Zulmü Sen Gel Bana Sor

Zulmü Sen Gel Bana Sor

Biliyorsunuz hizmet hareketine karşı belki son on seneden beri alttan çelme atmak şeklinde yürütülen son üç seneden beri de açıktan gasp yağma ve haramilik şeklinde devam eden süreç karşısında vefa umduğumuz çevrelerden dost bildiğimiz halklardan umduğumuz ses ve solukları duyamadık.

Bu iftira, zulüm ve sonu zindanlarda biten acı tablolar karşısında “düşman kavi, dost bi vefa talin zebun” deyip inledik. Ve de inliyoruz.

Bazıları bu acı manzaraları hakettiğimizi düşünüyor. Fakat neden hakettiğimizi onlar da bilmiyorlar. Bizi anlamamakta ısrar eden kimseleri dinlediğinizde fındık kabuğunu doldurmayan meselelerden dolayı sineğin ısırmasından şikayet ettiklerini fakat yılanın ağzına düştüklerini görüyorsunuz. Karşımdaki adamı dinliyorum bizden neden rahatsız olmuş diye Kızılcahamam tesislerinde tatil yapamamış. Adamın derdine bak. Takıldığı meseleye bak. Diyorum bak kardeşim bunca yıldır yurt dışındayım Kızılcahamama gidip de bir kere olsun ben tatil yapmadım. Bizim önceliklerimiz arasında Kızılcahamamda tatil yapmak yok. Bizim önceliklerimiz imandır, ahlaktır, diyalog kurup insanın insana sevgisini temin etmektir.

Adam dinlemiyor seni bile. Kızılcahamamda bedava tatil yapamadığından veryansın ediyor, siz nasıl hizmetsiniz diyor. Yaptığınız işlerde insanlardan para alıyorsunuz demeye getiriyor.

İnanın diğerlerinin de şikayetleri üç aşağı beş yukarı bunlardan ibaret. “Neden para alıyorsunuz, neden bedevaya insanlara hizmet etmiyorsunuz, madem hizmetsiniz” diyorlar. Ve hizmet etmeyi bedavacılık gören bu zihniyete maalesef bir şey anlatamıyorsunuz. Bedavadan geçinme duygusu ve dürtüsüyle de Allah’ın inayetiyle meydana gelmiş pek çok güzelliğe karşı gözlerini kapatıyorlar. Dinlemiyorlar, üstüne üstlük aleyhimizdeki yalancı siyasetçilerin sözlerine kanmayı tercih ediyorlar. Üzülüyorsunuz, Hazreti Yakup Aleyhisselam gibi; “KALE İNNEMÂ EŞKU BESSÎ VE HUZNÎ İLÂLLAHİ” deyip inliyorsunuz. Allah’ım hüznümü tasamı sıkıntılarımı yalnız sana şikayet ediyorum başkasına değil. Sen bizi perişan etme, sen bizim muînimiz ol.

Siz inliyorsunuz feryad ü figan ediyorsunuz fakat bu feryadların haklı olup olmadığını pek çoğu bu işi yapan zalimlerden öğrenmeye anlamaya çalışıyor. Zulmü mazluma sormazsanız her zaman hata yaparsınız.

Ve neticede zalimlerin safında yer almak gibi ateşe, cehenneme yaklaştırıcı bir pozisyona kendinizi düşürmüş olursunuz.

Zulüm zalimden öğretilemeyeceği gibi zulüme maruz kalmamış başka cemaat, cemiyet ve kuruluşlardan da öğrenilemez. Ne demiş atalarımız ateş düştüğü yeri yakar. Çoğu kardeşlerimiz bu süreçte ateşin düşmediği yerlerde ateşler arama garabetine düştüler. Zulüm ateşi kime düşmüş, veya kimlere düşmüş ateşi oralarda ara. Zulüm ateşi içine düşmeyenler birbirlerine soruyorlar sen nasılsın iyi, ya sen ben de iyi. O zaman bu insanlar niye boşu boşuna bağırarak çağırarak keyfimizi kaçırıyor.

O zaman bu insanlara diyelim ki boşuna bağırarak çağırarak kulaklarımızı tırmalamayın.

O yüzden ey insanlar zulmü bize sorun başkalarına değil. Anlatılan hikayeye göre bir adamın hanımının cenazesi musalla taşına konur. Hoca cenaze namazı kılınan kadın için cemaate dönerek “nasıl bilirdiniz” diye sorar . Onlar da “iyi biliriz” diye cevap verirler. Kadının kocası da bu hüsn-ü şehadete çok kızar, içerlenir. Hocaya dönerek “Ya hocam der, bizim hanımı bu cemaate niye soruyorsun ki nasıl bilirdiniz diye.

Bana niye sormuyorsunuz? Bu cemaat ne bilir bizim hanımın nasıl biri olduğunu. Bana sor hocam ben biliyorum bana neler çektirdiğini.”

O yüzden kıymetli kardeşlerim zalimi mazlumlara sormak lazım.

Zulme maruz kalmayanlara değil.

Eziyet görmemişler ne bilir.

Kimin zalim kimin mazlum olduğunu.

Şenaatleri, denaatleri, hayasızlıkları hak hukuk bilmemezlikleri.

O yüzden mazluma soracaksın ve gönlünü alacaksın.

Bu senin insanlık görevin.

Please publish modules in offcanvas position.