Kısmetse…

Kısmetse…

Sizi bilmem, ama ben geçen haftanın iki gününü politikada bir yetim gibi yaşadım.

Kimsesizlik duygusu içime bir çöktü ki, anlatamam. Bu ülkenin Parlamentosu geçen yazdan beri yok, Hükümeti nerdeyse bir yıl olacak teknik özellikli, yani yok, bir ay sonra görev süresi bitecek olan mahalli idare organları olmayacak.

Ülkeyi yönetenler hep görev süresi çoktan dolmuş görevliler veya geçici bir süre için bir göreve getirilenler.

Yasal olan bir tek Cumhurbaşkanı var ki, o da bir alem. Halkın ve partilerin bir kısmı onu resmen tanımıyor, kafasıyla düşünen kim varsa onunla alay ediyor. Bir şeyler konuşursa, hepimiz rezil-i rüsva oluyoruz.

Bir şeyler yaparsa üzerine bütün şimşekleri çekiyor; yapılması gerekeni yapmadığında ülkede taş üstünde taş kalmıyor.

Ne zaman daha tehlikeli olduğunu kestirmek zor.

Bir süre önce, hatırlanacağı üzere, partisinden yolsuzluklara karışanları affetmekle doğrudan doğruya ülkeyi aylarla toz dumana saran bir ‘’renkli devrime’’ sebebiyet vermişti. Şimdi, işte, seçim galiplerine Hükümet kurmak yetkisini vermemekle kendi partisinin taraftarlarının sokaklara dökülmesini teşvik ederek ülkenin yaşadığı siyasi krizin bir etnik çatışma halini almasının önünü açmakta.

Ülkede durum gittikçe kızışırken, o kalkıp bilmem ne sebeple ta Azerbaycan’a gitti. Anayasaya göre ülke dışındayken onun görevini yapan Parlamento Başkanıdır, ama bizde ne Parlamento var, ne de onun başkanı.

Cumhurbaşkanı silahlı kuvvetlerin genel komutanıdır. Maazallah o Azerbaycan’da nutuklar çekerken yabancı orduların saldırısına uğramış olsaydık, halimiz ne olurdu?

Cumhurbaşkanı Azerbaycan’dayken, Başbakanımız Sarayovada’ydı. Gerçek adına halkın büyük çoğunluğu ona bir önem vermiyor, hesaba katmıyor, adını bile bilmiyor, ama şöyle böyle bir Başbakandır, belki gün gelir vatandaşa bir hayrı dokunur.

Köy köpeksiz bırakılmaz. Dünya kadar eski bir kaidedir bu. Ama durun, acele etmeyin. Bu dünyada beterin beteri de var. Devlet şefinin cebinde Avustralya’ya bir davetiye de var. Çok değil, sadece iki hafta orada kalıp Makedon göçmenlerle görüşmeliymiş. Cumartesinden kanguruların vatanında olmalıymış.

Bir emekli dostum var, herkesle alay etmeyi kendine borç bilir. Ne diyor biliyor musunuz? Kısmetse o güne kadar Hükümet sorunu çözülür, bu adam ise Avustralya’ya gidip ömrünün sonuna kadar kangurularla kalır. Bir bakarsın, Makedonya Hükümetini kurmak görevini kangurulara verir.

Bugün, işte, B.Brecht’in dramında Godho’ yı göremezsiniz, ama şu Balkan viranlığında durup dururken iki tanesi karşımızda. Bunlardan yabancı olanı, Hahn, görevi ve yetkileri itibarıyla çok daha büyük ve güçlü. Kim bilir bugüne kadar kaç defa gitti geldi, gitti geldi, ama bizimkilerinden adam yapamadı.

Bugün işte, aynı temsil, aynı nakarat. Yerli Godho ile görüşüldü, sonra tek tek kabile reislerimizle, yani parti başkanlarıyla bir araya gelindi. Acaba bu defa Cumhurbaşkanlığında günlerini geçiren o zatı Anayasayla, demokrasinin genel kurallarıyla, 11 Aralık seçimlerinde sandıktan çıkan sonuçlarla belirlenen görevini yapmaya kandıracak mı?

Tahminler yapmak kolaydır, ama her zaman araya bir şeyin girmesine, yeni bir olayın meydana gelmesine ihtimal var ki, her şeyi altüst eder. 11 Aralıktan bugüne kadar Amerika’dan Avrupa’ya kadar bizimkine ‘’sana düşen görevi yap’’ demeyen politikacı kalmadı, ama bizimki oralı bile olmadı. Artık damdaki kuşlar bile, bu katı tavır ardında kendi partisinin yolsuzluklar çamuruna batan görevlilerinin menfaatleri durduğunu öğrendi. Yeni Hükümetin seçilmesi bunlara İdrisova hapishanesinin yolunu göstermek anlamına gelir.

Bu bakımdan araya giren günlerde hiçbir değişme olmadı. Bundandır ki, Cumhurbaşkanının muhalefet şefine Hükümeti kurmak görevini vermemekte ısrarlı olacağını ve bununla birlikte sokak gösterilerinin yoğunluk kazanacağını söylemek mantıktan pek uzak değildir.

Amerikan politikasında ‘’havuç ile değnek’’ olarak bilinen politikanın vakti geldi mi? Havuç güzel vaatlerdir, destek ve cesaret vermektir. Defalarca gördük ki, bunun arkasından değnek gelmezse, her şey eski tas eski hamam kalır.

Anlayacağınız, kibarlık zamanı geçti, şimdi eldivenleri çıkarmak lazım. Bu eldivensiz, kaba politikanın diğer adı, yaptırımlardır. Tabii, son aşamada hiçbir suçu olmayan sıradan vatandaşın kafasına patlayacak olan yaptırımlar değil.

Uluslararası camianın elinde Makedonya’da demokrasinin gelişmesine engel olanların listesi çoktandır var. Bunların batıda doğuda, egzotik adalarda malını mülkünü, tasarruflarını, yatırımlarını vs. buz altına almak, Batılı ülkelere seyahat etmelerini yasaklamak, bütün vaatlerden çok daha etkili olur.

Kısmetse Hahn’ın bu gelişi etkili olur, biz de bu eziyetten kurtuluruz. Kısmetimiz yoksa, yine her şey bir kısır döngü içinde olup biter.