Kanlı tiyatro

Kanlı tiyatro

Tiyatroya gittiğiniz olmuştur şüphesiz. Komedilere gülmüş trajedilere ağlamış, dramları seyrederken heyecanlanmışsınız.

Kahramanların sözlerine, davranışlarına, kısaca artistliğine hayranlığınızı gizlemeden, her birini uzun alkışlarla selamlamışsınız.Tabii, sahnede söylenen her sözün, artistlerin her hareketinin ardında bir senaryonun ve senaryo yazarının, bir de bütün bunlar arasında uyum sağlayan rejisörün durduğunu da biliyorsunuz.

Odur temsile can veren ve odur sahne arkasından ipleri çeken. Geçen Perşembe akşamı TV ekranlarından Milli tiyatromuzun, yani Makedonya Parlamentosunun ‘’Meclis Başkanı Nasıl Seçilir?’’ temsilinin yirminci devamını seyrederken, damarlarımda kan dondu. Geride kalan yirmi yılda Mecliste ve onun etrafında defalarca heyecanlı ve hareketli olayların tanığı olduk. Milletvekilleri birbirine girdi, güvenlik memurları milletvekillerini yaka paça Meclis salonundan çıkardı, gazeteciler dövüldü, öfkeli halk ile polisin burun buruna gelmesiyle arbede çıktı ve saire.

Ama Perşembe akşamı kelimemin tam anlamıyla bir ayaktakımını Meclisin içine girip dört tarafını kırıp dökerken, Mecliste çoğunluğu olan partilerin vekillerini gaddarca döverken gördük. Valla ben böyle bir şey hatırlamıyorum. Afrika’nın en geri kalmış ülkelerinde bile fazla sıyası ve genel kültür var. Netice korkunç: yüzden çok yaralı, on kişi hastanelik. En ağır yaralı kim biliyor musunuz? Yeni kurulan Arnavut partilerinden birinin başkanı.

En çok aranılanı en büyük Arnavut partisinin başkanı Ahmetiydi. O anda Mecliste olsaydı muhakkak ki ‘’etkisiz hale getirilecekti’’. Özür dilerim, bu tabir benim değil, ama çirkin gerçekleri kibar sözlerle anlatmak için başka sinonim bulamadım. Doğrusu bir tanesi daha vardı, ‘’ölü olarak ele geçirildi’’, ama onu da çok kaba buldum. Her halükarda, bugün siz bu gazeteyi okumazdınız, çünkü büyük ihtimalle çıkmazdı, ülkenin dört tarafında silahlar konuşurdu. Onu zamanında Meclis binasından çıkarıp uzak bir yere götürmek kimin aklına gelmişse, bu ülkeyi çok büyük tehlikeden kurtarmıştır.Budur söylenilmeyen, satırlar arasında kalan gerçek.

Bakın olayı izleyen günlerde politikacıların demeçlerine. ‘’Niye Ahmeti salonda yoktu?’’ şeklinde sorulara her birinin yüzünde koyu bir gölge görüldü, soruyu duymazlıktan geldi. Herkesin bildiğini burada kalın harflerle yazalım: maskeli maskesiz kiralı katillerin ödevlerinden biri ülkede yaşayan milletler arasında çatışmaya yol açmaktı. Şükür ki başaramadılar, cinayet teşebbüs halinde kaldı. Nihai darbeyi indirmek için vesile olarak işte Mecliste çoğunluğu olan partilerin başkan seçmesi kullanıldı. Emin olabilirsiniz ki, bu göreve başka biri de seçilseydi yine olay çıkardı, ama adaylığını çoktan koyan Caferi’nin Başkan seçilmesi bardağı taşıran damla oldu, şiddetin yoğunluğunu artırdı. Dram olarak başlayan temsil, kanlı trajedi şeklinde bitti. Meclis salonlarında kan döküldü. Bir vahşi, barbar ayaktakımını sahnede gördük. Sormadan edemiyorum: kaderimiz bu mu? Bunlar mı yarınlarımızın garantisi?

Bu türden olaylar arkasında genellikle derin siyasi motifler, bir de farklı ideolojilerin çatışması durur. Hayır, bizde böyle bir şey yoktur. Polis teşkilatının rolü tüyler ürperticiydi. Kameralar önünde, yani bütün kamuoyunun gözleri önünde polisler maskeli maskesiz katillere kapıları açıp yol gösterdi, selamlaşıp hal hatır sordu, kucaklaşıp öpüştü. Bugünden zor, sancılı bir hafta başlıyor. Bakalım yaralar sarılacak mı, yoksa daha mı derinleşecek?