Türkiye’nin Ruhu

Türkiye’nin Ruhu

Ruh için eskiler; “la yetecezza bir bütün” derlerdi. Parçlara ayrılamaz bir bütün.

Kilosu olmayan ölçülemeyen ve ağırlığa gelmeyen bir bütün. Bu durumu ışık saçan lambalara kıyas ederek anlayabiliriz. Bir lambayı ışıksız haliyle tartı aletine koysak, diyelim ki 50 gram geldi. Bir de lambayı yaktıktan ışık saçar duruma getirdikten sonra tartsak lambanın ağırlığında bir artma olur mu?

Hayır. Yine lamba 50 gram gelir. Bu ışığın yok olmadığı anlamına gelmez. Çünkü nur, çünkü ışık tartıya gelmez.

Diyelim ki ölmek üzeri olan bir insanı tarttık yetmiş kilo geldi. Öldükten hemen sonra aynı insanı tartıya koysak ruhunu kaybettiğinden dolayı ağırlığında bir azalma olur mu? Olmaz elbet.

Ağırlığında bir azalma olmaz fakat insandan öyle bir asıl mana kaybolmuştur ki insan dili olmasına rağmen konuşmaz, gözü olmasına rağmen göremez, ayağı sağlam görünüyor olmasına rağmen yürüyemez olmuştur. İnsan, bu hiç bir ağırlığı olmayan ruhunu kaybedeceğine bir ayağını, bir gözünü veya kulağını kaybetse daha iyiydi. Bu bakımdan ruhun ve mananın kaybını maddî hiç bir organın, uzvun kaybıyla kıyas edemez ve karşılaştıramayız.

Her olayı maddeye göre ölçüp biçenler de bu kaybı ve zararı anlayamazlar. Ölen bedenin kilo kaybı olmadığını düşünerek hiç bir şey yokmuş gibi hayatlarına devam ederler.

Bu ruh ve madde misallerini neden anlattım?

Türkiye’deki hizmet hareketinin durumunu anlamak için anlattım.

Her şeyin bir ruhu ve manası vardır. Türkiye’nin de ruhu kim ne derse desin hizmet hareketidir. Hatırladıysanız bir tartışma başlatmışlardı hizmet hareketi için “Türkiyede kaçta kaçtır” diye. “Oy oranı yüzde birdir deyenler” oldu.

Daha az veya daha çok söyleyenler de vardı. “Yüzde bir” derken hizmet hareketini küçümsemek, yaptıklarına ve misyonuna değersizlik atfetmek istediler. Şimdi ben size sorayım, bir insanının bütün yapısına göre ruhu kaçta kaçtır. Yüzde bir mi? Yüzde ellisi mi? Yoksa yüzde yüzü mü? Halbuki ruh insanın beden yapısına göre ağırlığı yüzde biri bile değildir fakat bedenin bir işe yarayabilmesi, hayatiyetini devam ettirebilmesi yüzbinde bir bile olmayan ruhun varlığına, bedenle olan irtibatına bağlıdır. Bu irtibatı kesin her uzvu aynı anda kaybetmişiniz demektir.

Bu bakımdan Anadolu’nun ruhu olan hizmetle uğraşmak, onu örselemeye ve boğmaya çalışmak zannedilenden ve tahmin edilenden daha büyük ölümlere, kadavralaşmalara sebep olur.

Ruhunu kaybetmiş bir millete millet demek de mümkün değildir. Bu bakımdan diyoruz ki hizmetin önemini oy oranına göre kesip biçmeye çalışanlar yanlış yapıyor, yanlış yapıyorsunuz beyler!

Bütün bir Anadolu milletini ruhuna tecavüz edip deli divane yapmak istemiyorsanız bu hareketle uğraşmayın, uğraşanlara da seyirci kalmayın.

Aksi takdirde ruhu kaybolmuş aklı bozulmuş bir Anadolu’nun kimseye bir faydası olmaz. Nurun değerini anlamak için kiloyla ölçmeye kalkmayın.

Ruh bir bedende tartıya gelmiyor diye onu bir paçavra gibi fırlatıp atmaya kalkmayın. Yani varlığınız adına hizmet hareketine sahip çıkın.

Diğer taraftan Anadolu milletinin ruhunun örselenmeye başlandığı son iki, üç seneden beri olup bitenler ruh zaafiyetimize ve akıl bozukluğumuza delalet etmiyor mu? Suriye politikalarımız.

Dost olduğumuz Rusya’yla şu an kanlı bıçaklı olmamız, düşman diye bellediğimiz İsrail’in de aniden verilen bir kararla kuzu sarması dost olmamız ruh sağlığımızın bozukluğu dışında neyle izan edebilir, anlayabiliriz ki.

Dahasına yok derman ve de fermen.....

Kavgalı olmadığımız bir komşumuz kalmadı.

Hep suçu onlara atarak işin içinden sığrılmak mümkün mü? Mahkemede hakim hep Nasrettin Hocayı suçlayınca, hoca demiş ki: “Be hakim bey, ihmalkâr davrandım diye hep beni suçluyorsun, fakat bu hırsızın hiç mi suçu yok.”Hep komşularımızı suçluyoruz fakat bizim hiç mi suçumuz yok.

Beceriksizliğimiz yok. Hep başkalarını suçlamak da ayrı bir ruhî yapı bozukluğudur.

Please publish modules in offcanvas position.