Sürgün akademisyen Şadi Aydın: “Üniversiteye atanan kayyum 5 bin kitabıma el koydu”

Mevlana ve Mevlevilik alanında Türkiye’deki sayılı uzmanlardan biri olan sürgün akademisyen Şadi Aydın, kayyumun el koyduğu 5 bin kitabını geri alabilmenin yollarını arıyor.

Sürgün akademisyen Doç. Dr. Şadi Aydın, Türkiye’de sayıları çok az olan Mevlana ve Mevlevilik uzmanı akademisyenlerden biri.

KHK ile kapatılan Mevlana Üniversitesi çatısı altında birçok kitap hazırladı ve makaleler yazdı. Farsça’dan çevirdiği çok kıymetli eserler var. Mevleviliğin kurucusu, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divânı ve yine sürgünde tamamladığı Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in Mâarif adlı meşhur eseri bunlardan bazıları.

26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmaya karar veren ve artık akademik hayatını Almanya’da sürdüren Aydın, tüm bu çalışmalarını, 1000’i nadide olmak üzere 5 bin kitabın bulunduğu şahsi kütüphanesinde yaptı. Üniversitede yöneticiliğini yaptığı Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında yer alan kütüphanesindeki kitaplar ise artık yok. Üniversite KHK ile kapatılınca Aydın’ın kitaplarına el kondu ve daha sonra Mevlana Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Şu anda kitaplarının akıbetini bilmiyor, böyle değerli eserlerin sahaflara satıldığına dair rivayetler var.

İki yıldır kütüphanesine ulaşmak için Selçuk Üniversitesi‘ne dilekçe gönderdiğini söyleyen Şadi Aydın, “Kütüphanemi geri almak için Selçuk Üniversitesi yöneticilerine iki defa dilekçe yazmama rağmen bir cevap alamadım. Ülke Moğollardan bugüne böyle bir zulme maruz kalmadı. Kütüphanemi geri istiyorum” diyor.

Kütüphanesindeki her kitabın ayrı bir hikayesi olduğunu belirten Şadi Aydın, Türkiye’den ayrılırken nasıl bir kültür hazinesi bıraktığını ve kitaplarının başına ne geldiğini Bold’a anlattı.

TR_a1703.jpg

Şadi Aydın, Konya Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında kızıyla birlikte.

15 TEMMUZ GÜNÜ YİNE ÜNIVERSİTEDEKİ ODANIZDA MIYDINIZ?

O gün haftanın son günüydü. Her zaman olduğu gibi yine Mevlana Üniversitesi’nde derse girmiş çıkmış, yorulmuş, öğleden sonra ise Bahaeddin Veled hazretlerinin Mâarif adlı eserinin tercümesiyle meşgul olmuş ve bitkin bir halde eve dönmüştüm ki bir süre sonra tiyatro canlı olarak televizyonlardan naklen verilmeye başlandı.

SONRASINDA SİZİN İÇİN SÜREÇ NASIL IŞLEDİ?

Sözde darbeden önce üniversitemize kayyım atanmıştı. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Mevlana Üniversitesi diğer 15 vakıf üniversitesiyle birlikte KHK ile kapatıldı. Dünya tarihinde bu olayın benzeri yoktur. Bu durum üniversite ve bilim tarihine kara bir yazı ile kaydedildi. Türkiye’de bırakın ilim ve bilimle ilgilenme imkanını yaşama imkanının dahi kalmadığını düşünerek yurt dışına çıktım. Çok kısıtlı imkanlarla bilime katkıda bulunmaya çalıştım. Yarım kalan bazı makale ve kitap çalışmalarımı bitirerek yayımladım. Mevlana Üniversitesi’nde çalışma odamda kalan şahsi kütüphanemin yokluğu beni kaynaklara ulaşma noktasında epey zorladı.

ÜNİVERSİTEDEN AYRILDIĞINIZDA KİTAPLARINIZI NİYE ALMADINIZ Kİ?

23 Temmuz 2016 tarihinde üniversitemiz KHK ile kapatılınca üniversiteye gittim lakin içeri girmek mümkün olmadı. Bütün odalar mühürlenmiş ve girişler yasaklanmıştı. Birkaç gün sonra da yurt dışına çıktığımdan dolayı kütüphanemin akıbetini öğrenemedim.

DEĞERLİ BİR KİTAPLIK OLDUĞUNU HER FIRSATTA SÖYLÜYORSUNUZ, NE TÜR KİTAPLAR VARDI?

