Sürgün öğretmenlerden 15 Temmuz mesajı: Haklarımızı alacağımız günü ümit ve sabırla beklemekteyiz

15 Temmuz kurgu darbesinin yıldönümü vesilesiyle Hollanda’nın Başkenti Amsterdam şehri yakında ki Zaanse Schaans’da biraraya gelen KHK’lı akademisyenler ve öğretmenler, yaşanan mağduriyetleri kamuoyu ile paylaştı.

Zaanse Schaans’da ellerindeki pankartlarla toplanan Broken Chalk (Kırık Tebeşir ) üyeleri adına açıklamayı Broken Chalk Sözcüsü Atilla Erol yaptı. Erol, şunları söyledi: ‘Bu gün burada toplanma amacımız; kurgu bir darbe bahane edilerek, Türkiye’de, mesleklerinden ihraç edilmiş, işkenceye maruz kalmış, hapishanelere atılmış, sürgün edilmiş, baskılar neticesi vefat etmiş masum insanların sesi olmak ve yapılan haksızlıkları tüm insanlığa duyurmaktır. Çünkü Erdoğan rejiminin iktidar hırsı, muhalifleri susturma arzusu ve kendisi gibi düşünmeyen her kesimi yok etmek için her yolu meşru görmesi ile Türkiye’de ve Dünya’da yaşattığı mağduriyetler yaşanmıştır ”

ÜLKESİNE HİZMET EDEN BAŞARILI İNSANLAR İŞİNDEN ATILDI

Erdoğan rejimi her meslek grubundaki yetişmiş ve başarılı insanları Kanun Hükmünde Kararnameler(KHK) ile kamu görevinden çıkarmıştır. Kamu görevinden çıkarılan insan sayısı 126.000’den fazladır. Kendi alanlarında ülkeye çok büyük katkılar sağlamış, saygınlık kazandırmış başarılı doktor, mühendis, savcı hâkim, avukat, diplomat, bilim adamı, din adamı, yazar, sanatçı, siyasetçi sanayici, sporcu, akademisyen, öğretmen ve öğrenciler ve toplumun her kesiminden on binlerce eğitimli insanına hayat hakkı tanımamıştır.

KHK İLE 15 ÜNİVERSİTE 1065 LİSE 980 DERSHANE 848 ÖĞRENCİ YURDU KAPATILDI

Mevcut kanunlar ile açılmış ve her türlü denetimden geçmiş olan 15 üniversite, 1065 lise, ortaokul ve ilkokul, 980 dershane, 848 öğrenci yurdu KHK’lar ile kapatılmıştır. Kapatılan bu eğitim kurumlarında görev yapan 35.000’den fazla öğretmen ve 30.000’den fazla yardımcı personel işsiz bırakılmıştır. İşsiz kalan eğitim emekçileri hiçbir özel kurum ve devlet kurumunda çalışamaz duruma düşürülerek büyük bir işsizler ordusu oluşturulmuştur. Kapatılan eğitim kurumlarına ve kurumun eski çalışanlarının tüm mal varlıklarına el konulmuştur. Bunların yanı sıra bu insanlar ve aileleri hiçbir sosyal haklardan da faydalanmalarına müsaade edilmeyerek adeta sosyal ölüme mahkûm edilmişlerdir. Eğitim İşverenlerini Kalkındırma Sendikası(EKASEN), Eğitim Pak Sendikası ve Aktif Eğitimciler Sendikası (AKTİFSEN) kapatılmıştır.

Kapatılan eğitim kurumlarının öğretmenlerin tamamına yakını terör örgütü üyeliğinden soruşturmaya tabi tutulmuştur. Gözaltına alınan kişiler, tek kişilik hücre uygulamasına, uzun süre gözaltında tutulmaya ve hukuksuz yargılamalara maruz kalmışlardır. Bu uygulamalar başlı başına aşağılayıcı ve toplum nezdindeki itibarlarını yok etmeye matuf bir cezadır, Ayrıca mağdurlar işkence ve kötü muameleye de maruz kalmışlar, 12 kişilik cezaevi koğuşlarında 40-50 kişi kalmak zorunda bırakılmışlardır. Bu yapılan muameleler bir insanlık suçu ve insan hakları ihlalidir.

