi şeylerdir bunlar; bugün değilse yarın hepimize faturası çıkacak.

Bir Cumhurbaşkanının bu kadar basit şeyleri bilmemesi mümkün müdür? Adam bir hamal veya ırgat değil, Üniversite hocası (üstelik, Hukukta) olduğunu bilerek, bu ‘’bahane’’ kesinlikle öne sürülemez. O, bu meseleleri benden ve sizden çok daha iyi bilir.

Beni sorarsanız, ortada politika kadar eski bir durum var. Cumhurbaşkanı bir parti politikasının aleti olmuştur. Kimliğini yitirmiştir. Bütün felsefe bundan ibarettir. Ne yaparsa, bir partinin menfaatlerini göze alarak yapar. Sekiz yıllık maceralarının bu son çıkışının hedefini kestirmek pek zor değildir. Kendi partisine tekrardan Hükümet kurmak prosedürünün önünü açmak, mümkünse yeniden iktidara oturmak, ne pahasına olursa olsun muhalefeti iktidar olmaktan uzak tutmak, seçimi tekrarlamak… 

Bir terslik olmazsa, kimin hükümet kuracağı bilinecek. Lütfen, vaktinden önce sevinmeyin. Uzun, dikenli bir yol var önümüzde, bir Allah bilir neler bekliyor bizi.

Please publish modules in offcanvas position.