Biz Ramazan’a kavuştuk ama…

Biz Ramazan’a kavuştuk ama…

Bir kez daha biz Ramazan’a kavuştuk Ramazan da bize. İki taraf var bu buluşmada: Ramazan ve biz. Bir soru soracağım taraflara. İlki ben de dahil Müslümanlara. Müslümanlar olarak bizler Ramazan’a kavuşmaktan mutlu muyuz?

Oruç başta olmak üzere Ramazan’da yapacağımız ekstra ibadetlerin neşvesi ile şimdiden dolu muyuz? Dost meclislerinde yapacağımız iftarlar, camilerde kılacağımız teravihler, dinimizi daha iyi anlama, anlamlandırma ve yaşamamıza katkı sağlayacak olan sohbetler, Ramazan’a mahsus yaptığımız okuma listelerinde yerini alan kitaplar, izleyeceğimiz filmler ve diziler gerçekten şimdiden bizi heyecanlandırıyor mu? Yoksa böyle bir hazırlığımız yok mu? Hatta hazırlık bir yana Ramazan’ı hem Rabbimizle irtibattaki ilave sorumluluklar hem de sosyal hayatımızda ister istemez meydana getireceği değişiklikler itibariyle yük olarak mı görüyoruz? Gerçekten nerede duruyoruz?

Çocukluğumda hatırlarım, orta okul yıllarında iken yaz mevsiminde dükkanında çıraklık yaptığım ustam Ramazan sonunda “Mübarek Ramazan bitti, gidiyor.” diyen arkadaşlarına “Ramazan gidiyor değil mübarek on bir aylar geliyor.” diyerek cevap verirdi gülerek. İnanarak mı diyordu bunu bilmiyorum. Ramazan’da orucunu tutan namazını kılan birisiydi ama böyle söylerdi. Belki de yukarıda zikrettiğim unsurlardan dolayı inanarak söylüyordu bunu, kim bilir? Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki yakın ve uzak çevremde şimdi böyle düşünen insanların olduğunu biliyorum.

Bu buluşmanın diğer canibinde Ramazan yerini alıyor. Acaba Ramazan nerede duruyor? İsterseniz şimdi hayal dünyamıza canlılık kazandırıp Ramazan’ı aklı, şuuru, hissiyatı olan bir varlık olduğunu tahayyül edelim ve aynı soruyu ona yöneltelim: “On bir aydan beri bizden uzak yaşıyorsun. Şimdi bir aylığına yine bizimle beraber olacaksın. Geceli gündüzlü birlikte yaşayacağız bu sürede. Sofrada sahur ve iftar yaparken, camide namaz kılarken, yatakta uyurken hep seninle beraber olacağız. Mutlu musun bizimle birlikte olacak olmaya?” Ne der acaba? Şöyle diyebilir mesela: “Performansınıza bakacağım. Allah’ın size ekstra sevaplar vermek için bana yüklediği kadr ü kıymetimi bildiğinizi ya da bilmediğinizi gösterecek davranışlarınızın tümüne göre bir değerlendirmede bulunacağım.”

Hayal dünyamızda yaptığımız bu yolculuğu bir adım daha öteye taşıyıp ahirete gidelim. Mizan’da amellerimizin tartıldığı ve Rabbimizin rahmetle hükmetmesini umduğumuz ama adaletle hükmedeceğini kesinlikle bildiğimiz mahşer gününe intikal edelim. Sırada 2022 yılı Ramazan ayında yaptığımız ameller olsun. Orucumuz, teravihimiz, zekatımız, fakir fukaraya verdiğimiz sadakalarımız, iftar ve sahur sofralarında dostlarla birlikteliğimiz, hatimlerimiz, yakın çevremizdeki insanlarla bizatihi uzak çevremizdekilerle de gönül bağını, empatiyi nazara veren ilişkilerimiz. Mesela şöyle dese Allah: “Tabiat ve tarih yasalarına bağlı olarak yaratılış gayeni unutma ihtimaline binaen Ramazan’ı yaratmış ve o ayda sana özüne, ruhuna, yaratılış gayene geri dönme imkanı vermiştim ve sen bu fırsatın kadrini bildin, onu imkanı iyi değerlendirdin, mükafatın da bu. Ya da bilmedin ve değerlendirmedin mi, neden?” Gördüğünüz gibi iki şık var, bir üçüncüsü yok.

Sözü uzatmayalım. Razi’nin açıklamaları içinde Ramazan, “yaz sonunda yağıp yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur” anlamına gelen “er-ramza” ya da “Güneş ışınlarından taşların yanıp kızması” anlamında olan “er-ramaz” kelimesinden türetilmiştir. Buna göre yağmurun yeryüzünü kirlerinden arındırıp yıkadığı ya da kızgın taşlar üzerinde yürüyenlerin ayak tabanlarının yanması misali Ramazan yapılması gerekli olan şeyleri yapma şartıyla insanın günahları yıkar ve yakar. Bu açıdan Ramazan biz inananlar için bir arınma musluğudur. Her bir salih amele karşılık bir değil binlerce mükafat verilecek bir zaman dilimidir. Bunu bir fırsat bilip istifade etmek ise bizim irade ve ihtiyarlarımıza bırakılmıştır. Arka arkasına sıralayacağım şu iki hadis bunun en büyük delilidir.

“Ramazan ayı geldi. Bu ay, Allah’ın oruç tutmayı farz kıldığı mübarek bir aydır. Bu ayda semanın (cennetin) kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve Allah’a karşı gelen azgın şeytanlar bağlanır. Bu ay içinde öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin faziletinden mahrum kalan (bin ayın faziletinden) mahrum kalmış olur.” (Nesâî, Sıyâm, 5)

“Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir: Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen günahlarından vazgeç! Allah’ın bu ayda ateşten azad ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.” (Tirmizî, Savm,1)

Hasılı, Erzurumluların tabiriyle “Bahane Tanrı”sı olan Allah, biz kullarını af etmek, mağfirette bulunmak, rahmet ve merhametini üzerimize sağanak sağanak göndermek için bu zaman dilimini bize tahsis etmiştir.

Rabbim Ramazan’ı hakkıyla idrak eden, yapacağı amellerle hakkını veren, özünü ve ruhunu bulan, Ramazan’da Ramazanlaşan kullarından eylesin bizleri. Ramazan’ınız mübarek olsun.