780 BEBEK VE ANNELERİ HAPİSTE

İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Erdoğan rejiminin hukuksuz ve faşizanca baskıları neticesinde 511.000 kişi hakkında adli soruşturma açmış, 125.000’den fazla insan “terör örgütü üyeliği”nden gözaltına alınmıştır. Bugün itibariyle hapishanelerde 31.000’den fazla tutuklu bulunmaktadır. Türkiye Hapishanelerde hapishânelerinde 11.000 civarında kadın tutuklu bulunurken, 780 bebek ise çocukluğunu yaşayamadan anneleri ile birlikte cezaevlerinde büyümektedir.

TR_e6f47.jpg

Çok sayıda insan Türkiye içinde ve yurt dışında istihbarat teşkilatı tarafından kaçırılmış ve ağır işkencelere tabii tutulmuştur. Bu insanların bir kısmından hala haber alınamamaktadır. Ayrıca ağır hastalığa sahip mahkûmların tedavileri kasten yapılmamakta ve ölüme terk edilmektedirler. Türkiye içerisinde de birçok kanser hastasına yurt dışı yasağı konularak tedavi olmalarına müsaade edilmemiş ve devlet eliyle ölümlere sebebiyet verilmiştir.

EGE DENİZİ’NDE VE MERİÇ NEHRİ’NDE ÖLÜMLER YAŞANDI

15 Temmuz hain darbe tiyatrosu ve Erdoğan rejiminin nefret söylemi, baskıcı, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı yaklaşımı ile ülkede birlik ve beraberlik bozulmuştur. İnsanların birbirlerine karşı ve devlete olan güvenleri kaybolmuştur. Pasaportlarına el konulan ve yurtdışı yasağı olan masum insanlar evini, yurdunu, yuvasını bırakıp kaçak yollar ile özgür ve demokratik bir yaşam umuduyla Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kalmıştır. Birçok insan da yollarda hayatlarını kaybetmiştir.

Birleşmiş Milletlere, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa Birliği parlamenterlerine, basın kuruluşlarına ve bütün halklara, Türkiye’de yaşanan zulme, Erdoğan rejiminin hukuksuzluğuna, diktatörce tutumuna ve sebep olduğu mağduriyetlere sessiz kalmamalarını ve sorumluluklarını yerine getirmelerini istiyoruz. Hukukun üstünlüğünün sağlanması ancak insani dayanışma ile olacağına inancımız tamdır.

Broken Chalk Platformu olarak; 15 Temmuz 2016’dan günümüze kadar yaşanan her türlü hukuksuzluğun adil mahkemelerce yargılanacağı, gerçek suçluların bulunup cezalarını çekeceği günü ümit ve sabırla beklemekteyiz. Bizler daima mağdur ve masum insanların yanında bütün hukuksuzluk ve haksızlıkların sesi olmaya devam edeceğiz.

TR_c36ca.jpg

‘SÜREKLİ TUTSAK MESLEKTAŞLARIMI DÜŞÜNÜYORUM’

Eyleme katılan akademisyenler düşüncelerini Tr724’e şöyle açıkladı: ‘İsmim latif 33 yaşındayım. Yaklaşık iki sene önce Türkiye’den hollanda’ya ailemle geldim. Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren 100 binlerce insan mağdur edildi. Ben ve ailem de onlardan birisi. Bu mağdur edilen insanların yanında milyonlarca insan da Türkiye’deki bu baskı rejiminden bunalmış canları gırtlağına gelmiş durumdadir. Açıkçası onların da fırsati olsa belki bir çoğu antidemokratik tutumlardan, baskıcı rejimden, Türkiye’nin içinde bulunduğu gerek siyasi gerek hukuksal gerekse ekonomik sebeplerden dolayı ülkeden göç etmek istediklerinden eminim. Bizi buraya getiren sebepler politik ve hukuki baskılardir. Bundan duyduğumuz endişe hukuksuzluklardan duyduğumuz endişelerden dolayı buralara geldik. Bununla ilgili tabi çok söylenecek çok verilecek örnek var.

