Abdurahman Ahmet, ‘‘Komşumuzla Soframız Ortaktı’’...

Abdurahman Ahmet, ‘‘Komşumuzla Soframız Ortaktı’’...

Üsküp’ün en eski mahallesi olan Gazi Baba’da yaşayan emekli oto tamircisi Abdurahman Ahmet’le klasik tabiriyle ‘eski ramazanları’ konuştuk.

Gazi Baba’da yıllardır esnaflık yapan ve herkes tarafından tanınan Abduraman Amca, kendini emekliye ayırıp sakin bir hayata verdikten sonra iş yerini oğullarına devretmiş.

Mahalle hayatının öneminden bahseden Abdurahman Ahmet “Gazi baba mahallesi genelde Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir muhitti. Türk gelenek ve göreneklerini yaşatan tipik bir Türk mahallesiydi yani. O zamanlar kıtlık olmasına rağmen insanlar huzurluydular, şimdiki gibi tatminsiz ve doyumsuz değildiler. Bu nedenle gençliğimin en güzel yıllarını geçirdiğim bu mahallenin türbesiyle camisiyle farklı bir atmosferi vardı..’’diyor.

Ahmet, “Önemli günlerde mahallemizde şenlik olurdu, bütün mahalle bir arada kutlama yapardık. Mübarek gecelerde herkes biribirine ikram dağıtır, paylaşımda bulunurdu. Birlik ve beraberliğimiz vardı. Komşu ve akraba ziyaretlerini ihmal etmezdik. Özellike Ramazan ayında yoğun bir ziyaret ve davet geleneğimiz vardı.’’ diyor. Geçmişteki coşkulu ramazanlara dair detaylar veren Ahmet, şunları söylüyor; “Gazi Baba türbesinde top atışı olurdu. Akşam iftar zamanında mahallenin gençleri toplanır, iftar topunun atılmasını beklerdik. Topu hazırlayan bir Kadri amcamız vardı. Uzun yıllar boyunca bu işi o üstlenmişti. Top atışını görmek için tepeye çıkardık. Top patlayınca bayırdan aşağıya koşar evimizde iftar açardık.’’diyor.

Ahmet, iftardan sonra teravihe yoğun şekilde gider namaz kılardık. Toplu bir şekilde gazi babada bulunan dergaha gider zikir halkasına katılırdık. O yıllarda Üsküp Türk Tiyatrosu ramazana özel tiyatro oyunları sahneye koyardı. Şimdi aynı heyecan yok sanki..’’ diyor. İftarlarlar toplu bir şekilde yapılmaya özen gösterilirdi diyen Ahmet, “O zamanlar iftarlara çağrılmadan giderdik. Davet beklemeden kardeşine, akrabaya iftarda misafir olurdu insanlar. Sadece gitmeden önce “ekmek olmayabilir” diye koltuk altımıza ekmek koyar giderdik, yemek olarak Allah ne verdiyse beraberce yerdik. Davet beklemezdik. Büyük sofralar kurulurdu. Komşumuzun at arabası ile Katlanova’ya gider piknik yapar iftarımızı orda açardık. Eskiyle kıyaslayınca o komşulukları, insanların biribirilerine sonsuz güvenlerini ve beraberlik ruhunu özlüyorum. Şimdi komşu komşuyu tanımaz durumda. Hatta aile içinde bile ziyaretler azaldı. Kendi kardeşiyle evladıyla zor görüşür hale geldi insanlar’’diyor.

Ahmet sözlerini şöyle tamamlıyor; “Şimdi herşey var fakat huzur yok. Kıtlık vardı, şimdiki gibi zengin sofralarımız yoktu. Fakat olanı bile paylaşırdık. Komşumuzla soframız ortaktı. İlk önce yemeklerini onlar yer sonra biz sofrayı alıp yerdik. Pazara inince zembil ile pazar alışverişi yapardık. ‘Çevrede durumu iyi olmayanlar olabilir, komşular ne aldığımızı görüp imrenebilirler’ diye düşündüğümüz için zenbil kullanırdık. Fakat gününüzde öyle dikkatli davranan insan da pek kalmadı ’’ diyor..