Çok değerli bir kütüphanem vardı. Yaklaşık 5 bin kitabın içinde 1000 kadar nadir eser bulunuyordu. Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı ve tasavvuf ile ilgili eserler. Hepsinin ayrı ayrı satın alınma veya sahaflardan toplanma hikayesi vardı. Klasik Fars edebiyatı ve tasavvuf literatürünün hemen hemen bütün kaynakları mevcuttu. Ankara, İstanbul ve Tahran sahaflarından toplanmış nadide eserler.

KÜTÜPHANEYİ KURMAYA NE ZAMAN BAŞLAMIŞTINIZ?

90’lı yıllarda Ankara’da öğrenciyken kitaba karşı ilgim başlamıştı. Daha sonra akademiye adım atınca bu ilgi doğal olarak arttı. Kazancımın önemli bir kısmını kitaba harcadım. Bazı zamanlar cebimdeki son kuruşu kitaba verip eve ekmeksiz gittiğim olmuştur. Hiç unutmam, Molla Camî’nin Heft Evreng adlı eserini Tahran’da bir sahafta görmüştüm. Ancak kitabın ücreti biraz fazlaydı. Epey bir müddet sahafın önünden geçerken göz ucuyla kitabın yerinde durup durmadığına bakıyordum. Meblağı denkleştirince koşup eseri satın aldım. Birçok kitabı böyle topladım. Tahran‘da İnkılap ve Veli-i Asr caddesindeki kitapçı ve sahaflara sorun söylesin. Her kitabın bir hikayesi var.

KİTAPLARINIZIN BAŞINA NE GELDİĞİNİ HİÇ ÖĞRENEMEDİNİZ Mİ?

Ben 15 Temmuz’dan on gün sonra ayrıldım Türkiye’den. Orada nefes almak mümkün değildi. Karabasanlar çökmüştü ülkeye adeta. Mevlana Üniversitesi daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Konya’da bulunan bazı arkadaşlara üniversitedeki şahsi eşyalarımızın akıbetini sorduğumda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Selçuk Üniversitesi yönetimine bir dilekçe yazarak kütüphanemin durumunu sordum. Maalesef bir cevap alamadım. Bir süre sonra ikinci bir dilekçe yazdım ve kitaplarımı istedim. Ona da cevap vermediler. Şu anda yurt dışında sahamla ilgili çalışmalar yapıyorum ve kütüphanemdeki kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Bu kitaplar bana özeldi ve belirli bilimsel çalışmalar amacıyla biriktirmiştim. Piyasada bu kitapların çoğunu bulmak ve edinmek mümkün değil. Yeni baskısı yok.

AKADEMİK ÇALIŞMALARINIZA DEVAM EDİYORSUNUZ, KAYNAK OLMAYINCA NE YAPIYORSUNUZ?

Evet, bu doğru. Şimdilerde Mevlana ve Mevlevilik üzerine bazı araştırmalar yapıyorum. Ama kitap ve kaynak bakımından oldukça zorlanıyorum. Aradığım kitapların hepsi şahsi kitaplığımda vardı. Çiftçinin çifti çubuğu neyse bizim de her şeyimiz kitap ve kütüphane. Bu kütüphaneyi tabir yerindeyse çocuklarımın süt parasından keserek kurmuştum. Sadece benim değil onların da hakkı var. Fakat Moğolların bu asırdaki torunları kütüphanemi talan etti. Bazı kitaplarımın kitapçı ve sahaflarda satıldığını görüyorum. Umarım korktuğum olmamıştır.. Bir gün ülkeye hukuk ve adalet geri gelirse ben de kitaplarımın izini sürerim.

TÜRKİYE’DEN SÜRGÜNE ZORLANMIŞ BİR AKADEMİSYENSİNİZ. YERİNİZDEN, YURDUNUZDAN, KÜTÜPHANENİZDEN OLDUNUZ. ÜRETEN BİRİ İÇİN ZOR BİR DURUM OLSA GEREK.

Kendi yazdığım onun üzerinde kitap var. Bugün elimde sadece bir tanesinin birkaç nüshası var. Kendi telifim olan kitaplarımdan dahi mahrumum, onları bile kütüphanemden alma imkanım olmadı. Bu menfur süreç dolayısıyla yarım kalan ve bende doğru dürüst kopyası bulunmayan çalışmalarım da ziyan oldu. El yazması eserler tarihiyle ilgili kıymetli bir kitabı Farsça’dan tercüme ediyordum. Çeviriye devam etmek için kitaba ihtiyacım var, bir yıldır kitabı arıyorum lakin bulamıyorum. Bütün akademik bilgi fişlerim odamda kaldı, çeyrek asırlık bilgi fişleri. İşte böyle bir şey Türkiye’de akademisyen olmak.