Türkiye hukukun olmadığı bir ülke haline geldi. 2012-2013 yıllarından itibaren çeşitli siyasi manevralarla yapılmaya çalışılan, siyasi manevralarla başarılı olamadığında da işte kanlı bir girişim artık darbe de diyemiyorum başka bir şey. Prof Dr. Nurşen Mazıcı üniversiteden hocam olur. Kendisinin ifadesiyle söyleyim: “Bu darbe değil. Darbe gibi bir şey. Bir şey yani.” Bunun failini ararken de kesinlikle Türkiye’de eğitimden başka cehaletten fakirlikten ve ayrımcılıktan başka onlarda mücadeleden başka derdi olmayan 10 binlerce 100 binlerce insanın herkesin bildiği gibi faili olmadığı bir şey darbe diyemeyiz bunun failinin kim olduğunu aramak isterseniz de yine hocamızın ifadesiyle bu iş kime yaradıysa ona bakılmalıdır. Özgür bir ülkedeyiz biz. Hukukun olmadığı bir ülkede insanlar esir durumunda. Hazırlanan iddianameler tutarsız delillerle dolu. Açıkçası biz burada özgürüz hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Açıkçası her gökyüzüne baktığımda her evladımızı sevdiğim de aklıma cezaevlerindeki masum arkadaşlarımız geliyor. Her gökyüzünü izlediğimizde onların izlemediği duygusunu içimizde hissediyoruz. Bizim gibi olan bir çok arkadaşta bunu böyle hissediyordur diye düşünüyorum. Özgürlük açısından bizim beklentimiz zaten karşılanmış durumda buradan yetkililere teşekkür ediyoruz. Bize düşen de tabii ki buradan yapabildiğimiz ölçüde mucadele etmek. Türkiye’de maalesef bu meselenin üzerine gidilemiyor. Gidenler İşte Ece Sevim Öztürk örneğinde görüldüğü gibi bu olayların üzerine gidenlerin başına iş açılıyor. Türkiye’de bize düşen burada mağduriyetleri hukuksuzluklara ses olabilmek elimizden geldiğince gücümüz yettiğince. Gücümüz yettiğince yine etik kurallar içinde hukuk çerçevesinde mağdur insanların sesi soluğu olabilmek.’

TR_aa977.jpg

İhraç akademi̇syen Yusuf Rahman

‘CEZAEVLERİNDE YAŞANAN ZULMÜ BİZ DE İÇİMİZDE YAŞIYORUZ’

KHK’lı ihraç akademisyen Yusuf Rahman şunları anlattı: ‘İsmim Yusuf Rahman. Kırklareli Üniversitesi’nde iken 2016 yılında İşinden ihraç edilmiş bir eğitimciyim. Aynı zamanda hukukçuyum. İhraç edildikten sonra Türkiye’de çeşitli işlerde çalışmak istedim ancak buna da müsaade edilmedi. Aynı zamanda bu süreçte Türkiye’de özürlü bir çocuğum vardı. Benden dolayı özürlü çocuğumun da maaşı kesildi. Bu zülüm devam ederken kendimi ülkede barındırmadım baskılar devam etti sürekli polis baskını sürekli eve gelmeler Türkiye’de artık bize hayat şansı tanınmıyordu. Böylece ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldık. Şimdi Türkiye’de değilim Hollanda’da yaşıyorum. Buraya hukuk olduğu için geldim. Bu süreçte ciddi anlamda mağduriyetler yaşandı. Cezaevinde olan insanlar var bu insanların mağduriyetleri dünyayı sarmış durumda. Türkiye’de corona sürecinde yeni bir infaz yasası çıkartıldı. Çıkartılan bu yasadan mağdur insanlar yararlanmadı. Kendi istedikleri insanları cezaevinden çıkardılar. Çıkarılan insanların yerine kendilerine muhalif insanların cezaevlerine doldurulması planı olduğunu bir hukukçu olarak ben dahil herkes gördü. Biz maalesef buraya gelmek zorunda kaldık. Biz burada hukuk adına mücadele ediyoruz. Biz o ülkeye hukuku Erdoğan rejimi istese de istemese de tekrar götüreceğiz. Bu zulümler en kısa sürede sonlanacaktır biz buna inanıyoruz.

