Başımıza konan taç: Kadir Gecesi

“Hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelen Kadir, Dinî literatürde “Leyletü’l-Kadr” şeklinde Kuran’ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak ifade edilmiştir. Kuran da 97. sûre olarak indirilen Kadir sûresinde bu gecenin faziletinden bahsedilir.

Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Müfessirler, hayırlı olanın bu gecede yapılan amel olduğunu, bin ayın ise içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bir süreyi ifade ettiğini belirtirler. Ayrıca bin aydan maksadın da çokluk ifade ettiğini söylerler.
Kadir sûresinin inmesiyle alakalı İmamı Malik Muvatta’sında şöyle bir olaydan bahseder:

Allah Resulü bir gün ashabıyla beraberken onlara, İsrailoğullarında yaşamış ve seksen yıl boyunca Allah’ın yasakladığı hiçbir günah işlememiş Eyyüp, Zekeriyya, Hazkil (veya Huzaykil) ve Yuşa b. Nun’dan bahseder. Sahabe efendilerimiz, Allah Resulünün içten ve güzel anlatımıyla ağlarlar ve keşke bizde onlar gibi uzun ömürlü ve hayırlı yaşasaydık, derler.
Bunun üzerine seksen yıla denk gelen Kadir gecesinin müjdelendiği Kadir sûresi nazil olur. Allah bizim başımıza mükafat olarak öyle bir taç koymuş ki seksen yıllık veya daha fazla yaşanmış güzel hayattan daha güzel.

Hepimiz bazen, “Keşke şurada olsak da bunu yapsak veya yapabilseydik deriz.” Ve genelde bu ifade ulaşamayacağımız veya elimizden kaçan fırsatlar içindir. Allah ise bize her Ramazan bu fırsatı sunuyor. Bu geceyi gereğince ihya etmemek, bize sunulan bu hediyenin kıymetini bilmemek demektir.
Kadir sûresinde bildirildiğine göre bu gecede Allah’ın izniyle melekler ve Cebrail yeryüzüne iner ve gece boyunca yeryüzüne barış ve esenlik hâkim olur.

KADİR GECESİ NE ZAMAN?

Bazı rivayetlerde Allah Resulünün, Kadir gecesinin vaktini haber vermeye teşebbüs ettiği, ancak o sırada bir konuda anlaşmazlığa düşen iki sahibinin Resulullah’a başvurması üzerine buna fırsat bulamadığı, daha sonra da konunun zihninden silindiği bildirilir (Buhârî, Fazlü Leyletil-Kadir, 4). Kadir gecesinin kesin olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde duran âlimler, bu durumun gecenin feyzinden istifade etmek için daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Zira Kadir gecesinin bildirilmesi halinde Müslümanlar sadece o geceyi ihya etmekle yetinebilirlerdi. Halbuki kısmî belirsizlik sayesinde müminlerin Kadir gecesi ümidiyle bütün ramazan gecelerini ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri söz konusudur. Bir de şunu akıldan çıkarmamalı ki müminlerin kavgası onları rahmetten uzaklaştırıyor, Kadir Gecesinin Allah Resulünün aklından silinme sebebi belki de budur, ki bu üzerinde ayrıca durulması gereken bir husustur.
Peygamberimiz bize Kadir gecesini Ramazan ayının son on veya yedi gününde ya da son on gündeki tekli gecelerde aramamız gerektiğini tavsiye etmiştir. Bu hususta sahabeden gelen rivayetlerde en çok ramazanın 27. gecesi öne çıkıyorsa da (Müslim, Salatül Müsafirin, 179-180) bu rivayetler ihtilaflı olduğundan kesinlik ifade etmemektedir.

Bir hadiste inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini ihyâ edenlerin geçmiş günahlarının affedileceği müjdelenmiştir (Buhârî, Fazlü leyletil-Kadir, 1). Ramazanın son on gününe girildiğinde Efendimiz dünyevî işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı (Buhârî, Fazlü Leyletil-Kadir, 4). Dini anlama gayretinde tam bir rehber olan Hz. Aişe annemiz “Ya Resulallah şayet bu geceye kavuşursam nasıl dua edeyim.” dediğinde “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua etmesini tavsiye etmiştir. Bir kere daha ulaştığımız bu gecede tam bir kulluk bilinciyle, geçmişte yapılan hata ve günahlardan tövbe edip bir daha bu hatalara dönmemeye karar vererek eda etmeliyiz. Bu gecede bol tefekkür, zikirlerin en güzeli olan Kur’an okumak, nafile ve kaza namazları ile hakkını vererek değerlendirmeliyiz.