Ey Kur'an ne olur bizleri affet

Ey Kur'an ne olur bizleri affet

“İçinde Kur'ân'dan bir şey olmayan kimse, yıkılmaya yüz tutmuş ev gibidir." Haşim İbn-i Abbas (ra)’dan Tirmizi'nin rivayetiyle gerçekleşen bu muhteşem hadisi şerif ne büyük hakikatlere rehber oluyor. Kuraklaşan, çölleşen, susuzluğunun ve adım adım öldüğünün farkında olmayan biz insanoğluna ne sırlar fısıldıyor. Ölen bazen bir birey, bazen bir aile bazen de bir cemiyet oluyor maalesef. 

Kur'ân ilahi beyanın varlığı tercümesidir. Biz çamur içinde boğuşurken ötelerden gönderilen gaybın ezeli lisanıdır. İçin ve dışın, fiziğin ve metafiziğin define haritasıdır. Dünyanın bir ucuna gizli defineler peşine düşüp giden insanın, yanıbaşındaki ilahi kitabın definelerinden habersiz yaşaması ne acı! Metafiziği ve henüz keşfinden aciz olduğumuz alemlerin anahtarıdır. Madde ile manayı teke indiren bütüncül bakışın adıdır Kur'ân. İçinde yaşadığımız evrenin, alemlerin hem ruhu hem hayatıdır. O sevgili Kur'ân hatırına yer ve gök ayakta durmaktadır.

Böylesi bitmez bir Nil havzamız var ve bizler Sahra çöllerinde hâlâ bir damla suyun peşindeyiz. Bir damla suyu bulanlara methiyeler düzmekte, ömürlerimizi o damlayı nasıl bulmuş, yorumlamış diye harcamaktayız ama gel gör ki tam bir teveccühle Kur’ân'ın bitmez hazinelerinden, ab-ı hayatından kana kana içmiş ve sonsuzluğa ermişlerin hayatından bihaber yaşıyoruz. Zaman ayırmaya bile değer bulmuyoruz. Vay halimize!

Kur’ân bizden muzdarip biz Kur’ân'ı anlamaktan uzak... Kur’ân insanlığın yegâne kurtuluşudur. Nice izmler çöktü tozu kalmadı ama ilahi beyan ve getirdiği hakikatler dimdik ayakta. Mesajı ile hayat bulanlar sonsuzluğa erdi, mesajından mahrumlar yollarda kaldı, dağ başlarında ısssız bir başına kaldı. Derinleşme, entelektüel olma, insan-ı kamil olma yollarını bize açan rehberdir o.

Kur’ânsız söylenen türküler, destanlar, şarkılar hep yarımdır, eksiktir. Varlığı, hayatın anlamını, içinde yaşadığımız evreni, niye ve nedenleri bize en net bir bakış açısı ile gösteren hidayet rehberidir. Nereye gittiğimize, hayat serüvenimize dair en net cevapların olduğu dupduru bir definedir. Felsefenin ana sorusu hayatın anlamını çözen en doğru cevaptır. Keşke Descartes, Nietzsche, Spinoza, Frankl, Sarte, Simone de Beaviour, Faucault, Darvin, Marks, Voltaire, Schopenhauer ve daha niceleri Kur’ân’ın apaydınlık atmosferi ile tanışabilselerdi! İnsanlığın seması çok daha aydınlık olacaktı.

İnsan, evren ve Rab arasındaki en hayati referans yine Kur’ân'dır. Ondan kopan insana yabancı yaşar, Kur’ânsız kalan nefessiz kalır. Rabbimizi bize bildiren, Efendimiz (SAS) bize tanıtan, hayatı, eşyayı ve tüm varlığı bize satır satır okutan, hece hece, harf harf anlatan, okuyan yine Kur’ân'ı Kerim‘dir. İnsan kendini tanımadan Rabbi bilemeyecektir. Dev şahsiyet, Kur’ânlaşmış İbn-i Arabi “Nefsini bilen, Rabbini de bilir” der. Rabbe bize götüren selametli şehranın, otobanın adı da yine Kur’ân’dır. Aradığımız cevaplar içimizde nüve, çekirdek şeklinde gizlenmiştir. Kendini tanıyabilenlerdir ki hayata ve ötelere ait net cevapları olanlardır.

EY BEYAN! NE OLUR BİZLERİ AFFET

Daha önce Ey Sevgili! Diyerek Efendimize içimi dökmüştüm şimdi de sana yalvarıyor ve ne olur senden uzaklığımızı, seni öksüz ve yetim bırakışımızı bağışla diye yakarıyorum.
21. Asrın insanları olarak seni raflara mahkûm ettik.
Halbuki sen bize nefsimizden daha yakındın.
Sen Rabbimizin bize emanetiydin.
Efendimiz’in mirasıydın. Biz seni anlayamadık!
Hayatımızı sana göre düzenleyemedik.
Birbirimizin kanını döktük. Masumları öldürdük.
Sadece insanları değil, hayvanları ve çevreyi de katlettik.
İnsanca yaşamaktan uzaklaştık.
Kur’ân'ın huzur dolu ikliminden kopuk kaldık ve sonunda tüm insanlık olarak çölleştik, sevgisiz, merhametsiz kaldık!
Ne olur ey en güzel beyan! Ey Sevgili gel tekrar aramıza katıl.
Bizim sana vefasızlığımıza sonsuz vefanla mukabelede bulun!
Bir kez daha bize aç sırlarını, bir kez daha aç bize huzur iklimini.
İnsanlık olarak dertler sarmalı içinde bocalayıp duruyoruz, dertlerimizin yegane çözümü sen de biliyorum, ne olur bir kez daha dön çölleşmiş gönüllerimize, yüreklerimize.
Hayat sensin! Dirilten ruh sen!
Sensiz hayat mağara dönemi gibi, sensiz hayat bir hiç!
Gel ey ilahi beyan! İbn Mesud aşkına gel!
Hücresinde Kur’ân okurken vefat edenler, gurbette Kur’ânlaşmış şehitlerimiz aşkına gel!
Aramıza dön ve bu asrın yığınlar halinde zelil ve rezil olmuş, Kur’ânsız kalmış cahiliye toplumlarına bir kez daha can ol!
Yağmur ol gel!