Bir rejimin anatomisi

Bir rejimin anatomisi

Ne çabuk geçiyor günler farkında mısınız?

11 Aralıkta milletçe sandığa gittiğimizde sonbaharın son günlerini yaşıyor, uzun ve sert olacağı tahmin edilen kışa hazırlanıyorduk. Kış geldi geçti, karla buz eridi gitti, ilkbahara girip ilk haftasını harcadık, ama o 11 Aralık akşamı sandıktan çıkan sonuçların hayrını hala göremedik.

Halkın daha büyük kısmının tercihi, on senelik rejimin yerini bir sistemin veya devletin almasıydı. Hemen bir açıklama yapalım: şu rejim sözcüğünün bin tane anlamı var; kilo vermekten tutun tarımcıya tazminatlara, tren veya otobüs seyahatlerinden nezleye karşı ilaçların alınmasına kadar, hep birtakım rejimlerden bahsedilir.

Politikada bu sözcüğün olumsuz anlamı var. Bir ülkenin başında bir otoriter, demokrasiyi hiçe sayan ve insan haklarını ayak altına alan Hükümet veya bireyler varsa, o ülkenin yönetim şekline rejim derler.

Dünya oldu olalı rejimlerin düşmesi gürültülü ve sancılı olur. Gürültülüdür, çünkü genelde, bir rejimin yerini diğer rejim alır, iktidarın el değiştirmesi ise tanklarla topların yardımıyla sokaklarda veya şehir meydanlıklarında şafak sökmemişken yapılır. Gider Hasan gelir Hüseyin ve neticede her şey eski tas eski hamam kalır.

Bu kaba ve ilkel yöntemlerden sıyrılmış olan ülkelerde bazen bir talihsizlik sonucu otoriter rejim türemişse, bunun iktidardan gitmesi işte çok zor olup uzun sürer, sancılı geçer. Şöyle böyle bir demokrasinin siyasi sistemi ile otoriter rejim arasında bir kör döğüşü alıp yürür, toplumun tüm dokularına girer.

Üç buçuk ay gözlerimiz önünde oynanan dramın perde arkası, işte, bundan ibarettir. Bir gerici, otoriter rejim, on senelik iktidarını sürdürmek için ölüm kalım mücadelesini veriyor. Tarih defalarca göstermiştir ki, bir rejim iktidardan giderken en sert olmasını bilir. Bir bakıma, bozguna uğramış olan bir ordunun perişan halde geri çekilmesine benzer bu. En büyük belalar o sıralarda yapılır.

Kaba güçten, yani tanktan toptan, askerden, kısaca şiddetin bütün türlerinden yararlanmadan varlığını sürdüren bir rejimin elinde üç ‘’manevi’’ araç vardır.

Propaganda, yalan ve manipülasyon. Bu son sözcük de muhakkak biraz tuhaf gelir size; açtım sözlüğü, Türkçesi hileli yönlendirme anlamını veriyor. Nasılsa, bunlar kardeştir; birinin nerede bittiğini, diğerinin nerede başladığını anlamak zordur.

Görev itibarıyla değilse sırf meraktan bu ülkedeki siyasi gelişmeleri takip edenler muhakkak ki bir sürü eksikliğin, tutarsızlığın, zayıflığın ve olumsuz sayılan daha bilmem neyin altını çizebilir. Ama sözünü ettiğimiz o üç ‘’manevi aracın’’ kullanılması bakımından dünya şampiyonu sayılır.

Çünkü son iki ayda tanığı olduğumuz siyasi yalanlar, propaganda ve manipülasyon olsa olsa iki dünya harbi arasındaki yıllarda Almanya’da Hitler’in Yahudilere karşı kampanyasında veya İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda Amerika’da senatör Makartinin sözde komünistlere karşı cadı avında görülmüştür.

İki yıldır ülkeyi sarsan bu siyasi kriz nasıl başladı hatırlıyor musunuz? Rejim elebaşlarının telefon konuşmalarından meydana çıkan en olmadık yolsuzluklarla.

Durup dururken, yediden yetmişe bütün vatandaşlar ülkenin başında esasta bir mafya çetesinin bulunduğunu öğrendi. Bunu izleyen gelişmeler sonucu, iki büyük Makedon partisi arasında gerginlik bir hayli arttı, derken bütün ipler koptu.

Sandığın yolunu açan, işte, bu yolsuzluklarla mücadeleden başka bir şey değildi.

Nedir ki, bu ülkede yaşayanların hafızası pek sağlam değildir. Bir olayla iki üç gün oyalanır durur, sonra üzerinden geçerler. Ülkede daima bir şeyler olduğundan, her gün bir yeni rezalet çıktığından, vatandaşın merakını giderecek konular adeta birbiriyle yarışır.

Nedir bugünün siyasi tablosu? Sahnede ne var?

Düşman sözcüğünü kullanmayalım ama ezeli rakipler, yani iki büyük Makedon partisi arasındaki kavga yoğunluğunu hiç kaybetmeden yine sürüyor. Ama yolsuzluklar bugün kimsenin umurunda değil. Kafa kafaya çarpışmalarının sebebi, Arnavut halkının talepleri oldu.

Göz göre göre yapılan ani bir dönüş buna derler işte.

Yalanın, propagandanın, manipülasyonun adeta sınırsız imkanlarını bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Kör topal yürüyen sistemin kuruluşlarından yararlanarak, rejim yolsuzluklarla mücadeleyi sıradan bir belge olan Arnavut partilerinin platformunu iktidarını korumak için bir devlet kuşu haline getirdi.

Tiran platformu, Tiran Hükümeti, iki dilli devlet, bağımsızlığın yitirilmesi, toprak bütünlüğünün zedelenmesi, ülkenin kopmaz bütünlüğü falan, adeta slogan şeklinde her adımda tekrarlanan sözler. Eski tasarrufları sayesinde, rejim büyük bir kalabalığı sokağa çıkarabilecek durumda.

Böylece yolsuzluklarla başlayan kriz, ülkede yaşayan halklar arasındaki münasebetlerde kriz halini aldı, kin ve nefret ise yalanların sayesinde resmi bir politika oldu. Şimdi yangın için her şey hazır, ancak bir kıvılcım eksik. Tüm bunlar, sırf bir gerici, demokrasiye karşı gelen rejimin bir avuç insanının menfaatleri yüzünden.

Parlamento labirentlerine dalan Makedonya siyasi krizi aylar daha sürecek gibi gözüküyor. Büyük ihtimalle, bir yeni erken seçime kadar.