Cevabın cevabına cevap

Cevabın cevabına cevap

Başlıktaki ifade mantıkla çelişkili değildir, niye olacakmış?

Hatta, bunun fazlası da mümkündür. Mesela, cevabın cevabının cevabına cevap. Ve saire.

Bu bir büyülü çemberdir, içine bir daldınız mı, çıkmak yok. Gelin-kaynana kavgalarını veya bir Balkan kahvesindeki ‘’fikir teatisini’’ kastediyorum sanmayın. Bunların aktörlerinde hiç değilse yüz var, benlik var. Sınırı bilir, oraya kadar giderler.

Makedonya Parlamentosunu kastediyorum. Üç aylık felçli durumdan güç halle çıktı, hepimiz ha dedik şimdi işte ülkenin meseleleri rayına oturacak, siyasi krizin sonu gelecek. Ama sen misin diyen!

Meclisin yeni kubbesi altında toplandıkları anda daha prosedür sorularına takıldılar. Kedi mi daha eskidir, yumurta mı tipinden. Siz ihanetçilersiniz, biz vatanseverler. Biz mi fazla çaldık siz mi? Vatanı biz mi sattık, siz mi? Tiran mı yönetecek bu ülkeyi, biz mi? Kedi kara mıdır beyaz mı?

Görev itibarıyla dört gün TV ekranı karşısında oturup bunları dinlerken, yavaş yavaş çıldırmak üzere olduğumu anladım. Valla, birini cezalandırmak isterseniz hapishaneye kapatmayın. Ne diye vergi mükelleflerinin cebinden kavradığınız parayı öyle yerlere harcayasınız?

Onu bir güzel Meclise götürün, o rahat koltuklardan birine yerinden kalkamayacak şekilde oturtun, her ihtimale karşı başına kulaklıkları da takın. Arada bir su filan getirin, hal hatır sorun. Bir iki saat geçmeden koltuğu dar gelmeye başlar, kah sağa kah sola döner ama yerinden kalkamaz, yüzünde bir ekşi gülümseyiş görülür, kendi kendine bir şeyler konuşur. Ne yaptım da bunu hak ettim, nereye geldim diye diye o günü geçer.

İkinci gün, içine bir kum zerresi olarak düşen şüphenin yavaş yavaş büyüdüğünü, büyüdükçe içine sığmaz duruma geldiğini hisseder, ama söz sözdür. Meclisi mi istiyorsun İdrisova hapishanesini mi diye sorulduğunda onun tercihi milletvekillerine arkadaşlık yapmak değil miydi? Dişini sıkar, dayanacaksın deyip Meclis kürsüsünden konuşulanları anlamaya çalışır , ama aklı mı kıt ne, bir türlü başaramaz.

İçinde bir kararın şekil alıp olgunlaştığı gün, üçüncü gündür. Birini kürsüden bir soruya cevap verirken, on dakika sonra o aynı zatı aynı kürsüden kendi cevabıyla tartışırken, az sonra tartışmasında kullandığı lafları yalanlarken görür, şaşkınlıktan kendine gelemez.

‘’Yahu, ne biçim Meclis bu? Adamlar kendi kendilerini övüyor, kendi kendileriyle tartışıyor. Olur şey mi bu?’’ der kendine. Ama arif, ak saçlı birinin ‘’Bunları hep beraber akıl hastanesine kapatmak lazım’’ demesi bardağı taşıran damla olur. Kendisi belki övülmeye layık biri değildir, belki kanunla arası biraz açılmıştır, ama akıl hastanesi için kesinlikle değildir!

Olan, dördüncü gün olur. İkinci gün içine düşen o şüphe zerresi şimdi o kadar büyümüştür ki, çuvalların en büyüğüne bile sığmaz. Sabahtan akşama kadar birbiri ardından kürsüye çıkanların laf salatası bir kulağından girip diğerinden çıkarken içinde bir şeyin kaynayıp taştığını, sonra bir yanardağın lavı gibi dışarıya fırladığını hisseder. O anda deriden koltuğuyla beraber yerinden fırlayarak delicesine bağırmaya başlar. ’’Yeter! Yeter be! Kapatın çenenizi artık! Kim sizi buraya getirdi? Ben o güzel hapishaneme dönüyorum!’’

Bizim mahkumun kaçtığı şeye politikada filibuster derler. Türkçede de geçer. Flamanca ile İspanyolca karışımı bir söz olup, 16 yüzyılda korsan ve korsanlık yapmak anlamına geliyormuş. Yani, düşman veya kendi ülkesinin gemilerine saldıran kimse veya deniz hırsızı. Gel zaman git zaman, bu sözcük politikaya da girmiş. Mecliste bir kanun veya başka bir kararın kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek anlamında kullanılmaya başlamış. Kitaplara baktım, 1853 yılında ABD’de senatör Albert Brown ilk olarak bu yöntemi kullanmış.

Esasta, biraz kaba şekliyle, filibuster eski Roma senatosunda daha uygulanıyormuş. M.Ö. 60 yılında ünlü senatör Cato sabahtan akşama kadar konuşmayı adet etmiş. Ancak, eski Roma’da karanlık basar basmaz senatonun çalışmasına son verildiğinden, konuşmalar da o dakikada bitiyormuş. Geride kalan 25 yılda biz Makedonya Parlamentosunda bu siyasi korsancılığı birkaç kez gördük.

Mesela Arnavutların bir partisinin milletvekilleri kürsüden günlerle konuşarak, hatta şiir bile okuyarak (bir telefon rehberini okumak eksikti) bir kanunun çıkarılmasını önlediler, iki büyük Makedon partisinden kah biri kah diğeri bir kanun önerisine binlerle değişme önererek onun gündemden düşmesine yol açtılar.

Lafın kısası, bizde Meclisin İç tüzüğüne göre, yeni bir şey değildir bu. Herkes kürsüyü işgal ederek bir kararın alınmasını geciktirebilir, hatta bütün Meclisi sonsuza kadar oyalayabilir. Yeni olan, bunun sebebidir. Ortada kanun filan yok. Ortada yolsuzluklar çamuruna batmış bir rejimin iktidarda kalmak için verdiği mücadeledir.

Bu yazıyı noktalarken, aynı yoğunlukla beşinci filibuster günü devam ediyordu. Bakalım altıncısı, yedincisi, sekizincisi ve bundan sonrakileri olacak mı.