Diğer bir konu Türkiye’de cezaevinde mağdur edilen bebekler cezaevindeki bayanlar Ve cezaevindeki hasta tutuklularla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Bugün için Türkiye’de çoğu insanın istemediği ancak sesini de çıkaramadı bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’de cezaevlerinde Erdoğan rejimi tarafından uygulanan Şeyin soykırım olduğunu tüm hukukçular biliyor. Bir gün bu yaptıklarından dolayı Erdoğan rejiminin uyguladığı bu soykırım suçundan dolayı hem ulusal hem de uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanacaklarına genç bir hukukçu olarak inanıyorum. Erdoğan rejimi ve taraftarları uluslararası ceza mahkemeleri nde Muhakkak yargılanması gerekir. Çünkü bu yargılamalar bir sonraki dönemler için zülüm sevenler için en azından bir engel olur. Durmak yok yola devam kelimesini biz hukuk alanında kullanacağız. Biz ısrarla söylüyorum Türkiye’ye hukuku geri götüreceğiz. Zalime yer yok. Zulüm sonlanacaktır. Herkese buradan sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Türkiye’de cezaevlerinde bulunan insanların yaşadığı zulmü biz içimizde yaşıyoruz.

Çoğu zaman hukuk şu noktada işlemiyor olabiliyor. Yani yani önce ülkelerin kendi aralarında devam eden ticari ilişkilerinden dolayı bazen ülkeler bu noktada sabit kalabiliyor ancak daha çok biz derneklerden bunu görebiliyoruz hukukçu derneklerinden özgür basın derneklerinden İnsan hakları koruyucularından bu anlamda aktiviteler görüyoruz. Bunu Almanya için söyleyebilirim Hollanda için söyleyebilirim. Yani mevcut Avrupa ülkeleri Erdoğan rejiminin müdahale edemediği Ve hukukun var olduğuna inandığım ülkelerden bahsediyorum. Bu ülkelerde ciddi anlamda adım atan hukukçular var. Türkiye’den gelmek zorunda kalan Okukcular var var. Bu anlamda gayret gösteriyorlar. Avrupa ülkeleri bu konuda çok ciddi adımlar atmıyorlar ama bu durumun farkındalar. Türkiye’de keyfi uygulamalarla insanların İşlerinden atıldığını cezaevlerine atıldığını onlarda biliyorlar. Ama bu noktalarda dediğim gibi diğer ilişkilerinden dolayı devlet düzeyinde açıklamalarda bulunuyorlar sadece gazetelerle ilgili bunun Almanya başbakanından Hollanda başbakanından bizzat işittim bunu dile getirmişlerdir ama dediğim gibi diğer devlet ilişkilerinden dolayı çok dile getirmiyorlar ancak dediğim gibi bunlar daha çok sivil toplum kuruşları tarafından dile getiriliyor. Bu çalışmalar ilerde Türkiye ciddi baskılar oluşturacaktır. Hukuk herkese lazım. Martyn Noterin güzel bir sözü var bir yerdeki adaletsizlik her yerde ki adalet İçin bir tehdittir. Bu sözü burada tanıdığım hukukçu insanlara da söyledim. Şu an Avrupa’da hukukun olması bunun ileride de devam edeceği anlamına gelmez. Türkiye ya da Suriye örneğini de verebilirim var olan hukuksuzlukların bugün onlar için de tehdit unsuru oluşturduğunu onlarda biliyorlar. Biz bunu burada kendilerine anlatıyoruz.